22 Kasım 2016 Salı

Arayıcı Günlükleri - 38


"Bu tarafa gelen birileri var." dedi gözetleme kulesinde duran asker. "Yakınlaştırıyorum." Yanında duran kafasıyla onayladı. Kuleye sabitlenmiş olan silaha parmağını götürdü ve omzunu silaha dayadı.
"Bay Iwu'ya haber vermeliyiz. Gelenler bizimkiler"


Rahatlayan ve elini silahtan çeken asker, cep terminalini çıkardı. İletişim ekranını açıp, Bay Iwu'ya bağlantı talebi gönderdi. Talebin gitmesi ile yanıtlanması bir oldu.

"Sizi dinliyorum baylar." dedi Bay Iwu.
"Bizden birileri yaklaşıyor, efendim."
"Kaç kişiler?"

Soruyu duyar duymaz asker, kamera ile etrafa bakan arkadaşına döndü. Hiç ses çıkarmadan sadece dudaklarını ve ellerini oynatarak gelenlerin kaç kişi olduğunu sordu.

"Beş kişi saydım. Sanırım bir de yaralı var."
"Beş kişi efendim. Bir de yaralı var gibi gözüküyor."
"Ben hemen doktorlara haber veriyorum. Siz de kapıya bildirin, gelenlerin bizimkiler olduğunu söyleyin. Zaman kaybetmeden onları içeri alalım."

İki genç asker, kapı ile temasa geçti ve gelenler olduğunu bildirdi. Bir kaç dakika içinde bir araç kapıdan çıkış yaptı ve merkeze varmaya çalışanlara doğru ilerlemeye başladı. Araçtakilere, yaklaşan insanlar içinde yaralı olabileceği bilgisi verilmişti. Mümkün olan en hızlı şekilde gelenlere ulaştılar.

Bay Iwu, aracı kapıda karşıladı. İki doktor ve bir asker yanlarında getirdikleri bir sedye ile koşarak aracın arka kapağını açtılar. Genç bir kız ortada hareketsiz yatıyordu. Önce diğer askerlere göre daha yaşlı olan ve üzerinde hala koloni uçuş tulumu olan bir adam, ardından üzerinde uçuş tulumu olan iri yarı bir genç ve mars koloni üniforması olan iki asker araçtan indi. Diğerlerine göre farklı kıyafetleri olan genç adam kızın başından ayrılmıyordu. Mars üniformalı yaşça diğerlerinden büyük olan adam selam verdi.

"Ben Daiki."
"Bende bu merkezin yöneticisi Iwu. Memnun oldum."

O sırada doktorlar araca binmek ve genç kızı almak için hamle yaptılar. Daiki, eli ile gerek olmadığını belirtti.

"Kaybınız için üzgünüm." dedi Iwu.
"Önemli değil. Umarım tam anlamıyla kaybetmemişizdir."

Iwu, anlamadığını belli edecek şekilde kaşlarını çattı. Daiki ile göz göze geldi.

"Uzun hikaye, Bay Iwu. Vaktimiz olursa daha sonra anlatırım. Sizin durumunuz nedir?"
"Şu ana kadar bir sorun yok. Koloni'den yaşlıları, çocukları ve savaşamayacak durumda olanları tahliye emri geldi. Buradan bir kaç günlük mesafedeki bir üssümüzden gelecekleri bekliyoruz."

Daiki, kafasını öne eğdi.
"Güney yolundan gelecek konvoyu kastediyorsanız eğer üzgün olduğumu belirtmek isterim. Ben ve uçuş tulumlu diğer arkadaşım dışındakiler o konvoydan kalanlar. Bizi almak için ayrılmışlar aralarından, sonra konvoyun saldırıya uğradığına şahit olduk. Ne kadarı öldü, ne kadarı yaşıyor bilmiyoruz."
"Anladım." dedi Iwu. "Bir an önce tahliye işlemlerine başlasak iyi olacak. O sırada sizde biraz dinlenirsiniz. Size tekrar haber veririm. Beni ararsanız komuta merkezinde olacağım."

Iwu, Daiki'yi selamladı ve yanlarından ayrıldı. Türk, Daiki'nin yanına geldi.

