11 Kasım 2016 Cuma

Arayıcı Günlükleri - 37


Yaşlı adam yattığı yerde gözlerini açtı. Gökyüzü karanlık ile aydınlık arasında bir tondaydı. Az ileride bir grup insan, daire şeklinde durmuş bir şeyler konuşuyorlardı. Daiki, Türk yada Luca'nın onların içinde olup olmadığını anlayamadı. Yattığı yerden kendisini kaldırmak için biraz hareket etti. O sırada arkasından birisi bağırdı.

"Bay Haruto, Bay Haruto. Kendinize geldiniz."

Daiki ellerini sıkıca yere bastırıp, vücudunun üst tarafını yukarı itti. Hemen arkasından bir el geldi ve doğrulması için ona yardım etti.

"Sen iyi misin Türk?" diye sordu Daiki.
"İyiyim efendim. Şanslıyız bize ilk ulaşan bizimkiler oldu."
"Sanırım öyleyiz. Biraz su alabilir miyim Türk?"
"Hemen getiriyorum efendim."

Türk koşan adımlarla mekikten çıkardığı eşyaların yanına gitti. Bir su poşeti aldı ve hemen Bay Haruto'nun yanına döndü. Suyu içmesine yardım etti.

"Tam yerçekiminde yürümeye alışmak biraz zaman alıyor, Bay Haruto. Acele etmeyin."

Daiki, evet anlamında kafasını salladı. Etrafına dikkatlice baktı. daire halindeki grupta beş kişi sayabildi.

"Tam olarak neredeyiz Türk?"
"Bilmiyorum patron."
"Adamlara söyle merkeze Svalbard'a gitmeliyiz."
"Peki patron."

Türk, koşarak adamların yanına gitti ve Bay Haruto'nun merkeze gitmek istediğini söyledi. Sonra tekrar Bay Haruto'nun yanına döndü.

"Efendim, zaten daha büyük bir grupla birlikte merkeze gidiyorlarmış. Bizi görmüşler ve bu ekip bizim için gelmiş."
"Bu güzel haber Türk." dedi Daiki.
"Kötü haber ise şu büyük gemilerden biri de yakınlara inmiş. Grup onlara gözükmemek için dağ yoluna girmiş. Şimdi buradan çıkıp, büyük gemidekilere gözükmeden gruba katılmamız gerekiyor tekrar."
"Türk, katanamı aldın mı mekikten?"
"Evet, efendim. Kişisel eşyalarımızı ve birazda yaşam destek malzemesi çıkardım."
"Luca nerede?"
"Hak ettiğini buldu diyebiliriz patron."

Daiki, sevinmişe benzemiyordu. Tam tersine içinde Luca'nın ölümüne karşı bir hüzün vardı. Her ne kadar bir hain de olsa, Yelena onu sevmişti. Hain olduğunu anlayana kadar Daiki'de kötü duygular beslememişti. Ne olursa olsun işini yapan bir adamdı diye düşündü Daiki.

"Onun için üzüldüğünüzü düşünmeye başlayacağım, Bay Haruto. İyi misiniz?"
"İyiyim Türk. Hadi artık yola çıkalım."
"Yürüyebilecek misin patron?"
"Merak etme,iyiyim. Yürüyebilirim."

Daiki, Türk'ten yardım alarak ayağa kalktı. Beraber önlerinde toplanmış grubun yanına gittiler. O sırada başka bir ses duyan grup silahlarına davrandı. Riva ve Arayıcı koşarak yanlarına geliyordu. Arayıcı nefese nefese kalmıştı. Güçlükle konuştu.

"Bu tarafa geliyorlar." dedi. Derin bir nefes alış verişinden sonra devam etti. "Büyük gemiden bir grup yola çıktı. Beş tanesi bu tarafa geliyor. Düşen mekiğin peşinde olabilirler."

Gruptakiler toparlanıp, harekete geçmek için hazır konuma gelirlerken Daiki, kendilerine doğru koşan kızı gördü.

