10 Ağustos 2016 Çarşamba

Arayıcı Günlükleri - 27


"Sence hayatın anlamı ne, Riva?"
Riva ufak bir duraklamanın ardından "42" dedi.
"Ne!" diyerek karşılık verdi Arayıcı, hiç beklemediği bu cevap karşısında.
"Bende bir zamanlar merak edip, benim ihtiyara sormuştum. Bu, onun bana verdiği cevaptı. Sonra biraz araştırma yaptım ve eski bir kitaptan alıntı yaptığını anladım. Sanırım bir çeşit şakaydı."
"Bir çeşit şaka demek. Ben çok ciddiydim aslında."

Bir süre sessizlik oldu. Arayıcı ve Riva gözlerini bulundukları odanın cam tavanına dikmiş bakıyor, karşılıklı yataklarda yatıyorlardı. Gecenin karanlığının arasından ay ışığı süzülüyor, sayamadıkları kadar çok yıldız cam tavanda parlıyordu. Arayıcı, sanki yıldızlara dokunabilecekmiş gibi elini cam tavana doğru kaldırdı. Daha öncede aya, yıldızlara baktığı olmuştu ama ilk defa onlara ulaşılabildiğini bilerek bakıyordu. Belki bir el uzanması mesafede değildi ama insanlar bir şekilde oralara gitmişti, aya ve mars isimli bir gezegene yerleşmiş, orada yaşayabiliyorlardı. Eski günleri aklına geldi. Etraflarında yaşayan birilerini bulmak için kilometrelerce yürüdüğünü hatırladı. Yaşadıkları büyük binadaki arkadaşlarını düşündü. Hiç bir şeyden haberleri yoktu. Tıkılıp kaldıkları bina onlara dünyanın tamamı gibi geliyordu. Kırık camdan öğrendikleri, onlar için kutsal bilgiydi ve o kutsal bilgide tıpkı binaları gibiydi. Asıl bilgi dünyasındaki ufak bir yer. Yarım ve eksik.

Arayıcı Danny'yi düşündü. Şu anda ne yapıyordur acaba diye geçirdi aklından. Binadan çıkmalarına yardım etmişti. Gerçek bir dost. Sonra onun için üzüldü. Geride bıraktığı herkes için üzüldü, şifacı için bile. Onu ve Riva'yı oradan göndermeye karar vermeseydi, belki Riva uzun süre kalmazdı ama Arayıcı ömrünün sonuna kadar orada kalırdı. Doğru bildiklerini yapmaya devam eder ve bir gün ya "Hordaura"lar tarafından öldürülür, yada onlardan kurtulacak kadar şanslıysa yaşlı biri olarak görevini genç birine devrederdi. Şu ana kadar gördüklerini görmese, yaşadıklarını yaşamasa, öğrendiklerini öğrenmese idi fena bir hayat gibi gözükmüyordu topluluğundaki yaşam. Ama artık öyle bir yere ait olmadığını hissediyordu. Riva onda bir şeyleri harekete geçirmişti. Odaya kapatılmış adam serbest kalmıştı. Riva serbest kalması için gereken kapıyı açan kişiydi.

Arayıcı gözlerini gökyüzünden ayırıp Riva'ya baktı. Kahverengi montunu yatağının ayak ucuna bırakmış. Diğer tüm kıyafetleri ile uzanmıştı. Ayağında botları, vücudunun tüm hatlarını ortaya çıkaran siyah deri pantolonu, onun üzerinde sağ bacağına bağlanmış bıçağı, Arayıcı'nın görüş açısının dışında kalan ama çıkarmadığına emin olduğu sol bacağındaki silahı, karın bölgesini açıkta bırakan siyah kumaş parçası ve onun üzerinde askılar ile vücuduna bağladığı iki silah daha, hepsi üzerindeydi.

Düzensiz bir şekilde, öylesine kesildiği anlaşılan ateş kırmızısı saçları ensesinde bitiyordu. Riva'nın gerçek dışı gözüken mavi gözleri tavana çevrilmişti. Arayıcı, Riva'nın gözleriyle cam tavanı bile delebileceğini düşündü, çünkü o gözler kendisine çevrildiğinde, bakışlarının vücudundan geçip gittiğini, şeffaflaştığını hissediyordu. Onu ilk gördüğündeki düşünceleri değişmemişti. Riva topluluğundaki kızların hepsinden güzeldi. Narin vücut yapısına rağmen dayanıklıydı. Riva'yı ilk defa gördüğünde hayatta kalmasına şaşırmıştı. Ama artık şaşırmıyordu. Yapabildiklerini ve dayanıklılığını tanık olduktan sonra her türlü şartta hayatta kalabileceğini biliyordu. Yaşlı adamın ona bahsettiği yer ve rüyaları için yaşıyordu. Oraya gidene kadar, rüyalarını gerçekleştirene kadar da bırakmayacaktı, pes etmeyecekti. Riva'nın hayatının bir anlamı vardı. Arayıcı tekrar gökyüzüne baktı. Kendisi de artık bir yerde tıkılıp kalmak istemiyordu. Dünyayı, ayı, gezegenleri görmek istiyordu. Bilmediği şeyler öğreniyordu ve daha bilmediği bir o kadar çok şey olduğunu fark etmişti. Artık duramayacağını düşündü. Hiç bir yerde uzun süre duramayacağını. Dünya, Ay, Mars, Yıldızlar...