"Bir sorunumuz var Bay Haruto." dedi.
"Ne oldu Türk?"
"Kendine Arayıcı diyen, Riva'nın yanından ayrılmıyor. Onu bırakamayacağını söylüyor."
"Tamam. Onunla ben ilgilenirim. Sen diğer ikisi ile birlikte git. Biraz dinlenin. Yakında geri döneceğiz."
"Anlaşıldı patron."

Daiki, Riva'nın başında dizlerinin üstüne çökmüş, gözleri ağlamaktan kıpkırmızı olmuş Arayıcı'nın yanına gitti.

"Evlat."

Arayıcı, kafasını kaldırıp Daiki'ye baktı. Üzgün olmanın ötesinde bir ruh haline sahip olduğu belli oluyordu.

"Bak evlat. Anladığım kadarıyla koloniden yada onikilerden değilsin. Senin hakkında emin olabildiğim tek şey var, o da R.V.A. hakkında hiç bir şey bilmediğin."

Daiki'nin konuşmaları boş ve anlamsız geliyordu Arayıcı'ya. O Riva hakkında bir sürü şey biliyordu. Beraber geçirdikleri zamanlar vardı. Birbirlerine defalarca yardım etmişlerdi. Muhteşem öngörüleri olan birisiydi Riva. Belanın kokusunu alır ve ona göre davranırdı. Riva'nın istediği şeyi bilen belki de tek kişiydi Arayıcı. Riva'nın bir hedefi, aradığı bir yer vardı. Hayallerindeki uçan şehir. Belki hiç bir zaman bulamayacağı bir yerdi ama Arayıcı onunla birlikte aramaya devam edecekti. Riva'nın hayali, hedefi Arayıcı'nın da olmuştu artık.

Arayıcı gözlerini ovuşturdu. "Bir hedefi vardı." dedi.
"Neymiş o hedef evlat?"
"Gökyüzünde uçan bir şehre ulaşmak istiyordu. Yeni Lemuria."

Daiki, gülümsedi. Arayıcı sakinliğini kaybetti. Yumruklarını sıktı ve bağırmaya başladı. "Komik olan ne?"
"Peki genç adam. Sana bir teklifte bulunmak istiyorum."
"Ne?" diye bağırdı yine Arayıcı.
"Seni ve arkadaşını Yeni Lemuria'ya götüreceğime söz veriyorum. En kısa zamanda yola çıkacağız."

Arayıcı şaşırmıştı. Ne diyeceğini bilemiyordu. Yaşlı adam sözlerine devam etti.

"R.V.A. veya senin söylediğin şekilde Riva, senin için önemli olduğu kadar bizim içinde önemli. Emin ol, burada olmamızın tek sebebi o."
"Ama o öldü." dedi Arayıcı.
"Bunun şimdi bir önemi yok, önemli olan onu Yeni Lemuria'ya ulaştırmak."

Arayıcı, bütün acısının yanında bir rahatlama hissediyordu. O veya bu şekilde Riva'nın hayalini gerçekleştirebilirdi. Onu hedefine ulaştırabilirdi.

"Tamam." diyebildi sadece.
"Hadi evlat, git biraz dinlen. Ben onunla ilgilenirim."

Arayıcı, ayağa kalktı. Daiki, eliyle doktorlardan bir tanesine Arayıcı'yı gösterdi. Yanlarına gelen doktor Arayıcı'yı dizlerinin üzerine çöktüğü yerden kaldırıp götürdü. Daiki, orada bulunanlardan bir tanesine komuta merkezini sordu. Merkeze giden yol bilgisi terminaline yüklendi. Kısa bir yürüyüşün ardından komuta merkezine vardı.

"Bay Iwu."
"Tekrar hoş geldiniz, Bay Daiki. Sıcak bir kahve alır mıydınız?"
"Çok iyi olur."

Iwu, bulundukları odanın bir köşesindeki mutfak benzeri bölüme gitti. Daiki, onu takip etti. Bir kaç saniye içerisinde iki fincan kahveleri hazırdı.

