Arayıcı önde, Riva arkasında yola koyuldular. Hafif sisin ve kirli havanın içinde nefes alacak ne kadar az yer varsa, düşüncelere ayıracak da bir o kadar çok zamanları vardı. Genç adam havanın kararmaya başladığının farkındaydı ve apartmana geri dönebileceklerini düşünmüyordu.

“Geceyi geçirecek bir yer bulmalıyız,” dedi maskenin altından boğuk bir sesle. Arkasına baktı.
Riva, deri montunun kürklü kapüşonunu başına geçirmiş, boynundaki bezi burnuna kadar çekmiş, sakin bir şekilde yürüyordu.

 “Beni duyuyor musun? Hava karardığında etraf tehlikelidir. Yola devam edemeyiz.”
Genç kadın eliyle bir yeri işaret ediyordu. Arayıcı, o yöne baktı ama bir şey göremedi. Cep terminalini çıkardı ve peşlerinden gelen olup olmadığını kontrol etti. Ekrandaki kırmızı noktalar onlardan uzaklaşıyordu. Bu sefer şansları yaver gitmişti.

“Bence diğer tarafa gitmeliyiz. Yaşadığım yere yaklaşmış oluruz.”

Kadın tek bir hareketle kapüşonunu arkaya attı ve kızıl saçları rüzgârda dalgalandı. Gözlerini genç adama dikmişti. Kaşları çatılmış, göz bebeklerinden alevler fışkırıyordu. Eliyle yine aynı yeri işaret etti. Arayıcı sislerin arasına tekrar baktığında belli belirsiz bir gölge görür gibi oldu. Bir bina.

Riva hızlı adımlarla ilerledi. Arayıcı arkasında ona yetişmek için çabalıyordu. Suratına yapışan maske olmasa daha rahat ilerleyebilirdi, bu şekilde kendini terinde boğulacakmış gibi hissediyordu. 

“Bir de kendimi formda sanırdım” diye düşündü. Bu kadının yanında hızlı yürümeyi unutmuş bir ihtiyar gibiydi.

Sonunda yıkık binanın içine girdiler. İkisi de temkinliydi. Dikkatli gözlerle etrafı taradılar. Ana giriş geniş, soğuk ve boştu. İçerideki yegane şey yerinden sökülüp atılamamış gibi duran, üzerinde “Danışma” yazan bir bankoydu.

Binanın alt taraflarında saklanan birileri olamayacağından ilk gördükleri merdivenleri tırmanmaya başladılar. Riva hızlıca önden giderken, Arayıcı her katta durup etrafı kolaçan ederek çıkıyordu merdivenleri. Kesinlikle 6. katta kalmaları gerekiyordu. Genç olabilirdi ama kendinden öncekilerden yeterince bilgi almıştı. “Eğer dışarıda kalmak zorundaysan, dumandan etkilenmeyeceğin ama kaçışını da engellemeyecek bir noktada bulunmalısın,” derdi 22 numara. Kesinlikle öyle yapacaktı, güzel yol arkadaşı ne derse desin. Gaz maskesini çıkardı.

“Tamam, burada geçirebiliriz geceyi. Daha yukarı çıkmamıza gerek yok.”

Genç kadın, onu ya duymadı, ya da duymazlıktan geldi. Hızla üst katlara tırmandı ve birkaç dakika sonra aynı şekilde geri geldi.

“Zaten üst taraflar yıkılmış ama meleğimin gelebileceği bir yer var.”

İşte yine başlıyor diye düşündü. Yargılamamaya çalışıyordu. Dışarıda bulduğu bir çok insanla benzer şeyler yaşamıştı.Ama sonrasında biraz olsun topluluğa adapte olabilenlerin  iyileşme gösterdiğine de şahit olmuştu. Bu yüzden kadın hakkında fikir yürütmek için çok erkendi. Belki onlarla kalmayı kabul ederdi ve o da onlardan biri olurdu. Düzelebilirdi.

Arayıcı bir duvar kenarına oturdu ve cep terminalini kontrol etti. Derin derin nefes alıyordu. Riva, ise bir oraya bir bu buraya dolanıyordu.

 “Hiç yorulmadın mı? Otur biraz dinlen. Hem bak, daha da uzaktalar. Peşimizde değiller.”

“Diğerleri, Hordauralar demiştin. Beni hiç ilgilendirmiyor. Meleğim henüz gelmedi.”