Riva sağ bacağını karnına doğru çekti. Vücudunun başka hiç bir yeri kıpırdamadı. Arayıcı, Riva'ya baktı. Topluluğundaki bir ressamın çizdiği kadın figürleri geldi aklına. Güzel kadın resimleri çizebiliyordu ama şu an gördüğü topluluğundaki ressamın yapabileceklerinin, onun sınırlarının dışındaydı. Karşısındaki vücutta ne bir eksik nokta, ne de bir fazlalık vardı. Sadece olması gerektiği gibiydi. Karnına doğru çektiği bacağı yatakta muhteşem bir üçgen oluşturuyor, kalçası tüm hatlarıyla ortaya çıkıyordu. Arayıcı sıcakladığını, bütün vücudunun Riva'ya doğru çekildiğini hissetti. Riva'nın uyuyup uyumadığını bilmiyordu, sormak ve anlamsız konuşmakta istemiyordu. Sadece yanına gitmek ve o kusursuz resme dokunmak istiyordu. Arayıcı her geçen saniye sıcaklığının arttığını hissedebiliyordu. Riva'ya arkasını dönmek ile Riva'nın yanına gitmek arasında bir seçim yapması gerekiyordu. Sanki gizli bir gücün etkisine girmişçesine asla yapmayacağı seçeneği seçti. Yatağından kalktı ve Riva'nın yanına gitti. Riva gözlerini açtı ve Arayıcı'ya baktı. Diğer bacağını da karnına doğru çekti. Arayıcı yatakta açılan boşluğa dizlerini koydu. Riva'nın ayak bileklerine dokundu. Ellerini bileklerinden yukarı, bacaklarına doğru kaydırdı. Önce Riva'nın dizlerine ulaştı, ardından bacağının üst kısmına bağladığı bıçağa ve silaha. Son olarak kalçasına ve beline geldi. Riva ellerini kaldırdı ve Arayıcı'yı üzerine doğru çekti. Dudakları dudaklarına değdi. Birbirlerine sarıldılar. Arayıcı ellerini kusursuz vücudun üzerinden ayıramıyordu. Riva çevik bir hareketle Arayıcı'yı sırt üstü yatırdı ve üzerine çıktı. Parmaklarını Arayıcı'nın vücudunda gezdirdikten sonra göğüslerini kapatan siyah kumaş parçasını tuttu. Kumaşı yukarı kaldırmaya başladığında Arayıcı'nın kafasında şimşekler çakıyor, sarı bir ışık gözlerini alıyordu. Kulakları çınlamaya başlamıştı. Riva'nın dudakları yine dudaklarına yapışmıştı. Bir an Riva'nın yüzünü görüyor, bir an sonra sarı ışığın içinde kayboluyordu. Sarsılıyordu.

Arayıcı gözlerini tekrar açtığında sırt üstü kendi yatağında yatıyor, Riva baş ucunda onu uyandırmak için sarsıyordu. Odanın içinde sarı bir alarm ışığı ile birlikte ince bir düdük sesi eşit aralıklarla tekrarlıyordu. Düdük sesi bir alarma dönüştü yavaş yavaş. Çevresindeki tüm sesler netleştiğinde Arayıcı Riva'nın da bir şeyler söylediğini fark etti.

"Arayıcı, kalk."
Arayıcı gördüğü rüyanın etkisi ile hiç bir şey söyleyemedi. Nerede olduğunu kavramaya çalışıyor, etrafına bakınıyordu. Riva'nın derin mavi gözlerine baktı.
"Arayıcı." dedi Riva tekrar.
"Ne?" diyebildi sonunda Arayıcı.
"Kalk. Dışarıda bir hareketlilik var. Bir şeyler oldu yada şu anda oluyor."
"Tamam, tamam. Planın nedir?"
"Neler olduğuna dair elimizde bilgi yok. Bir şey yapmadan önce ne olduğunu öğrenmek en doğru seçenek." dedi Riva.