"Tahliye." dedi Daiki. Ardından kahvesinden bir yudum aldı. "Ne zaman başlayacak?"
"Yarın sabah başlatmayı planlıyoruz."
"Çok iyi. Gemilerden biri buranın çok yakınlarına indi."
"Evet. Bilgiler gelmeye devam ediyor. Şu ana kadar beş gemi indi. Beş kıtaya beş gemi."
"Altı tane olduklarını sanıyorduk." dedi Daiki.
"Evet. Bir tanesi, Magellan, hala dünya yörüngesinde. Bu yüzden tahliye işlemi için yarın sabahı bekliyoruz. Magellan veya bu yakınlara inen Victoria, bizi fark ederse herkesi riske atmış oluruz."
"Anlıyorum." dedi Daiki ve kahvesinden bir yudum daha aldı. "Victoria'dakiler burayı bulmadan onları tahliye etmelisiniz."
"Evet. Magellan'ın da bizi fark edip etmeyeceğini bilmiyoruz. Onun dikkatini çekmeden tahliyenin bir yolunu hesaplamaya çalışıyoruz. M.U.I. dekilerin de fikirleri olabilir. Bu gece onlarla tekrar görüşeceğim."
"Aslına bakarsanız benim bir fikrim var." dedi Daiki.
"Bizimkileri buradan çıkarabilecek her türlü fikre açığız Bay Daiki."
"Yörüngede yaşanan kargaşadan haberiniz vardır."
"Evet, tabii ki."
"O kargaşa sırasında Magellan ve diğer gemilerdekilerin, o anda aktif olan, hızla ilerleyen yada birbirlerine ateş eden gemilere saldırdığını gördük. Bize saldırmadılar."
"Sizin mekiğinizin de düştüğünü sanıyordum."
"Evet düştük. Ama biz onikiler tarafından daha önce vurulmuştuk. Kargaşa sırasında motorları kapatmış bekliyorduk ve bize hiç dokunmadılar. Atmosfere de neredeyse Victoria ile aynı zamanlarda girdik."
"Anlıyorum Bay Daiki ama motorları, iticileri hiç çalıştırmadan dünyadan çıkıp, M.U.I.'ye nasıl ulaşmamızı bekliyorsunuz?"
"Buradan yörüngeye kadar dikkat çekse bile, tehlikede olan burada kalanlar olacaktır. Victoria yerinizi tespit ettikten sonra buraya geleceklerdir. Burada kalacaklar için zor bir durum."
"Peki, yörüngede Magellan'ı nasıl geçeceğiz?"
"Tahliye gemisi yörüngede duracak ve orada dönmeye başlayacak. Uygun hesaplamaları yaptırıp, mancınık etkisi ve sadece tek bir itiş ile dünyanın çekim gücünden kurtulacağız. Yeterli ivmeyi kazanıp, doğru anda motorları bir defa ateşlersek eğer M.U.I. ye ulaşabiliriz."
"O ateşlemeden sonra Magellan'ın ne yapacağını bilemeyiz."
"Evet. O da almamız gereken bir risk oluyor. Umalım ki, peşimize düşmesinler."
"Anlattıklarınızı M.U.I. ye bildireceğim. Başka iletmemi istediğiniz bir şey var mı?"
"Ah, evet. Paketin bizde olduğunu ve tahliye gemisi ile getireceğimizi iletir misiniz?"
"Tabii Bay Daiki, memnuniyetle."
"Müsaadenizle, bende biraz dinlenmek istiyorum."
"Arkadaşlar size kalacağınız yeri gösterecektir, Bay Daiki. Tekrar teşekkür ederim."
"Yardımlarınız için ben teşekkür ederim Bay Iwu."

Arayıcı'nın kafasındaki düşünceler o kadar fazlaydı ki, gece yatağa yattıktan ne kadar süre sonra uykuya daldığını bilmiyordu. Sabah Türk tarafından sarsılarak uyandırıldığında kendisini sersem gibi hissediyordu.

"Hadi kalk bakalım uykucu." dedi Türk. Arayıcı zor da olsa yatağa oturmayı başardı. Vücudundaki her yer tutulmuş gibiydi.
"Gitme zamanı geldi."
"Nereye gidiyoruz?"
"Uzaklara. Önce M.U.I.'ye uğrayacağız, oradan da Mars'a gidiyoruz."
"M.U.I.?" diye sordu Arayıcı.
"Yani Mars Uzay İstasyonu, diğer bir adıyla Yeni Lemuria."
"Ne?" diye bir soru çıktı Arayıcı'nın ağzından istemsizce.
"Tamam. Sana biraz ağır geldiğini biliyorum ama dünya dışında başka gezegenlerde de yaşıyoruz." dedi Türk ve kahkaha ile gülmeye başladı.
"Riva?" dedi Arayıcı.
"Merak etme o da bizimle geliyor." dedi Türk.