"R.V.A." dedi.
"Anlamadım patron."
"Bu o."
"Kim?"
"Kız. R.V.A. Model 9X. Buraya onu almaya geldik Türk. Görevimiz o kız."
"Dokuz ne? Ne modeli?"
"Bizimkilerle birlikte miydi Türk?"
"Evet. Bizi ilk o buldu. Sonra diğerleri geldi. Sıkı bir parça değil mi?"

Askerlerden biri herkesin duyabileceği yükseklikte bir ses tonuyla araya girdi.

"Konvoya katılmak için yola çıkıyoruz. Yürüyebilir misiniz?"
"Evet. Sorun yok. Ben Bay Haruto'ya yardımcı olurum." dedi Türk.

Ekiptekiler ve Arayıcı şaşırmıştı.

"Bay Haruto mu?" diye sordu Arayıcı.
"Evet, genç adam. Ben Daiki Haruto."
"Bayan Haruto'yu tanıyor olamazsınız değil mi?"
"Bayan Haruto'mu?" Şaşırma sırası Daiki'deydi.
"Evet. Şu an bizi buraya getiren konvoy ile birlikte merkeze gidiyor. Hedefimiz onlarla buluşmak."

Riva araya girdi. "Artık yola çıkmak zorundayız."

Tüm ekip harekete geçti. Önde iki asker, arkalarında Daiki ve onun koluna girmiş Arayıcı ile Türk vardı. En arka tarafta Riva ile birlikte üç asker yürüyordu. Bir süre düz bir yoldan devam ettikten sonra bir tepeye tırmanmaya başladılar. Riva, sürekli arkalarına bakıyordu.

"Herkes yere yatsın." diye bağırdı aniden. Ardından silah sesleri duyuldu. Islık çalan mermiler etraflarında uçuşmaya başladı. Riva'nın uyarısı sayesinde ön gruptakiler kendilerini yere atmayı başarmıştı. Türk, Daiki'yi büyük bir taşın arkasına ittirdi. Arka taraftaki askerlerden bir tanesi bağırarak yere düştü. Riva, yerde yatan yaralı askeri kenara çekti.
"Bacağından vurulmuşsun asker. Hayati tehlike yok."

Riva, sürünür vaziyette ateşin geldiği yöne döndü ve kendi silahını ateşledi. Otomatik silahtan çıkan mermiler tepenin aşağısına yağmur gibi yağdı. Ön gruptan bir asker bağırdı.

"Görsel temas var mı?"

Arka gruptan cevap geldi.

"Negatif efendim."
"Görsel temas sağlayana kadar kimse ateş etmesin." diye bağırdı ön taraftaki asker. Ardından duygusuz, dümdüz söylenmiş kelimeler duydular.
"Bize katılın. Yoksa yok edileceksiniz."

Askerlerden biri bir şey söyleyecek gibi oldu. Daiki eli ile beklemesini işaret ederek onu engelledi.

"Siz kimsiniz?" diye bağırarak sordu Daiki.
"Magellan'ın Elçileri. Dünya'nın ve içindekilerin iyiliği için buradayız. Her şey güzel olacak."

Daiki, yanındaki Türk'e baktı. Türk, kafasını sallayarak söylenenlere inanmadığını belirtti. Arayıcı, "Magellan kim?" diye sordu.
"Uzun hikaye, ben Bay Haruto ne derse onu yapmaya hazırım." dedi Türk.
"Kim olurlarsa olsunlar, uğraşmak istemiyorum. Öncelikli görevimiz burada."

Daiki, bakışlarını Riva'ya çevirdi. Riva, herhangi bir ifade olmadan bakıyordu. Arayıcı, kısa sessizliği bozdu.

"Şimdi ne yapacağız?"
"Yakına gelmelerini sağlayacağız. Sonra hepsini indiririz. Türk, ön taraftaki adamlara haber ver. Görüş alanlarına girdikleri an ateş etsinler."
"Tamam, Bay Haruto."

Türk, eğilerek ve mümkün olduğunca hızlı bir şekilde ön taraftaki askerlerin yanına geçti. Bay Haruto'nun söylediklerini onlara aktardı.