“Eğer gerçekten var ise seni bulacaktır diye düşünüyorum. Yeter ki, diğerleri bulamasın. Onlarla ilgili bir sürü şey anlatılır. Ben hiç görmedim ama insanları toplayıp büyük makinelerin içine atarlarmış. 
Sonra onlardan kendilerine yiyecek yaparlarmış.”

“İlginç bir hikaye. Ben de bugüne kadar yamyam bir topluluğa rastlamadım.”

“Bunlar farklı. Daha önce tek tip siyah kıyafetler giyen, kalabalık gruplar halinde ve silahlarıyla dolaşan birilerini görmüş müydün?”

“Hayır, ama…”

“Sana dediğim gibi işte. Bana güven, onlar yakalanmak istemeyeceğin kadar tehlikeli.”

Genç kadından bir karşılık gelmedi. Biraz önce etrafta dört dönen kadın şimdi olduğu yerde kalakalmıştı.

“Hey!” diye seslendi Arayıcı. Hiçbir tepki yoktu. Ayakta öylece duruyordu.

“Riva.”

Yerinden kalkıp genç kadının yanına gitti. Elini yüzünün önünden geçirdi. Hiçbir tepki yoktu. Gözlerini bile kırpmamıştı. Dokundu, kaskatıydı. Ne yapacağını bilemiyordu. Keşke Şifacı burada olsaydı diye düşündü. Bir an sonra kadın dizlerinin üzerine çöktü.

“İyi misin?”

“Evet.”

“Ne oldu sana? Öylece kalakaldın.”

“Bazen oluyor. Meleğimle olan tüm bağlantım kopuyor ve bir çeşit rüya görüyorum.”

Arayıcı sırıttı. “Gündüz vakti, gözlerin açık ve ayaktayken mi?”

“Hangi konumda olduğumun bir önemi yok. Bir an karanlık basıyor her tarafı. Gözlerim kapanmış gibi. Sonra kırmızı bir ışık yanıp sönüyor. Tek bir kelime görüyorum gözlerimin önünde. Lemuria. Ardından büyük kayaların arasında bir bina. Sağlam ama pencereleri yok. Sadece tek bir kapı var ve oradan içeri giriyorum. Bu kadar. İçeri girdiğimde her yer kararıyor tekrardan. Kırmızı bir ışık ve tekrar buradayım.”

“Belki bizim orada bunlara da bir çözüm bulabiliriz.”

“Orayı bulmalıyım. Tek çözüm, rüyalarımdaki yere gitmek olacak. Orada beni anlayacaklar, beni tanıyacaklar. Sizin kırık cam işe yarayabilir.”

“Nasıl? Tuşlardan sadece 4 tanesinin anlamını biliyoruz ve onunla da sadece son tarih girilebiliyor. Diğerleri silinmiş. Her zaman aynı bilgileri verir.”

Genç adam, artık ezberlediği bilgileri Riva’ya anlattı.

“Aziz Thomas’a şükrediyoruz,” dedi  ve ekledi, “Yol Gösterici GO, sen her zaman yanımızda ol.”

“Aziz mi?” diye sordu kızıl saçlı kadın. “Thomas sadece bir insan. Bir bilim insanı.“

“Bilim mi?”

“Evet. Şu cebindeki aleti yapanlar gibi. Kullandığımız diğer şeyleri yapanlar gibi.”

“O bir aziz ve GO herşeyi bilendir.”

“GO da bir makine.”

Arayıcı duyduklarını sindiremiyordu. Eğer yol arkadaşı doğruyu söylüyorsa bugüne kadar yaşadığı hayat yalanlar üzerine kurulmuştu. Bunu kabul edemezdi. Kime veya neye olduğunu bilmediği bir öfke belirdi içinde.

Yaşanan sessizliği bir uğultu bozdu. Giderek yükselen bir ses. Hızlı ve düzenli aralıklarla birbirine vuran metal cisimler. Yaşadığı apartmanda hiç durmadan çalışan havalandırmadan gelen gürültüye benziyordu ama bu sefer dışarıdan geliyordu.

“Bizi buldular. Toparlan gidelim.”

“Sakin ol Arayıcı.”

Birkaç saniye sonra ses kesildi. Ne bir patlama oldu, ne de Hordaura’ların bağırışları geldi kulağına. Her şey eski haline dönmüş gibi duruyordu.

Bir süre sessizce oturdular.

