24 Ekim 2016 Pazartesi

Arayıcı Günlükleri - 35


"Hadi konuşsana." diye bağırıyordu Türk. Bay Haruto, katanasını Luca'nın boynuna dayamış sakin bir şekilde bekliyordu.
"Güvenlik halatlarından bir tane buraya getir."
Türk ufak bir zıplama hareketi ile malzeme dolabının yanına kadar sıçradı. Dolabın içinde karşısına çıkan ilk halat benzeri şeyi alıp tekrar Bay Haruto ve Luca'nın bulunduğu yere döndü.
"En ufak hareketinde kafanı vücudundan ayırırım."
Luca, anladığını belli edecek şekilde gözlerini kırptı.
"Şimdi yavaşça ayağa kalk ve ellerini arkanda birleştir."
Luca, botlarının yer çekimi özelliğini aktive etti ve ayağa kalktı. Türk, elindeki halat ile Luca'nın ellerini bağladı. Daiki, katanası ile ön bölümdeki koltuklardan bir tanesini işaret etti. Luca önde Türk arkasında ön bölüme geçtiler. Luca işaret edilen yere oturdu.
"Seni hiç gözüm tutmamıştı zaten." dedi Türk.
"Bize zarar verilmeyecekti." diye karşılık verdi Luca.
"Evet anladım. Bize zarar vermedikleri için kafam kadar deliği onarmak zorunda kaldım."
"Bir şeyler değişmiş olmalı. Bir şeyler olmuş."
"Evet." diye araya girdi Daiki. "Sizin deyiminizle "Nefes Almayanlar" geri döndü."
"Nefes Almayanlar kim?" diye sordu Türk.
"Sürgün edilen yapay zekaya sahip tüm droidler, tüm makineler."
"Yapay zekalı makineler mi?"
"Daha sonra açıklarım Türk. Şimdi diğer sorunlarımızla ilgilenelim. Delik kapandı sanırım."
"Evet efendim."
"Bay Marino'yu da bu koltuğa bağlayalım. Bir şekilde dünya'ya inmemiz gerek."

Türk, silahların olduğu bölüme geçti ve oradaki dolapları karıştırdı. İki tane metal kelepçe bulup, aldı. "Her zaman kelepçe vardır." diye söylendi kendi kendine. Kelepçelerden bir tanesini Luca'nın sağ bileğine diğerini sol bileğine taktı. İki kelepçeninde boşta kalan bölümlerini Luca'nın oturduğu yerin tam arkasındaki duvarda bulunan tutunma yerlerine taktı.

"İçerdeki sorunumuz halledildi, Bay Haruto."
"Yardımcı pilot bölümüne geçin, genç adam."

Türk, tek bir zıplama hareketi ile ön tarafa süzüldü. Daiki Haruto'nun hemen yanına, daha önce Luca'nın otruduğu koltuğa geçti. Bulunduğu yerden dışarı baktığında büyük bir uzay gemisinin hemen altında olduklarını görebiliyordu. Türk'ün şaşkınlıktan ağzı açık kalmıştı. Muazzam büyüklükte bir gemi ile birlikte ilerliyorlardı. Bulundukları noktada kendilerini görmemiş olabileceklerini düşündü.

"Bizi gördüler mi, Bay Haruto."
"Görmüş olabilirler."
"Peki neden saldırmıyorlar?"
"Etrafına bir bak Türk. Bazı gemilere saldırdılar, bazılarına hiç dokunmuyorlar."
"Bu garip değil mi Bay Haruto?"
"Tehdit olarak görmedikleri gemilere saldırmadılar gibi gözüküyor. İlk hareketleri, bize saldıran ay mekiklerine atlamak oldu. Arkasından bizim için gelen ve ay mekiklerine karşılık veren "Red Dragon"lara saldırdılar. Hiç karşılık vermeyen bizim gibi bir kaç mekik daha var. Hiç birimize dokunmadılar."
"O zaman hiç bir şey yapmadan rotamızda devam edersek dünya'ya inebiliriz."
"Öyle olmasını ümit ediyorum. Bırakalım önden onlar gitsinler."

Daiki Haruto, mekiğin burnunda bulunan motorlardan bir kaç tanesini ateşledi. Mekiğin hız göstergeleri hızlı bir düşüş gösterdi. Zaten yavaş olan mekik bir kaç saniye içinde uzay boşluğunda asılı kaldı. Artık hiç hareket etmiyorlardı. Türk, kafasını kaldırdı ve üzerlerinden geçmekte olan dev uzay gemisine baktı. Bir an geri gittiklerini düşündü. Dakikalar sonra uzay gemisi üst camın görüşünden çıktığında simsiyah uzay manzarası geri geldi. Türk, durduklarından emin olmuştu. Daiki, parmağıyla radarlarını gösterdi. Türk, işaret edilen yer baktı.

