4 Ağustos 2014 Pazartesi

Düzenleyici

Sabahın ilk ışıkları pencereden içeri girerken gözlerini araladı. Başucunda duran telefona uzanırken gözlerini daha fazla açabilmek için çaba sarf ediyordu. Biraz daha uyumayı aklından geçirdi ama yapmaması gerektiğini biliyordu. Telefonu elinden bıraktı ve yavaşça yatağında doğruldu. Standart bir iş günü diye düşündü.


Yataktan kalktı ve yere gelişi güzel atılmış kıyafetlerin üzerinden atlayarak banyonun yolunu tuttu. Duşa girdiğinde neredeyse hiç bir şey düşünmüyordu. Duş, dişlerin fırçalanması ve üzerinden atladığı kıyafetlerden en temiz kalanları seçme konusunda hızlı hareket etmesi gerekiyordu. Eğer hızlı olmazsa kahvaltı için gerekli zamanı kalmayacaktı. Bugün de diğer günler olduğu gibi kahvaltıyı evinde yapmayı kafasına koymuştu.

Kıyafetler giyilmiş, kahvaltı için buzdolabından peynir, zeytin, domates ve biber çıkarılmıştı. Küçük ahşap masaya tabağını ve meyve suyunu koydu. En büyük keyfi kahvaltı yaparken internetten haberleri okumaktı. Bir haber sitesi açtı ve günün gelişmelerine göz atmaya başladı. Sol eli ile tabletinde sanal sayfaları çevirirken sağ eli ile tabağındakileri bitirmeye çalışıyordu. Saatine bir göz attı ve geç kalacağını düşündü. Tabletini masadan aldı, tabakta son kalan peyniri ayağa kalkar kalkmaz ağzına attı. Hızlıca kapıya yöneldi. Akşamdan boyadığı ayakkabılarını giydi ve işe gitmek için dışarı çıktı.

8 otobüsü onun olduğu durağa yine tam saatinde gelmişti. Otobüsün basamaklarını çıktı, artık tanıdığı şoföre selam verirken kartını da göstermeyi ihmal etmedi. Koltuklara doğru döndüğünde ilk olarak en ön sırada her zaman oturan yaşlı amca ve teyzeyi gördü. Onlara da selam verdi. Amca ve teyzeyi ilk gördüğü andan itibaren bir yerden tanıyormuş hissine kapılıyordu ama aylar geçtiği halde nereden tanıdığını bulamamıştı. Tanıdık simalara sahipler herhalde diye düşündü. En arka köşe koltuk her zaman ki gibi boştu. Artık neredeyse onun yeri olmuştu. Yine arka koltuğa oturdu ve her zaman yaptığı gibi yol boyunca tableti ile oynadı.

İş yerinden içeri girerken herkese selam vererek yerine geçti. 8 saatlik mesaisi başlamıştı. Bilgisayarın karşısında hazırlanacak raporlarla geçecek saatler. Çok düşünmesine gerek yoktu, yapması gerekeni her zaman yapardı. Dün de yapmıştı yarın da yapacaktı. İş hayatı böyleydi.

Öğle yemeği vakti geldiğinde hızlıca oturduğu kübikten dışarı fırladı. Her zaman gittiği lokantada bahçede bir yer kapmayı çok istiyordu. 10 dakika hızlı adımlarla yürüdükten sonra lokantanın önüne geldi. Bahçeye bir göz attı ama yine yer olmadığını görünce hayal kırıklığına uğradı. Bahçeden lokantanın içine girdiğinde yine onu gördü. Her zaman ki masasında oturuyordu. Hayal kırıklığı yerini ufak bir heyecana bıraktı. Belki de gün içerisinde yaşayacağı tek heyecan.