“Sen uyu istersen Riva. İlk nöbeti ben alırm.”

“Gerek yok. Rahatça uyuyabiliriz. Bizi burada bulamazlar. Bulsalar bile meleğim bizi uyarır.” 

“Şu meleğini ben de görebilecek miyim?”

“Zamanı geldiğinde ve o sana gözükmek istediğinde.”

“Ben biraz dinleneceğim. İyi uykular.”

Kafasındaki düşüncelerle birlikte uzandı. Karşısındaki güzel kadına baktı. O da öylece oturmuş tepkisiz bir şekilde tek bir noktaya bakıyordu. Arayıcı, uyuyabilmeyi istiyordu ama başaramıyordu.

Geçmişte neler olmuştu da hala kullandıkları cihazları yapanlar, sonsuz ve taşınabilir bir enerji kaynağını bulanlar geriye yaşanmaz bir dünya bırakmışlardı? Yaşamaya çalıştıkları yerler nasıl bu kadar kirlenmişti? Aslında belirli bir çevrenin dışını bilmiyorlardı ama yaptığı yolculuklardan anladığı kadarıyla neredeyse her yer bu durumdaydı. Topluluğuna kattığı insanlarla konuşmuştu. Haftalarca yürümüşlerdi ve kimseyle karşılaşmamışlardı. Arayıcı, uçsuz bucaksız topraklarda mutlaka geriye kalanlar olduğunu düşünüyordu.

Her zaman ki gibi mavi, yeşil radyoaktif ışımalarla birlikte açtı gözlerini. Sabah olmak üzereydi ve birazdan güneş doğacaktı. Hemen olduğu yerden fırladı. Riva’nın zaten hazır olduğunu gördü.
Hiç konuşmadan yol aldılar. Sis diğer günlere göre daha az olduğundan görüş mesafeleri iyiydi. Etrafı daha iyi görmenin etkisiyle Arayıcı’nın kendine olan güveni artmıştı. Yolu biliyordu, arkalarında kimse yoktu ve önlerindeki tepenin ardında yaşadığı apartman duruyordu.

Tırmanış, daha öncekilere göre nispeten daha kolay olmuştu. Defalarca kullandığı patikalardan geçtiler. Riva, bir an duraksadı ve genç adamın omzunu tuttu.

“Duyuyor musun?”

“Hayır,” diye yanıtladı Arayıcı.

“Peki. Şimdi eğil ve yavaşça şu kayanın ardından binaya bak.”

Genç adam gözlerine inanamıyordu. Bir grup Hordaura apartmanın önünde dikiliyordu.

“Olamaz, olamaz,”  dedi fısıltıyla. “Bunun bir gün olacağı aklıma gelmişti ama…”

“Şimdi ne yapacağız?”

“Artık oraya gidemeyiz. Biraz sonra büyük kutular gelir ve içerideki herkesi alır. Sonrası felaket.”

“Peki ya makine?” diye sordu Riva.

“Hangi makine?”

“Yani GO.”

“Oraya giremezler. Sayıları bilmiyorlar. Dur bir dakika, orada bir sürü insan ölecek ve sen GO için mi endişeleniyorsun.”

“Unuttun mu, sadece onun için geldim. Topluluğuna katılmayacağımı sana söylemiştim.”

Genç adam olduğu yere çöktü. Ne yapacağını bilemiyor, eli ve ayağı titriyordu.

“Oraya gitmiyorum. Bu vahşilerin işi bittikten sonra da gitmeyeceğim. Ne yapacağımı bilmiyorum ama sana GO’yu göstermeyeceğim.”

“Tamam. Bir anlaşma yapalım. İnsanlarını kurtarmak için sana yardım edeyim, sen de beni makineye götür.”

“Deli misin sen? Orada kaç Hordaura var saydın mı? Koskoca bir ordu…”

“30 silahlı adam ve 2 tane de silahsız. Toplam 32.”

“Saydın mı gerçekten?”

“Yardım etmemi istiyor musun, Arayıcı?”

“Evet. Kesinlikle evet.”

“O zaman izle.”

Sessizliğin içinden tekrar bir uğultu yükseldi. Riva gözlerini kapamıştı. Uğultu yaklaştıkça yerini bir sürü cismin birbirine vurmasına benzeyen bir sese bıraktı.