Arayıcı yatağından kalktı ve onları yerleştirdikleri odaya bıraktıkları çantasını açtı. Çantanın içinden bir silah alıp belinin arkasına yerleştirdi. O sırada kapının önünde bir tıkırtı oldu. Riva bir kaç adımda kapının açıldığı zaman arkasında kalacak bir noktaya geçti. Arayıcı donup kalmış gibiydi. Riva kapıyı açmasını işaret etti. Aynı hareketi tekrarladı. Kapıya iki defa vuruldu. Arayıcı kapıya yönelmeyi başardı. Kapıyı açması ile Riva'nın arkadan uzanıp gelen adamı yere yatırması bir oldu. Gelen ve Riva'nın gazabına uğrayan, gece onları odaya bırakan kısa boylu şişman adamdı. Şaşırmış gözler ile Riva'ya ve Arayıcı'ya bakıyordu.

"Ke Sela" dedi şişman adam sert bir tonla. Riva adamın yakasını bıraktı. Şişman adamın suratı daha memnun bir ifadeye büründü. "Sadece size haber vermeye gelmiştim." dedi yerden kalkarken. Şişman adam kıyafetlerini düzeltti. "Bayan Haruto sizi bekliyor. Tesis sarı alarm durumuna geçti."

"Neden alarm verildi?" diye sordu Arayıcı.
"Bayan Haruto, detayları açıklayacaktır. Lütfen beni takip edin."

Şişman adam kapıdan çıktı. Arayıcı ve Riva'da peşinden ilerlemeye başladılar. Uzun bir koridordan geçtikten sonra bir kapıya geldiler. Şişman adam parmağını kapının yanına koydu ve kapı yana doğru açıldı. Büyük açık bir alana çıktılar. Arayıcı etrafına bakınıyordu. Gündüz olmasına rağmen sis yoktu. Çok yüksekte bir yerde olmalıyız diye düşündü. Ardından kafasına bir damla su düştü. Bir adım daha attıktan sonra peş peşe bir kaç damla su daha. Arayıcı kafasını yukarı kaldırdı. Cam tavanı gördü. Cam tavanın dış tarafında kalan yerde hiç bir şey gözükmüyordu. Sis camın dışında olmalı diye düşündü. Daha fazla incelemeye çalışsa da gözüne gelen damlalardan yukarı bakamıyordu.

"Yağmur" dedi Riva.
"Yağmur mu?"
"Eski dünyada olan doğa olaylarından bir tanesi." diye cevap verdi Riva.
"Evet, iklimlendirme sistemimiz hala çalışıyor. Kırmızı alarm durumuna geçene kadarda çalışmaya devam edecek." dedi şişman adam.
"İklimlendirme mi?" diye araya girdi Arayıcı.
"Evet. Arkadaşının dediği gibi eski dünyada olsaydık şu anda ilkbahar mevsiminde olacaktık. Bu da zaman zaman yağmurlu bir hava demekti. Gördüğünüz cam kubbe sayesinde eski iklimleri yaşatabiliyoruz. Bitkiler için çok faydalı."

Arayıcı şaşkınlık içindeydi. Yerin altından zorluklarla çıkartılabilen su yerine gökyüzünden su gelmesi hiç görmediği, hiç duymadığı bir şeydi. O an altında durduğu yağmur damlalarının yapay olduğunu bilmesine rağmen ıslanmaktan keyif aldı. Ellerini iki yana açtı ve cam kubbeye doğru kaldırdı kafasını. Bir çeşit huzur bulmuştu, gökyüzünden aşağı düşen su damlalarında.

"Bu taraftan." dedi şişman adam ve gidecekleri yönü gösterdi. Açık alan sağa sola koşturan insanlarla dolmaya başlamıştı. Cam kubbenin yerle birleştiği bir noktada büyük bir kapı açıldı. Tam karşılarında beş sıra halinde, Arayıcı ve Riva'nın ilk geldiklerinde karşılaştıkları mekanik kıyafetler duruyordu. Etrafta koşturan insanlardan bir kısmı o tarafa yöneldi. Hızlıca kıyafetlerin içerisine yerleştiler. Bir kaç kol ve vücut çevirme hareketinden sonra hepsi yürümeye başladı. Öndeki beşlinin ardından başka bir beşli daha çıktı. İlk sıranın peşinden ilerlediler.

