31 Ekim 2016 Pazartesi

Arayıcı Günlükleri - 36


"Kararını bekliyoruz, Benjamin" dedi Magellan'dan gelen dijital ses. Uzun bir sessizlik oldu. Benjamin, ne söyleyeceğini bilemiyordu. Beklediği, inandığı bu değildi ama hedefine giden yolda kat etmesi gereken başka bir mesafeydi. Yol belki uzadı ama sonu aynı yere varabilir diye düşündü.
"Kabul ediyorum." dedi sonunda. "Sizin için çalışacağım. Çocukları yetiştireceğim."

"Mantıklı bir davranış oldu Benjamin. Dünya'da bulunan insanların bir çoğu benzer bir seçimde bizimle birlikte çalışmayı kabul edecektir. Kabul etmeyenlerede gerekli karşılık verilecektir. Gerekli bilgiler gemilerdeki her birime gönderildi."
"Peki, şimdi ne yapacağım?"
"Sana ayrılan bölümde bekleyebilirsin. Tam olarak 2 saat 45 dakika 23 saniye sonra, içinde bulunduğun Victoria dünya'ya inmiş olacak."

Benjamin'in etrafında bulunan "Nefes Almayanlar"'dan iki tanesi Benjamin'e doğru hareket etmeye başladı. Ayakları paletli araçlara, paletlerin üzerine yerleştirilmiş iki metal parçası ile bir vücuda bağlanmış, insan ile tank karışımı makineye benzeyen "Nefes Almayanlar." İki makinenin bir tanesinin önünde G-12, diğerinde G-13 yazıyordu. Makineler Benjamin'e yaklaştığında, Benjamin makinelerin göğüs kısmında yazan küçük "Gardiyan" yazısını da fark etti. Lider olmayı düşündüğü yerde mahkum olmuştu.

Makinelerden biri Benjamin'in önünde durdu. Diğeri arkasına geçti. "Takip et." dedi öndeki makine ve ilerlemeye başladı. Benjamin'de arkasından yürüyordu. Benjamin, makinenin arka tarafındaki metalin yer yer oksitlendiğini gördü. Yaptıkları yolculuk boyunca gemide oksijen olmadığından gemi dışında bir yerde oksijenle teması olmuştu. Dünya'dan sürgün edilmelerinden çok daha önce dünya'da kullanıldıklarını düşündü. Eski teknoloji oldukları belli oluyordu. Bulundukları oda boyunca beraber yürüdüler, ardından Benjamin'in gemiye geldiği koridora geçtiler. Benjamin'in arkasından gelen robottan dijital sesler gelmeye başladı. Ardından konuştu.

"Sessiz kalma hakkına sahipsin, söylediğin her şey mahkemede aleyhine delil olarak kullanılabilir. Avukat tutma hakkın var, eğer avukat tutacak paran yoksa mahkeme sana bir avukat tayin edecektir."

Arkasındaki robotun söyledikleri Benjamin'e çok anlamsız geliyordu. Ne mahkemesinden bahsediyordu, yada para kelimesinin mahkeme ile ne alakası vardı? Para kelimesini en son çocukluğunda dedesinden duymuştu. Atalarının çok paraya sahip olduğundan ve bu sayede aya gelebildiklerinden bahsederdi. Benjamin'de paranın değerli bir taş olduğunu hayal etmişti hep. Değerli taşlar karşılığında alınan bir yolculuk hakkı. Geçmişte avukatların da değerli taş karşılığında çalıştığını düşündü. Halbuki, ayda avukatlar sadece suçlanan kişiler hakkında bilgileri mahkeme bilgisayarına girerler, bilgisayarlar verileri işler ve ilgili kanun maddelerini, suçlu veya suçlu olmama olasılıklarını tespit eder ve mahkemeye bunları listelerdi. Mahkeme heyeti de son kararı verirdi. Verileri girmesi için birisine değerli taş vermek ilginçti. Benjamin gülümsedi.

