5 Eylül 2016 Pazartesi

Arayıcı Günlükleri - 31


Sonsuz bir sessizlik. Herhangi bir tat ve koku yok. Karanlık ve soğuk. Biçimsiz, sonsuz ve sınırsız.
Bir boşluğun içinde uçmak, sonsuza kadar orada kalmak. Hiç kimsenin, hiç bir şeyin seni göremeyeceği yerlere gitmek. Uzayda ölen bir adamın vücudu hiç bozulmadan nerelere kadar gidebilir acaba diye düşündü Türk. Ruhu da vücuduyla birlikte mi dolaşır? Fiziksel olarak hissedemediklerini, ruhsal olarak hissedebilir, görebilir mi ki? Çok uzakta bir ışık. Bu defa beyaz değil, kırmızı bir ışık. Giderek netleşen, büyüyen ve etrafı kaplayan kırmızı bir ışık.

"Türk, kendine gel." diye bağırıyordu Luca. Mekiğin içi sadece kırmızı bir ışık ile aydınlanıyor, alarm tüm gürültüsüyle ötüyordu. Daiki, bir taraftan iletişim hattında birileriyle konuşuyor, diğer taraftan mekiğin ana kumanda panelinde var gücüyle çalışıyordu. Mekiğin içi soğumaya başlamıştı. Türk, silah sistem kontrollerinin başında öylece oturuyordu. Luca, sonunda Türk'e bir tokat attı.
"Silahları kullanamayacaksan kalk şuradan."
"Tamam, tamam." dedi Türk ve önündeki ekranda hedeflemeyi iki Elit mekiğine sabitledi.
"Atışa hazırım patron."
"Hala hedeflerinde işaretli miyiz?"
"Hayır patron."
"Bekle bir saniye o zaman." dedi Daiki.

Üzerlerinden geçen büyük uzay aracı artık önlerindeydi. Araç o kadar büyüktü ki, kendileri ile Elit'lerin iki mekiği arasında bir köprü gibi uzanıyordu. Uzay aracının yan tarafında bir ışık belirdi.

"Luca, buraya gel."
"Emredersiniz efendim."
"Kamerayı ışığa çevir ve yakınlaştır."

Luca, söylenenleri hızlı bir şekilde yerine getirdi. Yardımcı pilot koltuğunda çevresel kamera kontrollerini yaptı ve en doğru açıda olan kamerayı ışığın geldiği noktaya sabitledi.

"Yakınlaştırıyorum efendim ama bu arada ısı kaybediyoruz. Arka bölüm sıfır derecede, ön bölüm 15 dereceye düştü."
"Türk, ADF (Araç Dışı Faaliyet) kıyafetlerini giy çabuk."
"Onlar nerede?" diye sordu Türk.
"Luca, yardım et."

Luca hızlı adımlarla arka bölüm ile ön bölümü ayıran duvara doğru gitti. Duvarın üzerinde kırmızı bir şerit ile işaretlenmiş bölümü açtı.

"Buraya gel." diye bağırdı Luca.

Türk oturduğu yerden kendini itmeye çalıştı ama başarılı olamadı. Ayağa kalktı, botlarının çekim özelliklerini kapattı ve koltuğundan destek alarak kendisini Luca'ya doğru ittirdi.

"Dışarıda tam olarak ne yapacağım patron?" diye sordu.
"Onarım plakalarından iki tane ve bir tane de dolgu köpüğünü yanına alacaksın. İskele tarafında bir delik olması lazım, onu bulup kapatacaksın."
"Anlaşıldı patron."

Türk ADF kıyafetlerini giydi. Mekiğe bindikleri kapıdan ara bölmeye geçti. İki kişinin ancak sığabileceği ufak bir bölümdü girdiği yer. Luca arkasındaki kapıyı kilitledi ve Türk'e hazır işareti yaptı. Türk sağında kalan panelde bir düğmeye bastı, önündeki kapı açıldı ve kendisini uzay boşluğuna bıraktı.

"Luca, bunu görmelisin." dedi Daiki.

Luca, bulunduğu yerden yardımcı pilot koltuğuna geçip oturdu. Kameranın yakınlaştırdığı görüntüyü izlemeye başladı. Büyük uzay aracının ışık gelen bölümünden iki kişi çıkmış ve Elitlerin iki mekiğine doğru uçuyorlardı.