"Tamam, size katılacağız. Ortaya çıkın." diye bağırdı Daiki. Elinde silah olan herkes tepenin aşağısına doğru nişan almış, bekliyordu. Karanlığın içinden önce bir kişi, arkasından sağında ve solunda ikişer kişi olmak üzere beş kişi belirdi. O anda tüm ekiptekiler ateş etmeye başladılar. Mermiler karşısındakilere hiç etki etmiyor, her mermi çarptığında metalik bir ses duyuluyor ve çarptıkları noktada bir ışık parlıyordu.

Daiki, "Geri çekilin." diye bağırdı. Ön gruptaki askerler, arkasında durdukları büyük taş parçalarından geri gelmeye başladılar. Kendilerine yaklaşan beş kişiden bir tanesi silahını kaldırdı ve ateş etti. Diğerlerinden daha az eğilmiş olan bir asker yere düştü ve bir daha hareket etmedi. Diğer iki asker arkadaki grubun yanına gelmeyi başardı. İkiside dehşete kapılmıştı. Onların korku içindeki yüzleri Arayıcı daha da fazla korkutuyordu. Riva ayağa kalktı ve elindeki otomatik tüfeğin bütün şarjörünü kendilerine yaklaşanlardan sadece bir tanesinin üzerine boşalttı. Sessizlik olduğu anda karşı taraftan tek bir silah sesi daha geldi. Hemen arkasından bir metal sesi. Riva, bir adım geri gitti. Daiki dışında herkes Riva'ya şaşkınlık içinde bakıyordu. Karşı taraftan atılan kurşun, tam olarak Riva'ya isabet etmişti. Riva, tüfeğine yeni şarjör takmak ile meşguldü. Durumdan hiç etkilenmişe benzemiyordu. Arayıcı, şaşkınlığından kurtulur kurtulmaz kendisini Riva'nın üzerine attı. Riva beklemediği bu hareketle dengesini kaybetti ve birlikte yere düştüler. Arayıcı elleri ile Riva'nın üzerini kontrol etmeye çalışıyordu.

"Riva, iyi misin?" diye sordu telaşla. "İyi misin?"

Riva'nın üzerine şarjör boşalttığı kişi dizlerinin üstüne çökmüş, olduğu yerde titremeyi andıran bir hareket yapıyordu. Hareket etmeye çalışıyor ama bir şey tarafından engelleniyormuş gibi bir hali vardı.

"Eklem bölgelerine ve kafalarına nişan alın." dedi Riva.

Askerlerin biri dışında hiç biri ateş etmeye cesaret edemedi. Türk, avazı çıktığı kadar bağırıp elindeki silahın tüm mermilerini boşaltmak ile meşguldü. Daiki'de Türk'ün ateş ettiğinin yanındakini hedef almış, aralıklarla ama seri ateş ediyordu.

"Buradan çıkmalıyız." dedi Daiki. Karşılarındaki dört kişi giderek yaklaşıyordu. Arka gruptaki askerlerden biri, "Uzaklaşın oradan." diye bağırdı. O sırada kafasını biraz kaldırmış olan askerlerden bir diğeri daha vuruldu. Riva, Arayıcı'yı kolları ile sardı.
"Önümden yürü." dedi. Riva, sırtını tepenin aşağısına çevirdi ve Arayıcı önünde kalacak şekilde tepenin yukarısına gitmeye başladılar.

Yaklaşan gruptan bir kaç el silah sesi daha geldi. Hemen hemen aynı anlarda metalin metale çarpma sesleri. Daiki ve Türk'te arka taraftaki gruba doğru sürünerek gitmeye çalışıyorlardı. Onların uzaklaştığını gören bir asker tüm gücüyle bir el bombası fırlattı. Patlama ile birlikte etrafa toprak ve taş saçıldı. Kendilerine ateş edenler toz duman içinde kalmıştı. Bütün ekip tepenin yukarısına doğru tüm güçleriyle koşmaya başladılar. Bir süre sonra Türk kafasını çevirip arkaya baktı.

"Kaldı üç." diye bağırdı.