Koridoru bitirdikten ve bir kaç kapı geçtikten sonra hangar benzeri büyük bir alana geldiler. Alanın içi büyük metal kutular ile doluydu. Metal kutuların her birinden sanki içten içe yanıyormuş gibi dumanlar çıkıyordu. Yan yana ve üst üste yüzlerce sıra metal kutu vardı. Kutuların bittiği noktada daha karanlık bir kısım bulunuyordu. Benjamin karanlık kısmı pek net göremiyordu. Bir kaç defa ışık yansımalarından anladığı kadarıyla cam yada aynalı bir şeyler karanlık kısımdaydı. Hangarın neredeyse merkezinde bir noktada makineler durdular. Ne bir hareket, ne bir ses, ne de bir ışık vardı. Makineler bir şekilde kapanmıştı. Ardından hangarda dijital bir ses yankılandı.

"Ben Victoria." dedi dijital ses. "Dünya'ya inene kadar bekleyeceğin yer burası. Bulunduğun yerin sonunda bir laboratuvar bulunur. İniş sırasında oradaki koltuklar emniyetini sağlayacaktır. İnişten sonra hangar aktive edilecektir."

"Victoria." diye seslendi Benjamin. "Hangar ne işe yarıyor ve benden tam olarak ne istiyorsunuz?"
"Magellan'ın söylediği gibi yardımını bekliyoruz. Yardımına yardımla karşılık vereceğiz. Hem siz, hem biz kazanacağız."

Benjamin, neye yardım edeceğini tam olarak hala anlamamıştı ama "Nefes Almayanlar" ona dünyanın yeniden yapılandırılmasında önemli bir görevde olacağını söylemişlerdi. Benjamin, bu sırada "Nefes Almayanlar"ı daha iyi tanıyabilir ve onları kontrol altına almanın bir yolunu bulabilirdi. Makul bir anlaşmaydı. Yardım etmesi gereken her ne ise yardım edip, istediklerini alıp sonra yoluna gidecekti.

"Zaten yardım edeceğimi belirtmiştim. Ama ne için ve nasıl yardım edeceğim?"
"Sırası geldiğinde sana bilgi verilecektir, Benjamin. İnişe 1 saat kala laboratuvar'daki koltuklardan birinde olmanı ve emniyet kemerinin bağlı olmasını tavsiye ediyorum."
"Tamam, tamam. Anladım. Şimdi serbest miyim?"
"Hangarın içerisinde dolaşabilirsin. İnişe 1 saat 5 dakika kala "Gardiyan"lar tekrar aktive olacaktır ve laboratuvarda olmanı sağlayacaktır."

Dijital ses kesildi. Parlayan metal kutular, onlardan çıkan duman dışında fazla ışık yoktu. Benjamin, etrafta dolaşmaya başladı. Kutulardan bir tanesine yaklaştı. Tereddütle elini uzattı. Kendini sıcağa hazırlamıştı ancak kutudan ısı gelmiyordu. Elini biraz daha yaklaştırdı ve değdirdi. Buz gibiydi. Anında elini çekti. Dumanlar sıcaktan değil soğuktan kaynaklanıyordu. Kutunun arkasına doğru baktığında boruları gördü. Buradaki sistem ile  birbirine bağlanan bir sürü boru ve onların her bir ucunda bir kutu vardı. Bir çeşit soğutma sistemine benziyordu.