Arayıcı, oradaki insanlarına ona verdiği rahat uyku kıyafetlerini çıkarıp, hızlıca kendi kıyafetlerini giydi. Sırt çantasını aldı ve Türk'ün peşinden yürümeye başladı. Binadan çıktıklarında daha önce hiç görmediği büyüklükte, devasa bir silindir tam karşılarında duruyordu. Arayıcı silindire doğru yürüdükçe silindir daha da büyüyordu. Arayıcı'nın ağzı istemsiz bir şekilde açılmış olmalıydı ki, Türk bir parmağı ile çenesine dokundu.

"Evet, büyük bir tahliye gemisidir." dedi Arayıcı'ya. "Kalkışta biraz sarsılacağız. Belki biraz miden bulanabilir ama sonrası pürüzsüz bir yolculuk olacak. Hızımıza bağlı olarak 4 yada 5 gün sonra orada oluruz."

Arayıcı anladığını belli edecek şekilde kafasını sallayabildi sadece. Büyük bir asansör ile dev silindire tırmandılar. Silindirin içinden başka bir bölüme geçtiler. Bu bölüm genel yolcu kabiniydi ve içi çocuklar, kadınlar ve yaşlılar ile doluydu. Türk, parmağı ile Arayıcı'ya bir koltuk gösterdi.

"Pilot kabinine en yakın olan koltuk. Orası senin, Bay Haruto ile işlerimizi bitirir bitirmez yanına geleceğiz."
"Tamam." dedi Arayıcı ve koltuğuna oturdu. Bir süre sonra dev silindirin içine açılan tüm kapılar kapandı. İçeride kemerlerinizi bağlayın anonsu duyuldu. Herkesin aynı anda kemerlerini bağlamaya başlaması ile bir uğultu yükseldi. Çocukların bağırmaları, insanların konuşmaları ile uğultu tam bir ses karmaşasına döndü. Silindirin içindeki beyaz ışıklar yavaş yavaş kararak ortamı kırmızı bir ışığa bıraktı. Silindirin içindeki koltuklar oldukları yerde dönmeye başladıklarında Arayıcı koltuğuna sıkı sıkı tutundu. Koltukların dönüşü tamamlandığında silindirin içindeki herkes silindirin ön tarafına bakacak durumdaydı. Silindirin farklı katları tek ve büyük bir oturma alanına dönüşmüştü. Arayıcı koltuğun yan taraflarını o kadar sıkı tutuyordu ki, bir an kırılacağından korktu. Ardından geri sayım başladı.

Geri sayım işlemini yapan dijital ses kesildiği anda büyük bir gürültü ile silindir hareket etti. Arayıcı, bütün vücudunun koltuğa yapıştığını hissediyordu. Eğer böyle devam ederse dümdüz olacağını ve onu koltuktan kazımak zorunda kalacaklarını düşündü. Dakikalar sonra titreşim ve gürültü azalmaya başladı. Arayıcı, kendisini biraz daha iyi hissediyordu. Ardından büyük bir rahatlama hissi kapladı tüm vücudunu. Kendisi ile oturduğu koltuk arasında bir boşluk hissi oluştu. Artık koltuğa değil bağlı olduğu kemerlere baskı yapıyordu. Uçmak gibi bir histi bu. Güzel ama mide bulandırıcı bir his diye düşündü.

Daiki, dönüp Türk'e baktı. Uçuş bilgisayarı gerekli hesaplamaları yapmıştı. Otuz saniye içerisinde tek bir ateşleme gerçekleştireceklerdi ve dünyanın çekim kuvvetinden kurtulup, M.U.I. ye doğru yola çıkacaklardı. O andan itibaren tek yapabilecekleri beklemek ve Magellan'ın onları fark etmediğini ummak olacaktı. Kontrol panelinde saniyeler geri sayıma devam ediyordu. Daiki, gözlerini kapadı. Burnundan derin bir nefes alıp ağzından verdi. Türk, son bir kez kemerini kontrol etti ve arkasına yaslandı. İticiler sessiz bir şekilde ateşlendi. Mekik dünya yörüngesinden çıkıp, geniş bir yay çizeceği rotaya girdi. Herkes nefeslerini tutmuş radar ve lidar verilerine bakıyordu. Magellan'ın bulunduğu yerde hiç bir hareketlilik yoktu. Türk gülümsedi.