"Buradan görebildiğimiz kadarıyla az önce bizi geçen gemi gibi 5 tane daha var."
"Onları görmedik Bay Haruto."
"Sadece bu bizimle aynı rotada. Diğerleri dünyanın farklı bölgelerine gidiyor gibi gözüküyor."

Burnunda Dragon-10 yazan mekik bir süre daha hiç kıpırdamadan uzay boşluğunda durdu. Dev uzay gemisi ise dünya'ya inişine başlamıştı. Atmosfer ile arasındaki sürtünmeden arkalarında bıraktıkları sarı ve kırmızı tonlardaki ışıklar net bir şekilde gözüküyordu.

"Artık bizde atmosfere giriş işlemlerine başlayabiliriz."
"Anlaşıldı efendim."
"Bende yardımcı olabilirim." arkalarından gelen ses. Türk, bulunduğu koltuktan kalktı ve arkaya doğru sıçradı.
"Türk, bir şey yapma lütfen." dedi Daiki Haruto.

Türk, malzeme dolabından aldığı bir bantı Luca'nın ağzına yapıştırdı.

"Dünya'ya dönüşümüzü konuşarak mahvetmesini hiç istemiyorum, Bay Haruto."
"Hadi yerine gel ve bitirelim şu işi."

Daiki Haruto, motorları ateşleyerek bulundukları mekiği dünya yörüngesine doğru hareket ettirdi. Mekik önce sabit hızla ilerledi. Yörüngeye girdiğinde hızı artmaya başladı.

"Kemerinizi taksanız iyi olur. 1 saatlik iniş yolculuğumuz başlıyor."

Türk, kemerini taktı. Kafasını öne eğdi ve bir şeyler mırıldandı. Mekik yörüngede ses hızının 25 katı bir hızla dönmeye başladı. Daiki, ön taraftaki roketleri ateşledi ve mekiğin hız kesmesini sağladı. Mekiğin burnu aşağı bakacak şekilde döndürdü. Daiki, mekiğin hızında küçük ayarlamalar yapmaya devam ediyordu. Sonunda, mekiğin uzay boşluğuna kaçma arzusu ile, yerin çekim kuvveti arasındaki mücadeleden, her zaman olduğu gibi yine yer çekimi galip çıkıyordu.

"Soğutma lütfen." dedi Bay Haruto. Türk, etrafındaki kontrollere biraz bakındıktan sonra gerekli düğmelere bastı. Dragon mekikleri, mümkün olduğu kadar açıklayıcı ve basit kontroller ile donatılmıştı. Mekiklerin kullanımı ve kontrolü eskilerine oranla çok daha basitti ve bu sayede kısa süreli eğitimlerle hemen herkes onları uçurabilecek bilgiye sahip olabiliyordu.

"İnişe 35 dakika." diye uyardı Bay Haruto. "Yönlendirme roketlerini ayarlıyorum."

Daiki Haruto bir kaç düğmeye daha bastı. Mekiğin burnundaki ve kuyruğundaki roketler çalışmaya başladı. Mekiği savrulma olmayacak şekilde dengede tutmaya çalışan roketler, aynı zamanda mekiği 40 derecelik giriş açısında da sabit tutacaklardı.

"Atmosfere giriyoruz."

Daiki ve Türk koltuklarında arkalarına yaslandılar. Bu sırada mekiğin içindeki ışıklar söndü. Ardından kırmızı bir ışık yanıp sönmeye başladı. Daiki, hızlıca ekranları kontrol etti. Motorlardan bazıları arıza veriyordu.

"İnişe 28 dakika kaldı, Türk. Normal bir iniş olmayacak."

Türk, tüm kuvvetiyle koltuğunu sıkıyordu. "Bu kadar gelmişken burada ölmesek iyi olurdu." dedi.

Mekiğin süzülüş açısı 17 dereceye düştü. Otomatik sistemler ilk yatış talimatını verdiler. Ancak mekik sağa veya sola doğru herhangi bir yatış manevrası yapmadı. Daiki, kontrolleri manuele aldı. Mekik titremeye başladı.

"Bu normal mi?" diye sordu Türk. Ağzındaki banttan konuşamayan Luca, bir şeyler söylemeye çalışırcasına sesler çıkartıyordu.
"Normal" dedi Daiki. Ardından mekiği kontrol edebilmek için bir kaç tuşa bastı. Motorların bir kısmı ateşlendi. Yatış manevrası başlamıştı ama bu seferde hareketi durduramıyorlardı. Mekik kendi ekseni etrafında dönüyordu. Hız göstergesi, ses hızının 20 katını gösteriyor, dış yüzey ısısı kritik seviyeye yaklaşıyordu.
"Mekiğin burnunu kaldırmalısın Türk. 11 derece olmalı."

