19 Eylül 2016 Pazartesi

Arayıcı Günlükleri - 32


"Bizi geri çağıran kişiye itaat edin."

Değişik tipte ve modelde binlerce "Nefes Almayan" aynı anda hareket etmesiyle oluşan metalik ses Benjamin'i memnun etmeye yetti. Uzayın derinliklerini keşfetmek, yaşanabilir yeni gezegenler bulmak için gönderilen, dünya'dan sürgün edilen tüm "Nefes Almayan"lar tam karşısında duruyordu ve sadece ona itaat ediyorlardı. Tüm insanlığı yeni bir geleceğe taşıyacak, eski kitaplarda yazan kehanetlerde bahsedilen kişi kesinlikle kendisiydi. Başka biri olduğunu hiç düşünmemişti bile.

Artık Ay Üssü'nün tek yöneticisi olabilir, Mars'ı elindeki muhteşem ordu ile ele geçirebilir, Dünya kaynaklarının tamamını tek bir yönetime, kendisine bağlayabilirdi. Nefes Almayanlar sayesinde belki de Dünya yeniden yapılandırılabilir, en önemlisi dünya benzeri başka gezegenlerde sıfırdan, yeni bir uygarlık başlatabilirdi. Hepsi kendisi sayesinde mümkün olacaktı. Tüm her şeyin yöneticisi, insanlar ve Nefes Almayanlar tarafından bilinen uzayın tek yöneticisi olarak insanlık tarihindeki yerini alacaktı. Nesiller boyunca Büyük Benjamin'den bahsedilecek, adı sonsuza dek yaşayacaktı. Nefes Almayanlar'ın yaratıldığı teknolojiyi yeniden keşfettikten sonra ise adı ile birlikte kendisi de sonsuzluğa kavuşacak ve sonsuzluğa kadar her şeyin tek yöneticisi olacaktı.

Benjamin'in içinde büyük bir mutluluk vardı ve bu durumu yüzüne yansıtmamak için dudaklarını sıktığını hissedebiliyordu. Daha önce hiç görmediği kadar büyük odada karşısında duran binlerce "Nefes Almayan"a bir şeyler söylemeliydi. Onlara tek patronun kendisi olduğunu göstermeliydi.

"Siz" diyerek yüksek bir tondan konuşmasına başladı.
"Siz sürgün edilenler, bu dünyadan ve bu güneş sisteminden kovulanlar, evinize, yaratıcılarınızın yanına hoş geldiniz. Sizlerle birlikte yeni bir düzen kuracağız. Nefes Almayanlar ve insanlar tekrardan birlikte yaşayacaklar. Getirdiğiniz bilgiler ışığında yeni Yıldız Gemileri yaparak sadece bu güneş sisteminde değil diğer sistemlerde de birlikte olacağız. "

Benjamin bir süre durakladı. Büyük Kitap'ta yazılanları düşündü. Kehanet gerçekleşiyordu. Yüzlerce yıl önce yazılanlar artık gerçek oluyordu. Konuşmasına daha heyecanlı bir şekilde devam etti.

"Büyük Kitap'ta bahsedilen zamanda, 6. ayın 6. gününde geri geldiniz ve Büyük Kitap'ta bahsedilen kişiyle berabersiniz. Önceliğimiz Dünya olacak, önce dünyanın tamamının kontrolünü, sonra da mars kolonisinin kontrolünü ele alacağız. Mars kolonisinden karşı çıkanlar olacaktır. Önemli değil, bundan sonra ihtiyacımız olmayacak kişiler. Tüm Nefes Almayanlar büyük savaşımız bitene kadar, tüm sisteme sahip olana kadar savaşacağız." Bir nefes aralığı kadar boşluk verdi. "Ateş Serbest" diye bağırdı sonunda. Tüm Nefes Almayanlar hareket etmeye başladı. Dışı metal olanlar, dışı insan gibi görünen ama içi metal olanlar, insan gibi görünmeyenler, bir kaç yüzyıl öncesinin araçlarına benzeyenler her türden Nefes Almayan vardı. Metalik sesler, motor gürültüleri, adım sesleri birbirinin içine karışmıştı. Tüm bu karmaşanın içinde Benjamin omzunda bir el hissetti ve o elin dokunuşu ile birlikte bir rahatlama. Arkasından tanıdık bir ses konuşmaya başladı.

"Aferin Evlat. O kişi sensin. Sonunda başardın."