"Sevinmek için daha erken." dedi Daiki.

Dev tahliye gemisi giderek hızlanarak rotasında ilerliyordu. Hiç bir engel ile karşılaşmadılar. Magellan'ın geçişlerini fark etmemiş olması imkansızdı. Ama geçişi yapan cismin tehlike faktörünü düşük gördüğü için hiç bir şey yapmamış olabilirdi. Kat ettikleri mesafe göz önüne alındığında bundan sonra Magellan için tehlike oluşturma olasılıkları giderek azalıyordu.

"Bundan sonra kontrol sizde, kaptan." dedi Daiki ve Türk'e onunla gelmesini işaret etti. Birlikte oturdukları yerden ayağa kalktılar. Türk, kendisini kapıya doğru itti ve havada süzüldü. Kapıyı açtı. Daiki'de çekim botlarını çalıştırmadan bir zıplayış gerçekleştirdi. Türk'ün açtığı kapıdan geçerek Arayıcı'nın olduğu bölüme süzüldü. Arayıcı'nın gözleri fal taşı gibi açılmış, Daiki ve Türk'ün havada yaptığı hareketleri izliyordu. Daiki, Arayıcı'nın yanına oturdu ve kemerini bağladı.

"Evlat. Sana olan biteni anlatacağıma söz vermiştim. İşte buradayım. Yolumuz uzun. Sormak istediğin her şeyi bildiğim kadarıyla cevaplamaya hazırım."
"Riva." dedi Arayıcı. "Riva, öldü mü?"
"Tam olarak öldüğünü söyleyemem. Onun gibiler, humanoidler." Daiki, bir saniye düşündü. "İnsana benzeyen makineler ölmezler."
Arayıcı, garip duygular içindeydi. Hoşlandığı, sevdiği, güvendiği kadın insan değil miydi? Bir şey söylemek istedi ama söyleyemedi.
"Kendine kızma" dedi Daiki. "Onun bir humanoid olduğunu anlayamazdın. Bu noktaya kadar gelebilmesinin en büyük sebebi bu anlaşılmazlık. Bak evlat, koloniye katıldığında bir sürü eğitimden geçeceksin. O zaman dünya tarihini daha iyi öğrenirsin ama seni ilgilendiren kısmını kısaca özetleyebilirim. 19. yüzyılda, Alan Turing adında bir matematikçi yapay zeka üzerine bir test fikri ortaya attı. Bu test insan ve makineyi birbirinden ayırt etme işini görüyordu. İlk olarak yirminci yüzyılda Eugene adlı bir makine 13 yaşındaki bir çocuğu taklit ederek konuştuğu insanların yüzde otuz üçünü ikna etti. Ardından çalışmalar hızlandı. Riva ve benzerleri yapıldı. Amaç insanlığa yardım etmekti. Ancak bazı bilim adamları dünyanın sonunun yapay zekalar tarafından getirileceğini düşünüyordu. Fikirleri o kadar güçlüydü ki, dünyadaki herkes ikna oldu ve dünya'da üretilmiş bütün yapay zekaların insanlık için iyi bir amaç uğruna dünyadan gönderilmesine karar verdiler. Yaşanabilir başka gezegenler bulup oralarda dünyalaştırma başlatacaklar. Dünyalaştırma başlattıkları yerden bize sinyal göndereceklerdi. Eğer bir gün dünya tükenirse, biz de onların buldukları gezegenlere bir kaç insan ömrü sürecek bir seyahate çıkacaktık. İşler hesaplandığı gibi gitmedi ve dünyadan gönderilen 6 gemi dolusu yapay zeka ile bağlantı kesildi."

Daiki'nin konuşmasından Arayıcı'nın anladığı yerler vardı fakat anlamadıkları daha fazlaydı. Boş gözlerle Daiki'ye baktı.