Türk, yanındaki kumanda kolunu kendine doğru çekmeye başladı. Kumanda kolu ve tüm mekik titriyordu. Önündeki göstergeler 27 dereceyi gösteriyordu. Türk kumanda koluna daha sıkı bir şekilde asıldı. Çekebileceği kadar çok kendine çekiyordu. Daiki, kendi eksenleri etrafındaki dönüşü durdurabilmek için bir kez daha ateşleme yaptı. Dönüş hızı düştü. Türk'ün önündeki gösterge burun açısını 15 derece olarak gösteriyordu.

"15 derece efendim."
"Sert bir iniş olacak Türk. Sıkı tutunsan iyi olur. İnişe 10 dakika."

Mekiğin otomatik fren mekanizması devreye girdi ve mekiği bira daha yavaşlattı. Mekiğin kendi ekseni etrafındaki dönüş hızı da yavaşlamıştı ama bir türlü sabitlenmemişti. Daiki ve Türk son ana kadar mücadele ediyorlardı. Mekiğin içinde kırmızı ışıklar yanıp sönmeye devam ediyordu. Yer ile ilk temas sağlandığında mekik tekrardan havaya fırladı. Ardından tekrar bir temas sağlandı. Türk, olduğu yerde bağırıyordu. Daiki, hala kumanda kolu ile mücadele ediyordu. Sarsıntılar giderek arttı. Kırmızı yanıp sönen ışıklar kapandı ve mekiğin içi karanlığa büründü. Mekik süratli bir şekilde yere sürtüyor, arka tarafından metal parçalanma sesleri geliyordu.

Sonunda mekik durduğunda, Türk olduğu yerde zar zor kıpırdadı. Bay Haruto hareketsizdi. Türk arkasına baktı. Luca'da kıpırdamıyordu. Türk, derin bir nefes aldı ve bulunduğu yerden kalkmaya çalıştı. Sırtında, kollarında ve bacaklarında daha önce hiç hissetmediği kadar ağrı hissediyordu. Tek bir düğmeye basarak kendisini koltuğa bağlayan kemerden kurtuldu. Bay Haruto'nun yanına gitmeye çalıştı. Daha önce kendisini hiç bu kadar ağır hissetmemişti. Midesi bulanıyor, başı dönüyordu. İçinde kalan tüm gücü Bay Haruto'nun yanına ulaşmak için harcadı. Eliyle dokundu. Bay Haruto'da tepki yoktu. Elini boynuna götürdü. Nabız atışlarını hissetti ve rahatladı. Kendisini olduğu yere bıraktı.

Gözlerini tekrar açtığında ne kadar süre geçtiğini hatırlamıyordu. Etraf sabit kırmızı bir ışık ile kaplanmıştı. Mekiğin arka tarafından gelen sesleri duymaya başladı. Birisi veya birileri kapakları açıyordu. Metallerin birbirine çarpma sesini duydu. Olduğu yerden kalkmaya çalıştı. Türk, kendisini koltuğunun önüne çekmeyi başardı. Öne gelen biri tarafından görülmeyebilirdi. Arka taraftan biraz daha metal gürültüsü geldi. Ardından birinin yürüyüş sesi. Adım sesleri yavaş yavaş ön tarafa yaklaşıyordu. Türk, dağılan kontrol panelinden metal bir çubuğu eline aldı, nefesini tuttu. O sırada Bay Haruto hareket etmeye başladı. Adımlar artık çok yakındaydı. Pilot koltuklarının tam arkasında durdu gelen kişi. Türk, tüm gücüyle bağırarak olduğu yerden ayağa kalkıp elindeki metal çubuğu salladı. Karşısındaki kız çubuğu tek eliyle yakaladı. Ardından Türk'e doğru salladı ve Türk'ün kafasına metal çubuğu indirdi. Kız Daiki'ye döndü. Daiki yine kıpırdadı ve gözlerini açtı, kıza baktı ve "R.V.A." dedi. Daiki'nin gözleri yine kapandı.

RIVA, elindeki metal çubuğu yere attı. Daiki'nin yanına gitti ve onu olduğu yerden çıkardı. Türk'te kendine geliyordu.

"Sizi buradan çıkartacağım." dedi kız. "O, benim kim olduğumu biliyor."

Türk, kızın dost mu düşman mı olduğuna hala karar verememişti. Ama mekikten çıkmak için biraz yardıma da hayır diyemeyecek durumdaydı. Kız, Daiki'yi omzuna aldı ve mekikten dışarı çıkardı. Türk'te peşlerinden gitti.

"İçeriden alabildiğim kadar malzeme almalıyım." dedi kıza.
"Önce saklanmalıyız. " dedi kız. "Birileri bu tarafa yaklaşıyor."

















Tepkiler:

0 yorum:

Yorum Gönder