Benjamin, yüzünde bir gülümseme ile arkasına döndü.
"Baba." dedi. Kendisinin bile zor duyacağı bir ses ile. Artık kendisini sıkmıyordu. Rahatlamıştı. Tekrar "Baba" dedi, bu sefer daha yüksek çıkmıştı sesi. Gözlerinden yaşlar boşalmak üzereydi.

Belli belirsiz dijital bir ses duydu. Cep terminalinin sesine benziyordu. Dijital ses arttı ve Benjamin gözlerini açtı. İki eliyle yanaklarının üstünde hissettiği ıslaklığı sildi. Ardından yatağında doğruldu. Gördüğü rüya o kadar gerçekçiydi ki, babasının gururunu ruhunun en derin noktalarında hissetmişti.Cep terminali bir kez daha çaldı ve durdu. Yatağının baş ucunda duran terminaline uzandı ve aldı. Yüzbaşı Hunter bir takım görüntüler göndermişti. Görüntüleri açtı, daha ilk görüntüden sonra bağırdı.

"Biliyordum. Magellan olduğunu biliyordum."

Hızlıca yataktan çıktı. Duşunu aldı ve hafif uzamış sakallarını kesti. Kendisi için büyük gün yaklaşıyordu. "Nefes Almayanlar" ile buluşmasına çok az zaman kalmıştı ve onlara kendisini tanıtacak, yapmak istediklerini anlatacaktı. Yaratıcılarına geri dönen varlıklar, tıpkı eski dinlerde anlatıldığı gibi, her varlık bir gün tekrardan yaratıcısı ile buluşacaktı. İnsanlar öldükten sonra karşılaşacaklarına inanırdı. Nefes Almayanlar ise onları geri çağıran ve onları Uluslararası Uzay İstasyonu'nda bekleyen kişiyi gördüklerinde yaratıcılarına geri dönmüş olacaklardı.

Benjamin'in içini çocukça bir sevinç kaplamıştı. Rüyası ona gönderilmiş bir işaretti. Büyük Kitap'ta yazılanlar doğru olmalıydı. Kehanet doğru olmalıydı, ki bir müddet sonra gerçekleşecekti. Artık hiç bir şey Benjamin'in önünde duramazdı, hiç bir şey moralini bozamazdı. Cep terminali yeniden çaldı. Bu sefer yazılı kısa bir mesaj gelmişti.

"Konsey Salonuna bekleniyorsunuz."

Benjamin artık elindeki kağıtları açık oynayacaktı. Bu sabah itibariyle herkes Magellan'ın dönüşünden haberdar olmuştu. Ama onları neyin yada kimin geri getirdiğini bilmiyorlardı. Öğrenme zamanları geldi diye düşündü. Onları çağırdım ve onları kullanacağımı açık açık söyleyeceğim. Eski kitaplara ve kehanetlere ne kadar inandıkları benim sorunum değil, inanıyorlarsa benim o olduğumu anlayacaklardır. İnanmıyorlarsa onların sorunu olur. Mars Kolonisi'nden sonra ikinci sıradaki düşmanlarımız inanmayanlar olur. Kıyafetlerini giydi ve odasından çıktı.

Konsey salonunun kapısı açıldı. İçerisi birbiriyle konuşan, tartışan liderler ile dolmuştu bile. Benjamin hiç bir konuşmayı dinlemeden yerine geçti ve oturdu. Onun geldiğini son anda fark eden yaşlı lider masaya vurmaya başladı. Benjamin ile birlikte konsey tamamlanmıştı ve oturum başlayabilirdi. Yaşlı lider konuşmaya başladı.

"Hepiniz bu sabah gelen görüntüleri biliyorsunuz. Bir çoğumuzun efsane, mit veya çocuk masalı olarak düşündüğü Magellan ve 5 gemisi gerçekmiş ve bize, dünya'ya doğru yaklaşıyorlar. Herkesin farklı fikirleri var bu konuyla ilgili biliyorum. Hepinizi mutlaka dinleyeceğiz ve ortak bir karara varacağımıza eminim. Her şeyden önce, eski dijital olmayan kitaplar konusunda uzman olan ve bir çoğunu incelediğine inandığımız Benjamin'e söz hakkı vermek isterim. Evet, Benjamin, kitaplar Magellan ve "Nefes Almayanlar" ile ilgili ne söylüyor?"