Yavaş adımlarla boş bir masaya ilerlerken, onun oturduğu masaya yaklaşıyordu. Bakışlarını tabaktan kaldırdı ve yine gülümsedi. Ardından selam verdi. İşte günün en heyecanlı anı gelip çatmıştı. Selama karşılık selam verilmişti. İçinde kıpırdayan duygularla masaya geçti, yemeğini neredeyse hiç kafasını kaldırmadan bitirdi ve o kalkana kadar onu izlemeye devam etti. Gittiğine göre işe geri dönme zamanı diye düşündü.

Kalan 4 saat de raporlar ile geçti. Dönüş yolu yine otobüs ile tamamlandı. Evine geldiğinde günün yorgunluğunu atmak için biraz televizyon izledi ve yatağına yattı.

Gözleri aralandı, yavaşça yatağında doğruldu. Hızlı bir banyo ve ardından kahvaltı ile beraber haber okuma keyfi. Otobüs, otobüs şoförü, yaşlı çift ve ardından iş yerinde bulunan herkese selam verme faslı. Raporlar içinde kaybolduktan sonra günün en heyecanlı dakikaları. Hızlı adımlarla lokantaya gitti. Aynı masada aynı şekilde oturuyordu. Bakışlarını önündeki tabaktan ve yine gülümsedi. Sonra tekrar raporlar.Dönüş yolu tamamlandı. Televizyon izledi ve yatağına yattı.

Acı siren sesiyle ambulans kapının önüne yanaştı. Arka kapı açıldığında sağlık görevlileri hemen dışarı fırladı. İlk işleri sedyeyi de ambulanstan çıkarmak oldu. Doktor ambulansın ön koltuğunda gelmişti ve araçtan iner inmez verilen adrese doğru koştu. Apartmanın kapısı açıktı. Doktor 2. kata çıkar çıkmaz karşısında 3 numaralı daire vardı. Karşısındaki kapı ise açıktı. 4 numara bu olmalı diye düşündü.

4 numaralı dairenin içinde bir adam yatakta yatmakta olan arkadaşının başında bekliyordu. Doktor, "Acili arayan siz misiniz?" diye sordu. Adam "Evet" dedi.

"Ne kadar zamandır bu durumda?"
"Yaklaşık 32 saattir hiç uyanmadı." diyebildi ayakta bekleyen adam.

Doktor hemen yatakta yatan adamın nabzını kontrol etti. Çok yavaşlamıştı. Sonra kafasının üstüne yerleştirilmiş elektrodlara ve kablolara baktı. Kablolar direkt olarak adamın telefonuna gidiyordu. Telefon fişe takılı olduğu için hala çalışıyordu. Doktor tek bir tuşa basarak ekranın açılmasını sağladı. Ekranda çıkan uygulamayı gördüğünde yapacak fazla bir şeyi olmadığını anlamıştı.

"Rüya Düzenleyici" dedi, doktor.
"Evet. Herkesin kullandığı bir uygulama ama arkadaşım uyanamıyor."
"Ender rastlanan bir durumdur. Ama yapacak fazla bir şey yok, yoğun bakıma götürüp uyanana kadar ona iyi bakmak görevimiz."

Sağlık görevlileri yataktaki adamı ambulansa indirdiler. Arkadaşı ve doktor bu sefer arkaya hastanın yanına, görevliler ise öne oturmuştu. Doktor sedyede yatan adamın arkadaşına döndü.

"Hangi konuda rüya gördüğüne bakabilir miyim?"
"Tabii buyurun doktor bey."

İş hayatı...

Kim iş hayatı ile ilgili rüya görmek ister ki, diye düşündü.

"Arkadaşınız değil mi?"
"Evet arkadaşım"
"Arkadaşınız ne iş yapıyordu?"
"İşsizdi, doktor bey. Uyanabilecek mi peki?"
"Kendisinin istemesi gerekiyor."

Sabahın ilk ışıkları pencereden içeri girerken gözlerini araladı. Baş ucunda duran telefona uzanırken gözlerini daha fazla açabilmek için çaba sarf ediyordu. Standart bir iş günü diye düşündü.

Tepkiler:

0 yorum:

Yorum Gönder