"Ama Riva." dedi. "O en az on senedir dünyada dolaştığını anlatmıştı bana."
"Sabırlı ol evlat. Bütün yapay  zekalar gönderildi diye biliyorduk ama çok sonra anladık ki, bir tanesi özellikle saklanmış. Turing testini en yüksek derece ile geçmeyi başarmış, çok özel bir tanesi onu yapanlar tarafından dünyada gizlenmiş."
"Riva." diye araya girdi Arayıcı.
"Evet. Kendisinin insan olduğuna herkesi ikna edebilir. Öyle ki, kendisinin bile humanoid olduğunu bildiğinden emin değilim. Neyse. Riva'nın yapıldığı teknoloji, özellikle Riva'nın kodları elimizde kalan en iyi ve en son örnekti."
"Peki, neden onu gelip almadınız? "
"Onu riske atamazdık. Bizim dünya'ya gelip onikilerin bölgesine girip onu almamız çok dikkat çekerdi. Kendi başına bize ulaşması için ona biraz yardım ettik."
"Onikiler?" diye sordu Arayıcı.
"Uzun hikaye evlat. Tek seferde her şeyi anlamanı beklemiyorum. Bilmeni istediğim tek şey, biz ona zarar vermek istemiyoruz. Hatta onu eski halinde görmek istiyoruz."
"Peki, onu iyileştirebilecek misiniz?"
"Bu zor bir soru. M.U.I.'ye, R.V.A. Model 9X'in yani Riva'nın sana söylediği şekliyle Yeni Lemuria'ya ulaştığımızda anlayabiliriz."
"Peki ya ben. Bana ne olacak?"
"Özgürsün genç adam. Mars'ta istediğin eğitimleri alıp, yetenekli olduğun ve sevdiğin bir şeyler yapabilirsin. Kolonide kalabilirsin yada sana uymadığını düşünürsen, eğer bundan sonra mümkün olursa dünya'ya geri dönebilirsin. Karar senin artık."

Arayıcı anladığını belli edecek şekilde kafasını salladı.

"Yolumuz uzun. Bir kaç gün daha gemideyiz. Düşünecek bir sürü vaktin olacak. Yine söylüyorum, karar senin, ne istersen onu yapabilirsin."
"Teşekkür ederim." dedi Arayıcı. "Eğer Riva yaşayacaksa, onu tekrar görmek isterim."
"Umarım dediğin gibi olur ve onu tekrar görebilirsin. Hadi dinlen biraz."

Tahliye gemisinde geçen bir kaç günün ardından Arayıcı boş bulabildiği pencerelerden birinden dışarı bakıyordu. Gemi bir çeşit manevra yapıyordu ve Arayıcı'nın midesi allak bullak olmuştu. Geminin yaptığı hareketi algılamaya çalıştı. İlk olarak pencereden görebildiği sadece karanlık ve yıldızların beyaz parlak ışıklarıydı. Bir kaç dakika sonra uzay boşluğunda asılı duran devasa metalik yapıyı gördü. Üzerinde kocaman harfler ile "Yeni Lemuria" yazıyordu. Arayıcı'nın gözleri doldu.

"Riva, bunu görmeni isterdim." dedi cama bakarak. "Sonunda geldik."

Gemi sarsıldı ve M.U.I. ile kenetlendi. Türk, Arayıcı'nın yanına geldi.
"İlk durağımıza geldik. Seninkini buraya bırakacağız. Sonra daha küçük gemiler ile mars'a, koloniye geçeceğiz."
"Çantamı alayım."
"Acele etme. En son biz ineriz."

Arayıcı çantasını sırtına geçirdi ve Türk ile birlikte herkes inene kadar bekledi. Bay Daiki kaptan ile birlikte yanlarına geldi.

"Gitme zamanı geldi." dedi Daiki.

Kapılara tamamen yapışmış olan büyük bir koridordan geçtiler ve kendilerini M.U.I.'nin içinde buldular. Sarı saçlı bir kadın onları bekliyordu.

"Jenni." dedi Türk. Daiki, koluyla Türk'e vurdu.
"Bayan Korhonen." diye düzeltti Türk.
"Hoş geldiniz beyler. Pakete ulaşmışsınız. Onunla bağlantı koptuğunda çok endişelendik."
"Riva bizimle Bayan Korhonen. Sadece gerçekten paket oldu." Türk, yaptığı espriye sadece kendisi güldü.
"Onun için elimizden geleni yapacağız."