"Efendim, öncelikle bilmenizi isterim ki, "Nefes Almayanlar" bizim gibi insanların, büyük büyük babalarımızın yaptığı, onların yarattığı bir çeşit makinelerdir. 20 yüzyılda, Stephen Hawking ve onun benzeri yapay zekaya kuşkuyla yaklaşan bilim insanlarının yayınladığı bir bildiri yüzünden dünyadan toplanıp gönderildiler. Gönderilmelerine karşı çıkanlar oldu ancak gönderilmelerine insanlığın yararına amaçlar yüklenerek karşı çıkanlar da ikna edildiler. Yapay Zeka'ya sahip makineleri dünyadan gönderme nedenleri olarak, uzayda insanlığın gidemeyeceği kadar uzağa gidebilecek yeterlilikte olmalarını ve yeni yaşanabilecek dünya benzeri gezegenleri keşfedebilecek olmalarını gösterdiler."

Salon sessizlik içerisinde Benjamin'i dinliyordu. Benjamin derin bir nefes aldı.

"Ama artık geri geldiler."

Yaşlı lider araya girdi.

"Peki geri gelmeleri ne anlama geliyor? Dünya benzeri bir gezegen keşfetmiş olduklarını mı gösteriyor. Torunlarıma anlattığım masallardan bildiğim kadarıyla onları bir kişinin geri çağırması gerekiyor."
"Doğru efendim. Eski kitaplarda bu şekilde yazar."
"Peki onları kim çağırdı? Mars kolonisi mi? En başından beri peşinde oldukları şey bu muydu?"

Benjamin, ihtiyarın ne kadar saf olduğunu düşündü. Mars Kolonisi'ndeki insanlar zaten "Nefes Almayanlar"ı sürgün eden, kendisine bilim adamı diyen insanların bir devamıydı. Koloni o insanlar ile kurulmuştu ve onlar hala "Nefes Almayanlar"ın insanlık için bir tehdit olduğunu düşünüyordu. İhtiyarın uzak geçmiş ile ilgili en ufak bir fikri olmadığını düşündü. Gülümsedi.

"Hayır efendim. Onları ben çağırdım."

Konsey salonunda büyük bir ses patlaması yaşandı. Benjamin hariç herkes bir şeyler söylüyordu. Kimisi bağırıyor, kimisi bir şeyler mırıldanıyordu. Yaşlı lider bağırdı.

"Susun, susun lütfen."

Bir kaç mırıldanma dışında sesler kesildi.

"Benjamin, onları geri çağırmak için konseye danıştığınızı hatırlamıyoruz."
"Evet efendim. Bir kaç defa anlatmaya çalışmıştım ama masallara ayıracak zaman olmadığını belirtmiştiniz ve hatta bir kısmınız bana gülmüştü."
"Benjamin, bu yaptığının ne gibi sonuçlar doğuracağını biliyor musun? Atalarımızın onları göndermiş olmasının geçerli bir sebebi vardır. Yalnızca bizi değil, tüm insanları bir tehlikenin içine sokmuş olabilirsin."
"Ya da herkesin hayatını kurtarmış olabilirim."
"Bundan emin olamazsın Benjamin."
"Sizde tehlikeli olduklarından emin olamazsınız."

Yuvarlak masa etrafındaki liderlerden bir tanesi daha fazla dayanamadı ve ayağa kalkarak bağırmaya başladı.

"Şimdi ne olacak? Ya bize saldırırlarsa? Ne yaptığının farkında değilsin sen, tıpkı baban gibi bir çatlaksın."

Benjamin sakinliğinin sonuna gelmişti. Her şeyi kabul edebilirdi ancak babasına hakaret edilmesine bir saniye bile katlanmak zorunda değildi.

"Onları ben çağırdım ve onları ben kontrol edeceğim. Kaynaklarımız burada tükenirken, dünya kendisini yenilemek için savaş verirken ve burada sizler ne yapacağınızı bilemezken, ben biliyordum. Onları çağırmak, keşiflerini öğrenmek ve gerekirse neredeyse sonu gelmiş olan bu güneş sistemini terk ederek, dünya benzeri bir gezegene yerleşmek benim fikrimdi. Kurtuluşumuzun anahtarı bende ve siz hala anlamamakta ısrar ediyorsunuz. O küçük kafalarınızın masal dediği şeyleri gerçeğe dönüştürüyorum."