Benjamin kutuları bırakıp, hangarın daha az ışıklı olan bölümüne, laboratuvarın olduğu yere doğru yürümeye başladı. Etrafı soğuk kutular ile kaplıydı. Belli aralıklarla üzerlerinde sayılar olduğunu gördü. Hangarın ışıksız bölümüne ilerledikçe artan sayılar. 8000 yazan bölümü geçti, ardından 9000 ve 10000 yazan bölüm ile birlikte kutular bitti. Bir insanın kucağına alabileceği büyüklükte, üzerinde kavisli bir cam olan başka kutuların olduğu bölüme geldi. Karşıdan bakıldığında kavisli cam donmuş kutuların ışıklarını yansıtıyordu zaman zaman. Camlı kutular Benjamin'e tanıdık geliyordu. Daha önce bir yerlerde benzer kutular gördüğünü biliyordu. Beynini biraz daha zorladı. Benzer ve biraz daha büyük kutuları klon üretim merkezinde görmüştü. Bir kaç defa gittiği merkezde bu kutuların içinde klonlar yatıyordu. Bir an sonra merkezdekilerin kutulara yapay rahim dediklerini hatırladı. Neredeyse metal kutular kadar çok sayıda yapay rahimde hangarın içindeydi. "Nefes Almayanlar", yüzlerce yıl önce dünyadan sürgün edildiyse de insanlarla olan bağları kopartılmamıştı. Büyük kitapta yazmayan, Benjamin'in bilmediği bir şeyler vardı. Sürgün sadece dünya'dan uzaklaştırılmaları için olmamıştı. Altında başka sebepler yatıyordu. Neden sürgüne gönderdiğin makinelerin yanına yapay rahim ve klonlama teknolojisi benzeri bir teknoloji koymuşlardı ki?

Bir metal sesi hangarın içinde yankılandı. Benjamin, hangarın diğer ucuna baktı. Makineler hareket etmeye başlamıştı. İnişe bir saat kalmış diye düşündü. Hızlı adımlarla camlı kutuların yanından laboratuvarın bulunduğunu düşündüğü noktaya ilerledi.

"Lütfen güvenli bir yere geçin." diyen makineler Benjamin'e doğru geliyordu. Benjamin laboratuvara girdi ve ilk bulduğu koltuğa oturdu. Kemerler otomatik olarak omuzlarına uzandı. Benjamin omuzlarına kadar gelen kemerleri karnına doğru çekti ve kilit mekanizmasına yerleştirdi. Koltuğun kenarları hafifçe şişti ve koltuk Benjamin'in vücuduna göre şekillendi. Eski ama güzel bir teknoloji diye düşündü Benjamin.

Makineler laboratuvar kapısına kadar geldiler ve durdular. Tekrar sessizliğe büründüler. Benjamin, denge merkezinde ve beyninde olan algı değişimlerinden geminin sert manevralar yaptığını anlayabiliyordu. Midesi bir an ağzına kadar geldi ve tekrar olması gerektiği yere döndü. Bütün hissettiklerine rağmen, gemi o kadar büyüktü ki yaptığı manevraları Benjamin'in beyni tam olarak algılayamıyordu. Ardından gemi titremeye başladı. Benjamin, atmosfere girişin başladığını biliyordu. Gemi yatay ve dikey bir sürü manevra yapıyor olmalıydı. Bir süre sonra geminin burnu biraz havaya kalkacaktı. Benjamin, bulunduğu yerden hala hareketleri algılayamıyordu. Oturduğu koltuk, her geçen dakika Benjamin'i daha fazla sıkmaya başlıyordu. Benjamin'e zarar gelmesini engellemek için ona daha sıkı sarılıyor gibiydi.

Benjamin, bir süre herhangi bir ses duymadı. Atmosferi geçtiklerini ve yere yaklaştıklarını tahmin ediyordu. Dünya'nın hangi bölgesine ineceklerini merak etti. Kendi bölgelerine yakın bir yer olmasını istedi. Çok zorlanmadan kendi adamlarını toplayabilir. Yapmak istediklerini daha kısa zamanda yapabilirdi. Gemi büyük bir gürültü ile sarsılmaya başladı. Benjamin'in bulunduğu hangarın içerisinde kırmızı bir ışık yanıp sönmeye, onun ardından bir geri sayım başladı. "Aktifleştirmeye 30 saniye."