Genç adam sesin geldiği yöne döndü ve refleks olarak ayağa kalkmaya çalıştı. Riva kolunu tuttu ve oturması için onu aşağı çekti. Gözleri halâ kapalıydı.

Ve sonra Arayıcı onu gördü. Tam arkalarından, neredeyse sisin bittiği noktadan aşağı, üstlerine doğru yaklaşan uçan bir cisim. Aralarındaki mesafe azaldıkça uçan nesne belirginleşiyordu. Görebildiği kadarıyla X şeklinde bir makineye benziyordu. Üzerinde apartmanlarındaki havalandırma pervanelerine benzer şeyler vardı.

“Riva, onunla ne yapmayı planlıyorsun?”

Genç kadın gözlerini hiç açmadan cevap verdi.

“Dikkatlerini dağıtacağım. Böylece biraz zaman kazanırız.” Ardından kötü bir şey görmüş gibi yüzü buruştu. Uçan cisim olduğu yerde duruyordu, artık ilerlemiyordu. Genç kadın bir şeylerle mücadele ediyordu. X makinesi biraz ileri, biraz geri hareket ediyordu.

Aniden gözlerini açtı kızıl saçlı kadın. Uçan makine geldiği yöne doğru uzaklaştı.

“O da neydi öyle?” diye sordu.

“Az önce meleğimle tanıştın Arayıcı.”

“Söyle ona şuradakilerin dikkatini dağıtsın. İçeridekilere yardım etmeliyiz.”

“Üzgünüm. Kontrolünü kaybettim. Şu an hiçbir şey yapamıyorum.”

“Peki ya kim yapıyor? Kim uçuruyor o şeyi?”

“Bilmiyorum. Tek bildiğim oraya gitmek istemediği.”


Genç adam kapıdan çıkmadan önce durdu ve geri döndü.

“Belki sana yardımcı olabiliriz. Bu camın bir benzeri de bizde var. Kırık ama daha büyük. Hem benimle gelirsen fikrini değiştirebilirsin. Sürekli kaçmak veya bir yerlere gitmek zorunda kalmazsın. Yıllardır güven içerisinde yaşıyoruz.”

Son cümlesini söylerken biraz duraksadı. Dışarıdan gelecek tehditleri biliyordu ve şimdiye kadar birkaç saldırı denemesini püskürtmeyi başarmışlardı. Yine de çorak topraklarda başıboş gezmekten daha az tehlikeliydi.

Kızıl saçlı kadın, eşyalarını toplamaya ara verdi. Etrafına bakındı ve ardından Arayıcı’ya döndü.

“Beni nasıl buldun?”

“Şey…”

“Bilgi karşılığında bilgi,” dedi tereddüt eden adama bakarak. “Adil bir takas.”

“Bir cihazımız var. Bir çeşit cep terminali. Hayvanlardan büyük, hareket eden ısı kaynaklarını tespit edebiliyor. Gerçi şimdilerde hayvanlar da gerçekten büyük olabiliyor ama yine de işe yarıyor. Onun sayesinde seni buldum.”

“Peki ya şu büyük kırık cam?”

“Son tarih…” dedi ve durdu. “Bir soru ve bir cevap. Sıra bende. Adın ne? Senin insanların nerede? Tek başına bu kadar süre hayatta nasıl kalabildin?”

“Ben Riva.”

Bir süre sessizlik oldu.

“10 yıldır tek başınayım. Öncesini hatırlamıyorum. İnsan grupları ile birlikte olmadım hiç. Aç mısın? Yemek ister misin?”

Eşyalarının arasından çıkardığı bir şeyi fırlattı. Genç adam havada yakaladı. Çürük, kokuşmuş bir bitkiye benziyordu.

“Bu şey için teşekkür ederim sana. Yolculuğa çıkarken tedbirli oluruz. Çantamda daha güzel yiyecekler var, eğer yemek istersen…”

“Hayır, yemem.”

Arayıcı, kadının kabalığının insanlarla fazla zaman geçirmemesine bağlı olduğunu düşündü. Yılları tek başına ve hayatta kalmaya çalışarak geçirmek onu bu hale getirmiş olabilirdi. Konuşmayı unutmamış olması bile şaşırtıcıydı.

