17 Haziran 2016 Cuma

Arayıcı Günlükleri - 25


Arayıcı gözleri siyah bir bez ile kapatılmış şekilde ilerlerken Riva'nın meleğim dediği uçan X'in onları ne zaman kurtaracağını merak etti. Daha önce defalarca yardımlarına yetişmişti ancak bu sefer meleğin yaklaştığında çıkardığı sesten eser yoktu. Etrafındaki insanlarda fazla konuşmuyorlardı. Sessiz bir şekilde Arayıcı ve Riva'ya yön göstererek ilerliyorlardı. Arayıcı'nın koluna girmiş bir kişi ve tam arkasında hissettiği ikinci kişi vardı. Riva'nın önünde mi yoksa arkasında mı yürüdüğünü bilmiyordu ama onun bir planı olduğunu tahmin edebiliyordu. Bu durumdan da kurtulabilecekleri güzel bir plan. Hem Riva'nın hedefleri vardı. Sırasıyla önce Kıyamet Ambarı'na ulaşmak ardından Yeni Lemuria'yı bulmak. O zamana kadar tanıdığı Riva hedeflerinden asla vazgeçmezdi. Bulundukları durumdan da kurtulacaktı ve o yerlere gidecekti.

Riva'nın kararlılığını düşünen Arayıcı, kendisi için endişelenmeye başlamıştı. Bir hedefi yoktu, bir planı yoktu, gitmek istediği bir yer yoktu. Sadece Riva'nın peşine takılmış ve onun gitmek istediği yöne gidiyordu. Hayatının bir anlamı kalmamış gibiydi. Bütün bunların yanında Riva'nın, kendisini kurtarmak yada onu da yanında götürmek gibi bir mecburiyeti olamazdı. Bir şekilde birlikte ilerlemişlerdi. Ama eninde sonunda Arayıcı'nın kendi başının çaresine bakma zamanı gelecekti. O günün bugün olmamasını diledi.

Bir müddet daha yürüdükten sonra koluna girmiş ilerleyen adam elini Arayıcı'dan çekti. Arkasındaki adam elini Arayıcı'nın omzuna attı ve onu durdurdu. Adamlar kendi aralarında Arayıcı'nın bilmediği bir dilde bir şeyler konuştular. Omzundaki el yerinden kalktı ve gözlerindeki siyah bezi çıkardı. Arayıcı etrafına dikkatlice baktı. Etraf karanlıktı ve Riva önündeydi.  Onun da gözleri açılmıştı. Aralarında 5 adam duruyordu. Arayıcı arkasında kaç kişi olduğunu görmek için kafasını yavaşça çevirmeye başladığında sol omzunda tekrar bir el hissetti. Elin dokunduğu yöne döndüğünde yanındaki adam elindeki şişeyi uzattı. Sonra şişeyi kendine çekerek içermiş gibi yaptı. Tekrar şişeyi uzattı. Arayıcı gaz maskesini araladı ve şişeyi adamdan aldı. Önce şişenin içerisini kokladı, herhangi bir koku alamamıştı. Sonra dudaklarına değdirdi. Şişede su vardı. İçebildiği kadar suyu tek dikişte içti. Adamlar kendi aralarında tekrar bir şeyler konuştular. Önde olan bir tanesi cebinden Arayıcı'nın cihazına benzeyen bir cihaz çıkardı ve cihaz ile konuştu. Herkes tekrar toparlandı ve yola çıkmak için hazır hale geldi. Arayıcı tekrar gözlerinin kapanacağını düşündü ancak arkasındaki adam yavaşça Arayıcı'ya dokundu ve yürümesini istedi. Artık gözleri açık bir şekilde yürümelerine izin verilmişti ama Arayıcı'nın korkuları geçmemişti. Nereye ve neye gittiklerini bilmeden yola devam ediyorlardı.

Arayıcı yürürken bir taraftan etrafına bakınıyordu. Eski binaların duvarları sarmaşıkların ve ağaçların arasından belli belirsiz gözüküyordu. Yürüdükleri yer, taşlardan yapılmış eski bir yola benziyordu. Ara ara taşların içinden fırlayan bitkiler yolun çoğunda taşları görünmez hale getiriyordu. Bitkilerin ve ağaçların arasından gözükenler olmasa doğanın kendi açtığı bir yol olarak algılanabilirdi üstünde yürüdükleri yerler.