"ADF kıyafetleri giymemişler." dedi Luca.
"Evet, fark ettim."
"Ölmüş olmaları gerekirdi."
"Doğruca Elit mekiklerine gidiyorlar. Kamerayı bir tanesine sabitle ve onu izle."

Luca, kamerayı mekiklere doğru son hızla uçan adamlardan bir tanesine kamerayı sabitledi. Dikkatlice ne yapacağını izliyorlardı. Mekiğe iyice yaklaşan adamın süratinde bir değişiklik yoktu ve sonunda mekiğe çarptı.

"ADF'siz nefesini o kadar tuttuysa bile bu çarpmayla kesinlikle ölmüştür." dedi Luca.

İletişim panelinin ışıkları yanmaya başladı. Luca yanıp sönen düğmeye dokundu.

"Patron." dedi Türk. "Burada kafam kadar bir delik var."
"Onarmaya başlasan iyi olacak." dedi Daiki ve ekledi "Fazla zamanımız olmayabilir."

Daiki Luca'ya döndüğünde ağzı bir karış açık vaziyette kamera görüntülerine bakıyordu. Daiki'de görüntülere baktı. Son sürat mekiğe yapışan adam, kendi konumlarına göre mekiğin üst tarafına çıkmış, içeri girmek için mekiği yumrukluyordu.

"Nefes Almayanlar." diye fısıldadı Luca. Daiki, Luca'ya baktı.
"Şuna bakın Bay Daiki"

Daiki tekrar görüntülere döndü. Mekiğin üstündeki adam mekiği parçalamış ve içine girmeyi başarmıştı. Bir süre ekrana ve karşılarında duran mekiğe baktılar. Sonra mekiğin içinden dışarı bir şeyin fırlatıldığını gördüler.

Türk, mekiğin dışında, Elit Mekiği tarafından vurulduktan sonra açılan delikten arka bölüme bakıyordu. Deliğin simetrik çaprazında ufak bir delik daha açılmıştı. Büyük olanı onardıktan sonra oraya da gitmesi gerekecekti. Önce beline bağlı olan onarım çantasından dolgu köpüğünü çıkardı. Boşta kalan elinede pense benzeri bir alet aldı. Mekiğin kalın dış katmanının altında içeri doğru bir çiçek gibi açılmış parçaları pense benzeri alet ile daha düzgün ve neredeyse birbirine değecek kadar yakın bir pozisyona getirdi. Dolgu köpüğünü deliğin alt kısmına doğru sıkmaya başladı. Bir süre sıktıktan sonra durdu. Biraz katılaşması için zamana ihtiyaç vardı. Mars'ta yaptığı çevresel sistem tamiratlarına benziyordu yaptığı iş. Bunun farkı tamamen yer çekimsiz ortamda olmasıydı. Bu yüzden kendisini ADF kıyafetinin güvenlik halatları ile mekiğe bağlamıştı. Etrafına bakındı. Neredeyse önlerinde diğer mekiklere doğru uzanan devasa şeye baktı. Bu kadar büyük bir gemiyi kim ne için yapmış olabilir diye sordu kendine. Tekrar önündeki deliğe baktı. Parmağı ile az önce köpük sıktığı yere dokundu. Katılaşmaya başladığını görünce bir kat daha sıktı. Delik kapanana kadar, biraz köpük sıktı, biraz bekledi ve sonunda dolgu köpüğü deliği kapattı. Kıyafetinden plakalardan birini çıkardı ve dolgu köpüğünün üstüne tuttu. Biraz büyük olsa da plakanın tamamını oraya koymaya karar verdi. Kıyafetinden ufak çakmak benzeri bir alet çıkardı. Standart oksijensiz ortam kaynak makinesi, Mars'ta kullandığının biraz daha ufağı olduğunu görünce anlamsızca mutlu oldu. Telsiz konuşmaları olmadan sessizce iş yapmak hoşuna gitmemişti. Normal bir günde Mars yüzeyinde kaynak yaparken, mutlaka ekipten birileri ile sohbet ederler, ardından bir şamata alır giderdi. Günün nasıl geçtiğini anlamadığı çok zaman geçirmişti Mars'ta. İletişim kanalını açıp, Luca'ya bir kaç laf söyleyebilirdi aslında ama Bay Haruto'nun kızabileceğini düşünerek bu fikrinden vazgeçti. Kaynağa başlamadan önce başlarına bu işi açan mekiğe doğru baktı. Bir an duraksadı. Daha dikkatli baktı ve Elit Mekiğinden kendi üzerlerine doğru gelen bir şey fark etti. Hızla yaklaşıyordu. Kendisini mekiğe bağlayan güvenlik halatlarından bir tanesini çözdü ve sırtını mekiğe yasladı. Kendilerine doğru gelen şey bir insandı.