Her ikisi de odanın bir köşesinde çantalarından çıkardıkları yiyecekleri yemeye devam ettiler. Sessizliğin içinde Arayıcı karşısındaki ilginç kadını inceleme fırsatı buldu. Narin ve zarif görünümüne rağmen güçlüydü. Oturduğu yerde dimdik duruyordu. Yüzünden ve gözlerinden bir anlam çıkartamıyordu, yüzü neredeyse ifadeden yoksun gibiydi. Daha fazla dayanamadı.

“Ne yapmayı planlıyorsun Riva? Benimle gelecek misin?”

“Sizin kırık cam, aradığım şeyi bulmak için işime yarayabilir.”

“Ne arıyorsun?”

“Sus,” dedi aniden genç kadın.

“Şey sinirlenmene…”

O kadar hızlı yerinden fırladı ki, kızıl saçları havada dalgalandı. Bir an içinde adamın yanındaydı, bir an sonra ise ağzını eliyle kapatmıştı. Kulağına eğildi:

“Sizinkilere burada olduğumu ne zaman bildirdin?” diye fısıldadı.

Arayıcı sadece kafasını iki yana salladı. Konuşamıyor, neredeyse zorlukla nefes alıyordu. Suratını kapatan eli çekmeye, bir şeyler anlatmaya çalıştı ama başaramadı.

“Cep terminaline bak. Hadi çabuk ol!”

Panikle cebinden cihazı çıkardı. Eğer gördükleri onu yanıltmıyorsa bir kaç kilometre kadar ötelerinde 5 kişi daha vardı. Riva sonunda elini çektiğinde derin bir nefes aldı.

“Benimkiler olamaz. Ben hariç sadece Toplayıcılar dışarı çıkar, onların da çıkacağı noktaları ben işaretlerim ve genellikle iki kişilik gruplar halinde çıkarlar.”

“Eşyalarını topla, gidiyoruz!”

Dışarı çıkardığı birkaç parça eşyasını hızlı hareketlerle tekrar sırt çantasına koydu. Durup bekledi.
Genç kadın dizlerinin üstüne çöktü ve durdu. Hiçbir şey yapmıyordu. Gözleri kapalı bir şekilde öylece duruyordu.

“Riva, gelenler eğer düşündüklerimse acele etmeliyiz.”

Cevap gelmedi. Bir çeşit trans halinde, tepkisiz bir şekilde orada öylece duruyordu. Çantasını sırtına taktı ve genç kadının yanına gitti.Hiç bir şey duymuyordu, görmüyordu. Silahlarını alarak kaçıp gidebilir veya kızı da kurtarıp topluluğuna katmak için bir yol arayabilirdi. Ne kadar tuhaf olurlarsa olsunlar insanlara ihtiyaç vardı. Binada hayatın devam etmesi gerekiyordu. Genç ve güzel bir kadının döngüdeki yeri önemliydi. Yıllardır yeni doğan yoktu.

Düşüncelere dalmış halde orada öylece dikilirken aniden kendisini sırt üstü yatarken buldu. Riva, kendine gelmiş ve tek bir hamle ile onu yere sermişti. Şimdi de üstündeydi.

“Tek tip, siyah kıyafetler. Tüm yüzleri kapalı, silahlılar.”

“Hordauralar,” dedi Arayıcı. “Onlar tehlikelidir. Aldıkları insanlara neler yaptıklarıyla ilgili bir sürü şey anlatılır. Bırak beni, buradan çıkmamız gerek.”

Kadın, üstünden kalktı ve eşyalarını hızlıca toparladı. Bir sırt çantasını genç adama fırlattı.

“Taşımama yardım eder misin?”

Sadece olumlu anlamda kafasını salladı.

“Tamam, çatıya çıkıyoruz.”

“Saçmalama, Riva! Tek kaçış yolumuz aşağıdaki çıkış kapısı. Çatıdan bir yere kaçamayız.”

“Hayır,” diye bağırdı sinirle, “önce çatıya eşyalarımı bırakmalıyım, oradan tekrar aşağı ineceğiz zaten.”

“Ben gelmiyorum. Vakit kaybı olacak. Bizi yakalayacaklar ve sonrasında ne yapacaklarını GO bile bilemez.”

“O zaman burada bekliyorsun.”

“Ben gidiyorum.”

Genç kadın tek eliyle Arayıcı’yı duvara yapıştırdı. Halâ adamın kollarının arasında duran çantayı diğer eliyle açtı ve ipleri çıkardı. Birlikte odadan dışarı çıkıp merdivenlerin olduğu bölüme yürüdüler. Adamı yıkıntılar arasında sağlam kalan metal direklerden bir tanesine bağladı.