Sonunda eski insan yapımı, yeni doğa yolu tükendi. Arayıcı'nın önündeki adamlar ve Riva bir tepeye tırmanmaya başladılar. Tek sıra halinde dar bir patikada ilerliyorlardı. Yol kıvrıldıkça bir kademe daha yukarı çıkıyor ve Arayıcı Riva'nın yüzünü görebiliyordu. Riva'nın yüzünü görmenin kendisini rahatlatacağını düşünen Arayıcı yine yanılmıştı. Riva'nın yüzünde hiç bir korku belirtisi yoktu. Sadece söyleneni yapıp, yürümeye devam ediyordu. Yolun sonunda onları nelerin beklediğini hiç umursamadığını düşündü Arayıcı. Sadece yapılması gerekeni yapıyordu. Arayıcı'da Riva gibi olabilmeyi istedi. Ama yapamıyordu, korkuyordu. Ne olacağını, nereye gittiklerini merak ediyordu. Eğer bu adamlar onların öldürdükleri "Hordauralar" ile aynı gruptan iseler hiç şansları yoktu. Kıskıvrak yakalanmışlardı ve onların diğer insanlara yaptığı hikayeleri yüzlerce defa duymuş olan Arayıcı kendilerini de iyi bir şeyin beklemediğini biliyordu.

Arayıcı yorgunluktan bacaklarını da hissedemez bir noktaya geldiğinde grup tekrardan durdu. Grubun önünde taş bir yapı vardı. En öndeki kişi ile taş yapının girişindeki adam bir süre konuştular ve grup tekrar yürümeye başladı. Sıra ile taş yapının içine girdiler. Arayıcı da içeri girdiğinde içerideki ışıktan önce gözleri kamaştı. Tüm gücüyle gözlerini kısan Arayıcı yavaş yavaş gözlerini tekrar açtı. Gözleri içerideki ışığa alışınca taş yapının içerisini net olarak görmeye başladı. Girdikleri bölümde hiç cam yoktu ama yapının üst tarafı çok güçlü ışıklar ile donatılmıştı. Neredeyse güneş gökyüzündeymişçesine bir aydınlık vardı. Adamlar gruplar halinde duvarların dibine çökmüş dinleniyor, su içiyor hatta gülenlerden anladığı kadarıyla bir kısmı birbiri ile şakalaşıyordu. Arayıcı'nın arkasındaki adam eliyle sırtına dokundu. Arayıcı bir kaç adım attı ve köşede Riva'yı fark etti. Ona doğru ilerledi. Kimse itiraz etmedi. O da gidip Riva'nın yanına oturdu.

"Riva, iyi misin?"
"İyiyim. Bir sorun yok."
"Bu insanlar kim? Bir fikrin var mı?"
"Bir fikrim yok. Senin grubun gibi bir grup olma ihtimalleri çok yüksek."
"Hordauralar'dan olabilirler mi?"
"Hayır, Arayıcı. Bize zarar vermek isteselerdi, şimdiye kadar çok fırsatları vardı ama yapmadılar. Ayrıca son karşılaştıklarımızın üzerindeki kıyafetlerde siyah üzerine kırmızı ile logolar vardı. Bunların kollarına bir bak. Beyaz üzerine mavi bir güneş simgesi taşıyorlar. Kesinlikle farklı bir gruplar."

Arayıcı Riva'nın çok fazla detaya dikkat etmiş olmasına şaşırdı. Aslında son karşılaştıkları Hordaura grubundakileri Arayıcı hiç yakından görmemişti ama görmüş olsaydı bile kıyafetlerindeki logolara dikkat etmezdi. Tıpkı şimdiki grubun kollarındaki logolara dikkat etmediği gibi.

"10 kişi bizi getiren ekip hepsi silahlı. Geldiğimizde 2 kişi burada ama silahsızlar. Ayrıca içeri girdiğimiz kapının tam karşısında dar bir koridor vardı. İçinde bulunduğumuz yapı bundan ibaret değil." dedi Riva.

Arayıcı, içeri girdiklerinde sadece rahatsız edici ışığı ve gözlerini düşünmüştü. Gözlerini kısmaktan etrafındakilerin farkında bile değildi. Çevreye bakabilmiş olsaydı bile Riva'nın gördüklerinin yarısını bile göremeyecekti. Daha dikkatli olması gerektiğini düşündü. Etrafını tüm dikkati ile incelemeye başladığında Riva'nın girerken fark ettiği koridordan iki kişinin daha geldiğini gördü. Adamlar, Riva ve Arayıcı'yı binaya getiren gruptakiler ile bir müddet konuştuktan sonra onlara yöneldiler. Arayıcı kafasını çevirip Riva'ya baktı. Riva tüm dikkatini yanlarına yaklaşan adamlara vermişti. Arayıcı'nın bacakları istemsizce sallanıyordu.