Saniyeler sonra kendilerine doğru gelen kişi mekiğe çarptı. Mekiğin yan tarafında kendisine bir oyuk açmış vaziyette orada kaldı. Türk mekiklerine yapışan kişiye bakmak için güvenlik halatını uzatmaya başladı. Yeterince uzattıktan sonra kendisini yana doğru ittirdi. Adamı gördüğünde kusmamak için kendisini zor tuttu. Adamın gövdesinin ortasında kocaman bir delik vardı ve bu delikten uzay boşluğuna doğru, tıpkı kahve içerken kendisinin yaptığı baloncuklar gibi, kan baloncukları yayılıyordu. Uzay boşluğunda asılı kalan kan baloncukları. Türk iletişim kanalını açtı.

"Patron." dedi ve bir süre bekledi. cevap gelmedi. "Patron, bu ilgini çekebilir. Burada birisi var." dedi. Yine sessizlik. "Patron orada mısınız?" dedi tekrardan. Endişelenmeye başlamıştı. "Görebilmeniz için kask kamerasını açıyorum."  Türk kask kamerasını açtı ve karşısında duran ölü adamı bir süre çekti. Hala cevap yoktu. "Luca." dedi ve yine cevap alamadı. İletişim hattında bir sorun olabileceğini, yapabileceği en iyi şeyin, işi tamamlamak ve geri dönmek olduğunu düşündü. Kendisini tekrar deliğin olduğu yere ittirdi. Güvenlik halatını kısalttı ve kaynak yapmaya başladı. Onarım plakası deliği tam olarak kapatmıştı. Güvenlik halatını bağladığı yerden çıkardı ve mekiğin üstündeki çıkıntılara tutunarak mekiğin diğer tarafına geçti. Bu taraftaki delik küçük olduğundan bulmakta zorlandı ama sonunda buldu. Aynı işlemleri bu delik içinde yapmaya başladı. Önce biraz dolgu malzemesi sıktı ardından onarım plakasını mekiğe kaynattı. Bu iş de tamam diye düşündü. Ardından tekrar bağlantı kurmayı denedi.

"Patron, Luca, cevap verin lütfen." Türk, yine tam bir sessizlik ile karşı karşıyaydı. Önce dışarı çıktığı kapaktan içeri girmeyi düşündü ama içeridekiler ile temas kurmadan ve onların yardımı olmadan bu imkansızdı. Yine bağlantı kurmayı denedi. "Patron, Luca, işlem tamam, beni içeri alabilirsiniz artık."
Bu sefer bir cevap alabileceğini düşünmüştü ama yine sessizlik ile baş başaydı. Sonra aklına mekiğin arka tarafı geldi. Arka bölümdeki oksijen zaten boşalmıştı. Arka kapağı açarsa içeri girebilirdi. Mekiğin en arkasına doğru süzülmeye başladı. Arada bir mekikten destek alıp yönünü düzeltiyordu. Mekiğin sonuna geldiğinde, mekiğin üstüne özellikle tutma yeri olarak konmuş olduğunu düşündüğü çıkıntılara elin soktu ve kendisini durdurdu. Güvenlik halatlarını çıkıntılara bağladı ve arka kapağa doğru kendini indirdi. Kapağın tam ortasındaki yuvarlak deliğe elini soktu ve kapağın açılması için gerekli olan kolu çevirdi. Kapağı kendisine doğru çekti ama kapı açılmadı. Elini tekrar deliğe soktu, önce ters yöne sonra tekrar kapağın açılması için gerekli yöne çevirdi. Kapak yine açılmadı. ADF kıyafetinin kolunda bulunan panele dokundu. Kaskının ön yüzünde yaşamsal birimleri gösteren göstergeler yandı. Oksijen seviyesi yüzde elli gözüküyordu. Oksijeni uzun bir süre yetecek gibi gözükse de paniklemeye başlamıştı.