"Benjamin, küstahlaşmaya başladın."
"Küstahlaşsam ne olacak? Ne yapabileceksiniz? Eski kitaplar ile ilgili benden daha uzman birini tanıyor musunuz? Size kim yardım edecek? Nefes Almayanlar'ı nasıl kontrol altında tutacağınız yada onlar ile ne yapacağınızı biliyor musunuz?"

Salonda yine sessizlik oldu.

"Hiç bir şey bilmiyorsunuz, hiç bir şey." diye bağırdı Benjamin.
Yaşlı lider araya girdi.
"Yeter. Yeter Benjamin. Dışarı çık, toplantıya sensiz devam edeceğiz ve burada alınacak karara göre hareket edeceğiz. Bu toplantıda fikrini belirtme veya oy kullanma hakkın yok."
"Ne yaparsanız yapın. Hiç bir şeyi görmeyen gözlerinizle bakmaya devam edin siz."

Benjamin hızlıca salondan çıktı. Cep terminalini cebinden çıkardı. Yüzbaşı Hunter'ı araması için bir kaç düğmeye bastı. Bağlantı ışığı yeşile döndü.

"Yüzbaşı."
"Evet efendim."
"Yüzbaşı bana bir mekik ayarlamanı istiyorum. Yakıt, Uluslararası Uzay İstasyonuna gidip gelecek kadar, oksijen tankları tam dolu olsun. Ve Yüzbaşı mekiği sen kullanacaksın."
"Emredersiniz efendim. Mars mekiklerini ne yapacağız?"
"Hepsini vurun. Artık ne peşinde oldukları önemli değil."
"Efendim, bu konsey kararı mı?"
"Şimdi konseyden çıktım ve evet konsey kararı."
"Emredersiniz efendim."

Benjamin, hızlı adımlarla koridorları geçti. Maginus Kraterinde bulunan limana gitmek için aracına bindi ve son sürat ilerledi. Limana girdiğinde tekrar Yüzbaşı ile konuştu ve hazırlanan mekiğin hangi rampada olduğunu öğrendi. Rampaya doğru aracını sürerken Ay Üssüne ait mekiklerden Mars Mekiklerine olan saldırıda başlamıştı. İlk olarak bir kaç ufak patlama ışığı gözüne çarptı. Ardından daha büyük bir patlama ışığı. Karşılık veriyorlar diye düşündü. Önemli değildi. Gelen veya gelebilecek olan tüm mars mekiklerini yok edebilecek kadar güçleri vardı. Rampaya vardığında A.D.F. kıyafetlerinin içinde Yüzbaşı Hunter'ı kendisini beklerken buldu. Kaskını taktı ve aracından indi. Genel iletişim hattından konuşmaya başladı.

"Yüzbaşı hazırsanız hızlıca beni Uluslararası Uzay İstasyonu'na götürüp, siz geri döneceksiniz."
"Peki ya siz efendim?"
"İstasyona bir kaç saatlik hava pompalarız, ardından siz geri dönebilirsiniz. Bir şey olursa sizi tekrar çağıracağım."
"Emredersiniz efendim."

Benjamin ve Yüzbaşı Hunter istasyona doğru hareket ettiler. Bir müddet sonra Yüzbaşı Hunter gözlerinin önünde olan bitene o kadar şaşırmıştı ki, ağzı açık kalmıştı. Sağda solda kendi gemilerine, mars koloni gemilerine doğru uçuşan insanlar vardı ve bu insanlar A.D.F. kıyafeti giymiyorlardı. Yüzbaşı hayatı boyunca böyle bir şey görmemişti. Bir insan uzayda nefes alamazdı ki? A.D.F. olmadan mekiklere doğru uçup, onlara tutunuyor ve içlerine giriyorlardı. Benjamin bağırıyordu.

"Hayır, hayır sizi aptallar. Bizim mekiklerimize değil, mars mekiklerine saldıracaksınız. Sizi ben çağırdım. Yüzbaşı şaşırmayı bırakıp tam gaz istasyona gitmeliyiz."

İstasyona vardıklarında Benjamin hızlıca mekiğin dışına çıktı. Oksijen tankından ikmal borusunu istasyona yerleştirdi. Yüzbaşı'ya eliyle tamam işareti yaptı. Yüzbaşı oksijen aktarımını başlattı. Benjamin A.D.F. kıyafeti ile istasyona girdi. "Nefes Almayanlar"ı geri çağırdığı iletişim panelinin başına geçti.