Türk, elini Arayıcı'nın omzuna attı. "Görevimizi bitirdiğimize göre birer içki içip rahatlayabiliriz."
"Sağol, ben içmem." dedi Arayıcı.
"Adamı biraz rahat bırak Türk." diye araya girdi Daiki.
"Peki, peki. Koloniye katılmayı düşünüyorsan Arayıcı, benim küpün bilgilerini sana vereyim. Benimle birlikte kalabilirsin. Sana kolonide yaşamı öğretebilirim."
"Bundan hiç şüphem yok." dedi Daiki.


1 yıl sonra...

"Türk, banyodan çıkar mısın artık. Yine sabah dersini kaçıracağım."

Türk, banyodan bağırdı."İlk dersin ne dünya tarihi mi?"
"Evet."
"Merak etme. Bir şey kaçırırsan ben anlatırım sana." Türk'ün kahkahası bütün küpü inletti.

Bu şakalardan hiç sıkılmıyor diye düşündü. Cep terminalini masanın üzerinden aldı.

"Ben çıkıyorum, iyi çalışmalar Türk." diye bağırdı.
"Sana da iyi çalışmalar."

Parmağını koyduğu kapı hızla açıldı ve küpten çıktıktan sonra aynı hızla kapandı. Bulunduğu koridoru geçip, yatay asansöre binmek için hızlandı.

"Bay Alan." diye bağırdı arkasından, eski tanıdık bir ses. Alan, orada öylece dondu kaldı. Aynı ses kelimeleri tekrarladı. Alan arkasını döndü. Dudakları kulaklarına kadar uzadı. Sese doğru bir kaç adım attı.

"Bay Alan. Öğrendiğim kadarıyla eğitimleriniz çok iyi gidiyor. Silah kullanma, pilotluk, dünya tarihi ve bir kaç derste daha en başarılı öğrencisiniz."

"Riva." diye bağırdı Alan ve ardından genç kadına tüm gücüyle sarıldı.

"Bay Alan lütfen."
"Riva, benim Arayıcı."
"Henüz daha resmi bir Koloni Arayıcı'sı olmadınız Bay Alan."

Alan'ın suratı düşmüştü. Hatırlamıyor diye düşündü, hiç bir şey hatırlamıyor.

"Dünya'ya gidecek yeni bir ekip kuruyoruz ve o ekipte sizi de görmek isterim."

Alan ne diyeceğini bilemiyordu. Sonunda sadece "Tamam." diyebildi. "Başka bir şey yoksa derse geç kalıyorum. İzninizle."  Arkasını döndü ve yürümeye başladı.

"Bir şey daha var, Arayıcı." dedi genç kadın. "Buraya geldiğimden beri meleğimi bulamıyorum. Nerede olduğunu biliyor musun acaba?"

Alan, arkasını dönüp bakmasa Riva'nın ona güldüğüne yemin edebilirdi ama Riva her zaman ki gibi ifadesiz duruyordu. Riva'ya tekrar sarıldı. Bu sefer Riva'da ona sarıldı.

"Sana bir hediyem var Arayıcı."

Alan, sarılmayı bıraktı ve Riva'ya baktı.

"Bu senin için Arayıcı. Bundan sonraki dünya yolculuğumuzda günlüklerini bu deftere yazabilirsin."






Tepkiler:

2 yorum:

  1. Cem C bey keyifle okudum. Elinize yüreğinize sağlık. Sizin için bu hikaye bittimi bilmiyorum ama eğer bu bir fasıla ise bence gayet güzel oldu. Keşke bay ve bayan Haruto da buluşabilseymiş. Umarım devam edersiniz ve umarım keşke dediğim hususları bir nihayete kavuşturursunuz. Tekrar teşekkür ederim. Selametle...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel yorumlarınız için teşekkür ederim. Umarım daha fazla kişi okur ve basılı bir kitap olarak hikayeyi okuyabiliriz.
      Bu hikayeyi, 3 kitaplık 1 serinin ilk kitabı olarak düşündüm. Arayıcı Günlükleri'nin devamı kesinlikle olacak. Belli mi olur o kitaplarda Bay ve Bayan Haruto kavuşur.
      Okuduğunuz için tekrar teşekkür ederim.

      Sil