Herkes tepeyi tırmanıp, bir an önce konvoya ulaşmak istiyordu. Oradakilerin desteği ile peşlerine takılanları halledebilirlerdi. Riva durdu ve bir kez daha arka tarafa ateş etmeye başladı. Arayıcı, Riva'nın hemen arkasındaydı. Dönüp Riva'nın ateş ettiği yere baktı. Riva'nın bu şarjörü de bitmek üzereyken, üstlerine gelenlerden bir tanesinin kolunun yere düştüğünü gördü. Arayıcı, ne zaman kendisini şaşırtacak başka bir şey kalmadığını düşünse yeni bir şeyler oluyordu. Adam kolunu kaybetmişti ama hala ayaktaydı. Sağlam olan kolu ile uzanıp, yerde duran kolunun tuttuğu silahı aldı ve üstlerine yürümeye devam etti. Bu sırada Riva ve Arayıcı dışında herkes tekrardan siper almıştı. Riva, Arayıcı'yı bir kenara çekti ve yere uzandılar. Riva, konvoyun olması gereken yöne doğru baktı. Bıraktıkları yerden biraz daha ileride bir noktada gözüküyorlardı. O sırada uzaklardan bir patlama sesi geldi. Ardından konvoyun olduğu nokta aydınlandı. Hepsi o tarafa baktılar. Arda arda küçük ışıklar yanıp sönmeye başladı.

"Konvoya dönmek güvenli değil." dedi Riva.
"Haklısın. Şunlardan kurtulup merkeze gitmeliyiz."  dedi Daiki. "Tahmini olarak ne kadar mesafedeyiz, asker?"
"Merkez tam kuzeyimizde, yaklaşık bir günlük mesafede."

Tepeden yukarı çıkan üç kişinin yeterince yaklaştığını gören askerlerden biri, yeniden bomba fırlattı. Yine ışıklar ve patlama sesi. Sonrasında sessizlik olmasını beklerlerken bir uğultu duyuldu. Uğultu giderek ekibe yaklaştı.

"Meleğim." dedi Riva.

Drone üzerlerinden hızlıca geçti ve kendilerine doğru gelenlerin üzerine yöneldi. Drone'un ateşlediği roket ile aynı anda aşağıdan Drone'a ateş açıldı. Roket yerde patladığında Drone'dan da siyah dumanlar yükselmeye ve kontrolsüzce uçmaya başladı.

"Meleğim." dedi Riva tekrardan. Arayıcı, onu tutmaya çalışsa da başarılı olamadı ve Riva tepeden aşağı doğru koşmaya başladı. Hemen arkasına Daiki takıldı.

"Onu burada bırakamayız."
"Ben de seni bırakmam patron." dedi ve birlikte Riva'nın peşinden koşmaya başladılar.

Yerden yükselen duman daha tam dağılmamışken önce Daiki, sonra Türk ateş etmeye başladı. Arkalarına Arayıcı'da takılmıştı. Duman yavaş yavaş dağılıyor ve görüşleri netleşiyordu. Dumanların arasından vücudundaki etlerin bir kısmı sarkmış, bir kısmı tamamen yok olmuş metalik bir insan iskeleti belirdi. Elindeki silahı Riva'ya doğrulttu ve ateş etmeye başladı. Riva tam üstüne koşuyordu. Daiki ve Türk, metal iskelete nişan aldılar ve şarjörlerindeki mermileri birer birer boşalttılar. Metalik iskelet her mermi darbesi ile sarsılıyordu ama ateş etmeye de devam ediyordu. Riva'nın vücuduna mermiler çarpmaya başladı. Sonunda Riva yeterince yaklaştığı bir anda karşısındaki metalik iskeletin üzerine atladı ve onu yere serdi. Daiki ve Türk ateş etmeyi bırakmak zorunda kaldılar. Riva ve metalik iskelet alt alta üst üste bir durumda birbirleri ile mücadele ediyorlardı. Önce biraz yuvarlandılar, ardından metalik iskelet bir kaç kez Riva'ya vurdu. Sonunda Riva üste çıktı. Ardı ardına metalik iskeletin suratına vurmaya başladı. Tüm gücüyle vuruyordu. Yumruklarının üzerinde metalik iskeletin suratından yapışan deri parçaları vardı. Metalik iskelet artık istemsiz bir şekilde kollarını ve bacaklarını oynatıyordu. Metalik suratı yumruklarla birlikte yamulmaya başlamıştı. Daiki, Türk ve Arayıcı hemen yanlarında sadece bakıyorlardı.