"Bu karmaşada beni kaybetmeyin." dedi şişman adam. Açık alan bitmiş, büyük metal kutuların sağlı sollu dizildiği bir aralığa girmişlerdi. Arayıcı metal kutuların kapılarının ve pencerelerinin olduğunu fark etti. Bir çeşit yaşam alanı diye düşündü. O sırada önlerine çıkan ilk aralıktan sağ tarafa döndüler. Kutuların arka tarafları bir çeşit bahçe gibiydi. Ağaçlar, yeşillikler, bitkiler ve onların arkasında başka kutular. Arayıcı'nın kendi bölgesinde dolaşırken rastladığı artık kullanılmayan yollara, sokaklara benzeyen bir yer oluşturmayı başarmışlardı orada yaşayan insanlar. Sis içerisinde değillerdi, Arayıcı eski sokaklardan farklı olarak burada bir sürü renk görebiliyordu. Farklı renklere boyanmış metal kutular, yeşil bitkiler, beyaz ve kırmızı çiçekler.

Bir süre sonra şişman adam durdu. "Burası." dedi. Metal kutulardan bir tanesinin yanından arkasına geçtiler.

"Misafirlerimizi getirdim, Bayan Haruto."
"Teşekkürler."

Akari Haruto, bahçesinde bitkilerin ve çiçeklerin en yoğun yerleştirildiği bir bölümde duruyordu. Şişman adam ile konuşmasa bitkilerin içinde neredeyse görünmez vaziyetteydi. Çiçeklerine dokunuyor, onları kokluyor ve onlara bir şeyler mırıldanıyordu. Hüzünlü bir hali vardı.

"Gelin gençler." dedi Akari.

Riva ve Arayıcı çiçeklerin arasına, Akari Haruto'nun yanına geçtiler.

"Size burayı, burada yaptıklarımızı ve fırsatımız olsa daha neler yapabileceğimizi uzun uzun anlatmak isterdim." dedi Akari ve elinin altındaki bir çiçeğe şefkatle dokundu. "Merkez, yaklaşan bir tehlike sebebiyle burayı acilen tahliye etmemizi istiyor."

"Tehlikeyi tanımlar mısınız?" dedi Riva.
"Net olarak tanımlayamam. Bildiğim, dünyaya yaklaşan bir tehlike olduğu ve burayı boşaltıp merkeze gitmemiz gerektiğidir. Hazırlıklarımız akşama kadar tamamlanır. Alabileceğimiz kadar çok şeyi yanımıza alıp merkeze yani sizin deyiminizle "Kıyamet Günü Ambarı"na götüreceğiz. "
"Tamam." dedi Riva. "Bizim görevimiz nedir?"
"Eşyalarınızı toplayın ve hazır olun. Akşam olduğunda yola çıkacağız. Sizi odanızdan alırız."

Bir kaç saniyelik sessizliği ufak bir patlama sesi bozdu. Ardından tekrar bir patlama sesi duyuldu. Hepsi kafalarını sesin geldiği yöne çevirdiler. Akari hüzünlü bir şekilde bakıyordu. Tekrar bitkilerine dönmesi fazla zamanını almadı. Her bir bitkiye veda sözcükleri söylüyordu. Akari'nin cep terminalinden bir sinyal sesi yükseldi. Akari terminali açtı.

"Bayan Haruto, "Onikiler" efendim."
"Ne olmuş "Onikiler"'e diye sordu Akari.
"Öncülerimiz ile ufak çaplı bir çatışma oldu."
"Mümkün olduğunca oyalayın. Anlaşmaları bozan taraf biz olmayalım."
"Evet, bayan." dedi, cep terminalinin diğer hattında olan adam. "Sabaha kadar destek ekip beklemişler sanırım. Çok daha kalabalık bir takımla kuşatma pozisyonuna geçtiler ve saldırmaya başladılar."
"Anlaşıldı. Bulundukları yerde oyalamaya devam edin. Bize tahliye işlemleri için mümkün olduğunca zaman kazandırın."
"Anlaşıldı bayan" dedi ve cep terminalini kapattı.

Akari, geride bırakacakları her şey için üzüldü. Ardından cep terminalinde bir şeylere dokundu. Etrafta yanıp sönen turuncu ışıklar kırmızı renge dönüştü.  Artık kırmızı alarm durumuna geçmişlerdi.  Akari merkezi aradı. Karşı taraf cep terminalindeki bağlantı isteğine cevap verir vermez. "Bay Iwu." dedi Akari. "Onikiler'in anlaşmaları ihlal ettiğini bildirmek isterim."
"Bayan Haruto. Keşke size iyi haberler verebilseydim. Ancak yapamıyorum. Mars'tan buraya gelen bütün mekiklerimiz saldırıya uğradı."









Tepkiler:

0 yorum:

Yorum Gönder