“Kırık camı görmek istiyorum. Bir yere ayrılma. Ben yukarı çıkıp eşyaları bırakacağım ve geri geleceğim. Sonra birlikte buradan gideceğiz.”

“Eşyalarını da al, taşıyabiliriz. Burada bırakırsan bir daha asla bulamazsın.”

“Bana güven, böylesi daha iyi. Meleğim onları bana getirecektir.”

“Buraya kadarmış,” diye düşündü, topluluğun 23. Arayıcısı. Bu dönemde insanların hem dış görünüşünün hem de aklının sağlıklı olması beklenemezdi zaten. Boş ve kirli dünya bazı şeyleri alıp götürüyordu. Yıllarca ıssız ve çorak topraklarda yalnız başına gezmenin bir sonucu olarak kızın hayali şeyler görmeye başlamış olması da normal sayılabilirdi.

Kızıl hızlı adımlarla çıktıkları odaya geri dönerek büyük bir çantayı kaptı ve yeniden çatıya giden merdivenleri tırmandı. Birkaç dakika sonra tekrar genç adamın yanındaydı.

“Hadi, gidiyoruz, ” dedi ve ipleri çözdü. “Beni yaşadığın yere götür ve makinenizi göster.”
Birlikte aşağı inmeye başladılar. Bir kat sonra Arayıcı durdu.

“Gaz maskemi takacağım. Sen de yoksa çantamda bir tanede yedek var, onu alabilirsin.”

“Gerek yok,” diye karşılık verdi Riva. Boynuna sardığı bir kumaş parçasını ağzını ve yüzünü kapatacak şekilde yukarı çekti.

Melek kelimesi şimdi biraz olsun anlam kazanmıştı. Yıllarca zehirli gazlara ve o sise bu şekilde maruz kalmak kafayı yemesine yeter de artardı bile.

Genç adam, geldiği çıkışa yöneldiği sırada kız onu omzundan tutarak durdurdu.  Riva, bir alt katı işaret ediyordu.

“Arka taraftan çıkabiliriz. Diğerleri de oradan gelecektir.”

Şimdi biraz olsun mantıklı konuşmaya başlamıştı.

“İyi fikir.”

Birlikte binadan çıkıp, sessiz ama hızlı adımlarla sislerin içine daldılar. Görüş mesafesinin azlığı kendi yollarını bulmalarını zorlaştırsa da, yakalanma ihtimallerini de o oranda azaltıyordu. Arayıcı’nın bir gözü cep terminalindeydi. Yanıp sönen kırmızı ışıklara bakılırsa Hordauralar binaya giderek yaklaşıyordu. Kızıl’ın eşyalarını bulmalarıyla birlikte etrafa dağılarak onları aramaya çıkmaları da bir olacaktı. O sürede binalar arasındaki açık alandan uzak durarak, yıkıntılar arasında ilerleyebilirlerse güvenli bir noktaya ulaşabileceklerdi.

Her şeye rağmen oradan uzaklaştıkları için memnundu. Eğer yolu doğru tahmin ediyorsa biraz dolaşıp tekrar gelirken kullandığı yola çıkabileceklerdi. Uzun bir süre hiç konuşmadan yürümeye devam ettiler.

“Şu ileride bir tepe var. Orada biraz soluklanabiliriz.”

Arayıcı’nın yüzü gaz maskesinin havasızlığından terlemişti. Nefes alıp vermek rahatsız ediyordu. Genç kadın ise hiçbir şey olmamış gibi yürümeye devam ediyordu.

Sisin zehirli olduğu yıllardır söylenirdi ama neye, nasıl zarar verdiğini bilen birine rastlamamışlardı. Belki de yavaş yavaş kafayı yedirten cinsten bir şeydi. İnsanlar melek, hayalet gibi şeyler görmeye başlıyordu herhalde.

Bir müddet tepede oturdular.

“Bizim kırık camda ne bulacaksın Riva? Ne arıyorsun?”

“Söylesem de anlamayacaksın.”

“Bir denesen.”

“10 yıl önce, benim ihtiyarın son sözleriydi. Gitmem gereken yeri söyledi. Orada beni anlayacaklarını, beni tanıyacaklarını ve bana yardım edeceklerini söyledi.”

“Neresiymiş o yer? Belki biliyorumdur.”


“Lemuria,” dedi Riva.