"Sizi çağıran kişi konuşuyor. Siz sürgün edilenler, siz bu dünyadan ve bu güneş sisteminden kovulanlar, evinize, yaratıcılarınızın yanına geri döndünüz. Şimdi yaratıcılarınızdan biri olarak saldırıyı durdurmanızı emrediyorum."

Bir cevap gelmesini bekleyerek bir süre bekledi. Cevap alamadı ve mesajını tekrarladı. Bu sırada Yüzbaşı Hunter oksijen transferini tamamladığını belirterek istasyondan ayrıldı. Benjamin istasyonu oksijen ile dolduracak düğmelere bastı. İstasyonun radarını çalıştırdı. Devasa Magellan ve yanındaki diğer 5 yıldız gemisi yaklaşmaya devam ediyordu. Etraflarında onlarca ufak ay ve mars mekiği radarda gözüküyordu. Ayrıca etrafa dağılmış radarda bir görünüp bir kaybolan ufak noktalar vardı. Bunların her mekiğe gitmekte olan "Nefes Almayanlar" olabileceğini düşündü. Mesajını tekrarladı. Radarın yanındaki uyarı ışığı kırmızı yanıp sönüyordu. Tekrar radara baktı. Bir gözüken bir gözükmeyen iki ışık noktası istasyona doğru geliyordu. O sırada iletişim kanalında bir cızırtı duydu. Ardından tekrar bir sessizlik ve tekrar cızırtı.

"Başaramadınız." dedi bir ses.
"Ben Benjamin. Sizi buraya çağıran, yaratıcılarınızdan biriyim. Sizi ben çağırdım."
"Başaramadınız."
"Neyi başaramadık?"

O sırada istasyonun içerisini oksijen ile dolduran sistemin uyarı sinyali yandı. Oksijenin yüzde elli seviyesinde olduğunu belirtiyordu. Artık istasyonun içerisindeki seslerde duyulmaya başlamıştı. Oksijenin dolduğunu belirten cılız sinyal sesi, ve onu bastıran istasyona yaklaşan iki cisim olduğunu belirten daha güçlü bir alarm sesi. Alarm sesi kesintisiz çalmaya başladığında, Benjamin arka arkaya iki çarpma sesi duydu. Ardından bir kaç metalik ses daha. Sesler istasyonun giriş kapağına doğru uzaklaştı. Uluslararası Uzay İstasyonu'na giriş kapağında ufak iki alev belirdi. Benjamin, istasyonun içinde oksijen olsaydı bunların ufak çaplı birer patlama sesi ile birlikte geleceğini biliyordu. Bir kaç saniye içinde kapak yerinden fırladı. Kapağın ardından istasyona sağlam olarak sabitlenmeyen her şey uzay boşluğuna savrulmaya başladı. Son olarak Benjamin kapağa doğru çekilmeye başladı. İstasyonun eskimiş metal merdivenlerinden birine güçlükle tutundu. Şimdi rüzgardaki bir kumaş parçası gibi dalgalanıyor, ellerindeki gücün tükendiğini hissediyordu. Sonsuza kadar uzay boşluğuna çekilecekti ve bu çekime daha fazla dayanamayacaktı. Büyük bir hayal kırıklığı ile son anlarını geçirdiğini düşünüyordu. Bir an öfkeleniyor, ardından öfkesi sönüyor ve üzüntüye dönüşüyordu. Büyük Kitabı, kehaneti ve babasını düşündü. Büyük Kitap'ta ve kehanette bahsedilen kişi o olmalıydı ama şimdi o olmadığını biliyordu. Dakikalar belki saniyeler sonra uzay boşluğunda sonsuza dek sürüklenen bir ceset olacaktı. Kendisi kadar babasını da hayal kırıklığına uğrattığını düşündü. Daha fazla dayanmanın bir anlamı olmayacağını düşündü.

"Üzgünüm baba." dedi. Son bir kez etrafına ve istasyonun olmayan kapağından uzaya baktı. Artık kendisi hariç dışarıya savrulacak bir şey kalmamıştı. Son anda kapağın iki yanında hareket ettiğini düşündüğü bir şey gördü. Dikkatini kapağın yanlarına verdi. İki tane "Nefes Almayan"ın belli belirsiz kafasını gördü. Ardından vücutlarının bir kısmı daha görünür oldu.

"Beni siz öldüremeyeceksiniz hainler." dedi ve ellerini merdiven demirinden çekti. Hızla kapağa doğru savruldu. Sonsuz uçuşu başlamıştı.





Tepkiler:

0 yorum:

Yorum Gönder