"Patron, Luca, bir şeyler söyleseniz iyi olur. Arka kapağı açmaya çalışıyorum ama açılmıyor." Türk, yine bir cevap alamadı. Kapağı anlamsızca ittirmeye ve kendine doğru çekmeye başladı. Ardından tekrar elini deliğe soktu ve kolu çevirdi. Kapak biraz yerinden kıpırdadı. Türk tüm gücüyle kapağı kendisine doğru çekti ve kapak açıldı. Güvenlik halatlarını söktü ve kapaktan içeri süzüldü. Kapağı kapattı ve kilitlendiğinden emin oldu. İçeride havada uçuşan bir sürü malzeme vardı. Kendilerine yapılan atıştan önce içeride bıraktıkları ve sabitlemedikleri her şey havada uçuşuyordu. Ön bölüm ile arka bölümü birbirinden ayıran duvara doğru süzüldü ve kontrol paneline baktı. Sistemler çalışabilir durumdaydı. Bir kaç dokunuştan sonra mekiğin arka bölümü oksijen ile dolmaya başladı. ADF kıyafeti dışarısı ile ilgili bilgileri saniye saniye veriyordu. Oksijen seviyesi düzenli bir şekilde arttı ve en sonunda normal seviyeye ulaştı. Türk kafasındaki ADF kaskını çıkardı. Derin bir nefes aldı. Mekiğin ön bölümünden sert bir çarpma sesi geldi. Biri daha mı bizim mekiğe yapıştı acaba diye düşündü Türk, ardından ön ile arkayı birbirinden ayıran kapağı açmak için panelde bir kaç şey tuşladı. Mekik iki bölüm arasındaki basınç farkını ve oksijen farkını hesapladı. Ardından yeşil bir ışık yandı panelde. Türk yeşil ışığa dokunur dokunmaz kapak açıldı ve Bay Haruto ile Luca taklalar atarak içeri uçtular. Bay Haruto iki eliyle Luca'nın boğazına sarılmış durumdaydı. Luca ondan kurtulmaya çalışıyor, bir taraftanda Bay Haruto'nun suratına yumruk atıyordu. Türk önce ne olduğunu anlamaya çalıştı. Sonra Luca'nın Bay Haruto'yu sırt üstü bir duvara yapıştırdığını gördü. Yumruklar karşılıklı olarak geliyordu. Luca artık daha fazla vurmaya başlamıştı. Türk, daha fazla beklemedi ve Luca'nın üzerine atladı. Tüm gücüyle onu yukarı doğru çekti ve Bay Haruto'nun üzerinden aldı. Luca önce kendisini Türk'e doğru çevirdi sonra bir kaç yumruk salladı. Türk yumruklardan birini savuşturdu. Diğerini suratının tam ortasına yedi ve arkasındaki duvara doğru savruldu. Ayakları ile arkasındaki duvardan güç aldı ve tüm gücüyle kendisini Luca'nın üzerine fırlattı. İkisi birden diğer duvara yapıştılar. Türk, Luca'ya bir kafa attı ve Luca'nın burnundan kan damlaları havada uçuşmaya başladı. Baloncuklar şeklinde etrafa dağılan kan damlaları. Türk Luca'nın sersemliğinden faydalanıp onu aşağıya çekti ve arka bölümde bulunan masanın üzerine yatırdı. ADF kıyafetindeki güvenlik halatlarını boşalttı ve Luca'yı masayla bir bütün haline getirdi. Türk, Luca'ya tekrar kafası ile vuracakken omzunda bir dokunuş hissetti. Bay Haruto elinde bir katana ile arkasında duruyordu. Türk kenara çekildi. Bay Haruto, katanasını Luca'nın boynuna dayadı. Bir damla kan baloncuğu yukarı yükseldi.

"Anlat bakalım seni hain." dedi Bay Haruto.


















Tepkiler:

0 yorum:

Yorum Gönder