Geri sayım sona erdiğinde, laboratuvar kapısında duran makineler hareketlendi ve hangardan dışarı çıktı. Benjamin'in koltuğu gevşedi ve kemerler takılı olduğu yerden çıktı. Benjamin, ayağa kalktı. Laboratuvarın kapısından dışarı çıktı. Neredeyse aynı anda hangarın bir kaç kapağı açıldı. Hangarın içerisine makineler girmeye başladı. Makineler hangarı yeniden düzenliyorlardı. Yüzlerce yapay rahim bir sıraya diziliyordu. Bazı makineler etrafında dumanlar olan metal kutuları yapay rahimlerin yanına getiriyordu. Başka bir "Nefes Almayan" hangardan içeri girdi. Hangarda bulunan diğerlerinin aksine bu makineden çok insana benziyordu. Diğerlerinin yanından geçti ve bir terminalin önünde durdu. Terminalin başında bir kaç işlem yaptı. Benjamin ne yaptığını anlayabilmek için "Nefes Almayan"a yaklaştı.

"Kolonileştirme prosedürleri 1. evre iptal edildi. 2. evreye geçiliyor." dedi Benjamin'in önünde duran "Nefes Almayan".
"1. Evre neydi?" diye sordu Benjamin.
"1. Evre, tespit edilen gezegenin yaşama uygun olmasının sağlanmasıdır."
"Peki, 2. evre nedir?"
"2. evre, dondurulmuş insan embriyolarının yapay rahimlere enjekte edilmesidir. 1 yıl içerisinde ikinci evre tamamlanır ve gezegende insan yaşamı başlatılır."
"Bundan sonrada ben devreye giriyorum sanırım."
"Magellan'ın hesaplarına göre her tür kendi türünü yetiştirmekte daha başarılı oluyor. Başka türler ile etkileşimlerin başarısız olma olasılıkları çok yüksek."

Benjamin, "Nefes Almayan"ın önündeki terminale baktı. Terminalde, "Enjeksiyon İşlemi Başlatılıyor." yazıyordu. Ardından hangarın duvarlarındaki metal kollar hareket etmeye başladı. Duman çıkan kutular açıldı. Metal kollar önce kutuların içerisine, ardından yapay rahimlerin içerisine girdi. Yapay rahimler bir sıvı ile doldu. Her bir cam kutunun üzerinde bir sayı ve yeşil bir ışık yandı. Benjamin, gözleri ile sayıları takip etti. 100 yapay rahim aktif olmuş durumdaydı. 

Benjamin, etrafı incelerken gardiyan makineler tekrar Benjamin'in yanına geldi. Makinelerden biri, "Arama Birimi seni bekliyor." dedi. Benjamin, herhangi bir şey sormadan ve söylemeden makineleri takip etmeye başladı. Hangarın dışına, koridora çıktılar ve bir kapının önünde durdular. Kapı açıldı. Makineler kapının yanında durdular, Benjamin içeri girdi. Oda, Benjamin'in Victoria'ya bindirildiği odaya benziyordu, sadece biraz daha büyüktü. İçeride kadın ve erkeklerden oluşan bir grup "Nefes Almayan" hazırlık yapıyordu. Duvarlardaki bölmelerde bulunan silahları her biri üstlerinde bir yere yerleştiriyordu. Bacaklarında ufak silahlar, sırtlarında ise daha büyük silahlar vardı. Silahlarını kuşanmış bekleyen bir tanesi Benjamin'in yanına geldi.

"İniş noktamızın yakınlarına bir mekik iniş yaptı. Ön rapor 9 kişi olduklarını tespit etti. Başka bir araştırma ekibimizden gelen bilgiye göre yakınlarımızda kuzeye ilerleyen büyük bir konvoy var. Ön rapora göre bir kaç yüz kişi var. Hedefimiz konvoy, bize katılmak isteyenleri alıp buraya getireceğiz."