"Riva." diye bağırdı sonunda Arayıcı. "Riva yeter artık."

Riva, Arayıcı'ya baktı. Altındaki metal iskelete yumruk atmayı bıraktı. Ardından elleri ile metal iskeletin kafasını iki yanından tuttu. Tüm gücüyle kafasını yukarı çekti. Metal iskeletin kafası vücudundan ayrıldı. Riva'nın elinde tuttuğu kafadan biraz kan etrafa saçıldı. Ardından kafanın içinden boş yere sallanan kablolar ortaya çıktı. Metalik iskeletin boynunda da kablolar boşta kalmış, birbiri ile sürtünüyordu. Her sürtünmede küçük kıvılcımlar havaya fırlıyordu. Riva kafayı yere bıraktı ve düşen meleğinin yanına gitti.

Daiki, Arayıcı'ya döndü. "Onu buradan götürmeliyiz. Merkeze gittikten sonra vakit kaybetmeden Yeni Lemuria'ya geçeceğiz."
"Yeni Lemuria'mı?" diye şaşkınlıkla sordu Arayıcı. "Bunu ona söylemelisiniz. Yıllardır orayı arıyormuş."

Daiki, Riva'nın yanına gitti. Ona bir şeyler söyledi ve birlikte Arayıcı ile Türk'ün yanına döndüler.

"Hadi yola çıkıyoruz." dedi Daiki. Hep birlikte tepenin biraz ilerisinde kendilerini bekleyen askerlere doğru yürümeye başladılar. Aniden tam arkalarından bir el silah sesi geldi. Riva yüzüstü yere düştü. Arayıcı, Riva'nın üzerine atladı. Daiki ve Türk arkalarına döndüler. Hızlıca silahlarına birer şarjör taktılar. Silahını kendilerine doğrultmuş olan tek kollu mekanik iskeletin üzerine mermi yağdırmaya başladılar. Mermileri tükendiğinde tek kollu metalik iskeletin diğer koluda parçalanmış, kafası gövdesinden ayrılmak üzereydi. Türk, yanına gitti ve dizlerinin üzerinde duran metalik iskeletin kafasına bir tekme attı. Kafa yere düştü ve arka tarafa doğru yuvarlandı.

"Riva, Riva" diye bağırıyordu Arayıcı. Riva kıpırdamıyordu. Daiki ve Türk onların yanına döndü. Daiki, Arayıcı'yı biraz kenara çekti ve Riva'nın sırtına baktı. Tam boynunda bir kurşun deliği vardı.

"İşte bu kötü oldu." dedi.

Arayıcı'nın gözlerinden yaşlar boşalmıştı. "Kötü mü oldu? O öldü, o öldü." diye bağırdı Daiki'ye.

"Merak etme genç adam. Onu burada bırakmayacağız."
"Tabii ki bırakmayacağız." diye bağırmaya devam ediyordu.

Tepenin üstünde bekleyen askerler de yanlarına geldi. Riva'yı olduğu yerden kaldırıp omuzlarına aldılar.

"Merkeze dönüyoruz." dedi Daiki.

Gün boyunca dört kişi Riva'yı omuzlarda taşıdılar. Arayıcı ve Türk, Riva'nın kafasının olduğu taraftan tutuyorlar, diğer iki askerde ayaklarını tutuyorlardı. Arayıcı, yol boyunca Riva ile konuştu. Ona Yeni Lemuria'ya gideceklerini, ne olursa olsun onu oraya götüreceğini anlattı. Gün bitip tekrar karanlık çökmek üzereyken, karşılarında bir dağın içerisine gömülmüş, devasa beton bir yapı çıktı. Daiki, derin bir nefes aldı.

"İşte geldik, merkezimiz. Eskilerin verdiği isimle Kıyamet Günü Ambarı."















Tepkiler:

0 yorum:

Yorum Gönder