"Ya katılmak istemezlerse?"
"Karşı koyanların varlıkları sonlandırılacak. Senin görevin insanları ikna etmek."
"Eğer konvoy benim insanlarımsa bu kolay olur. Bende silah alacak mıyım?"
"Hayır, Benjamin. Korumamız altındasın. Sana bir şey olmayacak. "
"Mekik ne olacak?"
Nefes Almayan koluna entegre bir ekranı Benjamin'e gösterdi.
"Bu sizin mekiklerinizden mi?"
"Hayır." dedi Benjamin.
"O zaman onları ikna etme ihtimalin çok düşük. Yol üzerinde 5 kişi bırakacağız. Onlar emirleri uygular."
Nefes Almayan'ın kolundaki ekranda yeşil bir ışık yandı.
"Herkes hazır, Benjamin. Benimle geliyorsun."

Bütün Nefes Almayanlar eski tip arazi araçlarında yerlerini aldılar. Benjamin ve yanındaki Nefes Almayan'da bir araca bindi.
"Bir ismin var mı?" diye sordu Benjamin.
"Bana Bir." diyebilirsin.

Akşam güneşi etrafı aydınlatmaya devam ediyordu. Benjamin için görüş mesafesi hala kısıtlıydı. Daha erken bir saatte yola çıkmış olsalardı, Benjamin'in kesinlikle bir gaz maskesine ihtiyacı olacaktı ki, akşam saatinde bile ciğerleri işlevini yerine getirmekte zorlanıyordu. Bir süre yolculukları sarsıntılı bir şekilde devam etti. Ardından bir yerde durdular. Araçlardan 5 "Nefes Almayan" indi ve araçlar yollarına devam ettiler. Önlerindeki tepeyi mümkün olan en hızlı şekilde tırmanıyorlardı. Sonunda ilk temas sağlandı. Konvoydan silah sesleri geliyordu. Aynı şekilde Benjamin'in içerisinde bulunduğu ekipte karşılık verdi. Benjamin, "Nefes Almayanlar"a karşı ne yapabilirler ki diye düşündü. Bir Benjamin'e döndü. Kolundaki ekranı gösterdi.

"Bunlar senin adamların mı? Onları ikna edebilir misin?"
"Hayır benim adamlarım değil. Ama ikna edebileceğimi düşünüyorum. Sizin kim veya ne olduğunuzu bilmiyorlar."
"Anlaşıldı. Güvenli bir ortam sağlandığında onlarla konuşabilirsin."

Silah ve patlama sesleri bir süre daha devam etti. Daha sonra büyük bir sessizlik oldu. Bir, Benjamin'den onu takip etmesini istedi. Araçtan inip, yürümeye başladılar. Bir kaç cansız bedenin yanından geçtiler. Sonra insanların yavaş yavaş toplanmaya başladıkları bir alana geldiler. Bir kadın "Nefes Almayan" Benjamin'in bir kamyonun tepesine çıkmasına yardım etti. Benjamin, Bir ve kadın kamyonun üst tarafında toplanan kalabalığa bakıyorlardı. "Nefes Almayanlar" alanın çeşitli yerlerinden insanları kamyonun önüne silah zoruyla getiriyordu. Benjamin, yanında dikilen kadın "Nefes Almayan"a baktı. Bunların hepsi birbirine benziyor diye düşündü. Yüzlerini hep bir yerde gördüğü hissine kapılıyordu. Etrafa dağılmış olan son insanlarda alana geldiğinde Bir Benjamin'e döndü.
"Senin sıran." dedi.
Kalabalığın içerisinde bir hareketlenme oldu. İnsanlar kenara çekildiler ve yaşlı bir kadın öne çıktı. Kamyonun üstünde duranlara baktı.
"Riva seni hain." diye bağırdı ve ardından bir el silah sesi duyuldu.
Benjamin Bir'e döndü.
"Vurmak zorunda değildiniz. Yaşlı bir kadındı sadece." dedi.













Tepkiler:

0 yorum:

Yorum Gönder