"İyi geceler." dedi yanlarına yaklaşan adamlardan bir tanesi. Riva ve Arayıcı'dan hiç ses çıkmadı.
"Lütfen bizimle gelir misiniz? Sizi kontrolden geçirip bölge sorumlusuna götürmeliyiz."

Önce Riva ardından Arayıcı ayağa kalktı. Adamlardan bir tanesi koluyla koridoru işaret etti.

"Bu taraftan, lütfen."

Riva en önde, arkasında adamlardan biri ve onların arkasında Arayıcı ile diğer adam yürümeye başladılar. Koridorun sonundaki metal kapı büyük bir gürültü ile açıldı. Kapıdan geçer geçmez Arayıcı etrafı incelemeye başladı. Riva'nın yaptığı gibi yapması gerektiğini düşündü. İhtiyacı olabilecek tüm bilgiyi etrafına bakarak elde edebilirdi. Hızlıca her yeri gözleriyle taramaya çalıştı.

Kapının devamında dar bir metal köprünün üzerindeydiler. Girdikleri bölüm o kadar genişti ki, Arayıcı daha önce öyle geniş bir kapalı alan gördüğünü hatırlamıyordu. Metal köprü bir süre devam edip ileride ikiye ayrılıyordu. Köprünün ayrım noktasındaki üçgen bölüm dört beş katlı bir bina kadar yükseliyordu ve Arayıcı'nın çatı olabileceğini düşündüğü bölümle birleşiyordu. Metal köprünün sağ altında kalan bölümde büyük kutular istiflenmişti. Sol altında ise büyük kutuları taşıyan, eklem yerlerinde mavi ışıklar yanan ve hareket ettiklerinde vızıltıya benzer sesler çıkartan mekanik kıyafetler giyen üç kişi vardı. Arayıcı daha fazla bilgi toplayamadan tekrar yürümeye başladılar. Metal yolun ayrım noktasına geldiklerinde sağ tarafa yöneldiler ve bir müddet sonra durdular. Adamlardan bir tanesi, üçgen yapının genişlediği noktada bulunan kapının yanındaki bir düğmeye bastı ve kapı iki yana açıldı. Yirmi kişiyi rahatlıkla taşıyabilecek büyüklükte bir asansöre bindiler ve yukarı çıkmaya başladılar. Kapılar tekrar açıldığında karşılarında beyaz kıyafetler giymiş iki kişi vardı. Bir tanesi "Bu taraftan lütfen." dedi.

Riva ve Arayıcı adamın peşinden yürümeye başladı. Yürüdükleri bölümün her iki tarafı da cam ile kaplıydı ve içerisi gözüken bir sürü odaya bölünmüştü. Odalarda yataklar dışında başka hiç bir şey yoktu. Uyuma alanları diye düşündü Arayıcı. Beyaz giyen adamlardan bir tanesi odalardan birinin kapısını açtı ve eliyle girmelerini işaret etti.

"Lütfen korkmayın. Koloniye yeni gelen herkes için uyguladığımız bir prosedür biraz sonra yapacaklarımız ve kesinlikle bu sizin iyiliğiniz için."

Arayıcı Riva'ya baktı. Riva hiç tepki vermeden ve tereddüt etmeden odaya girdi. Arayıcı'da peşinden gitti. Beyazlar içindeki adamlar ceplerinden çıkardıkları silindirleri Arayıcı ve Riva'nın koluna bastırdı. Arayıcı kolunda bir acı hissetti. Önce koluna silindir batıran adamın gözlerinin içine baktı. sonra silindire. Silindir Arayıcı'nın kanı ile şeffaf renkten kırmızı renge geçiyor, çok kısa bir süre içerisinde de silindirin tamamı kaplanıyordu.

Silindirler ile işleri bitince odadan dışarı çıktılar ve kapıyı kapattılar. Ardından odanın tavanlarından bir tıslama sesi geldi. Riva ve Arayıcı tavana baktıklarında neredeyse görünmez nitelikteki bir gazın odanın içine dolduğunu fark ettiler. Bir müddet sonra ses kesildi ve odaya gaz akışı durdu. Riva ve Arayıcı odanın içini incelerken cam odanın kapısının önünde kısa, zayıf ve yaşlı gözüken birisi belirdi. Yaşlı kadın önce Riva ve Arayıcı'yı dikkatlice inceledi. Ardından konuşmaya başladı.

"Merhaba, Hello, Hallo, Ola, Konichiva, Mai" dedi yaşlı kadın ve onun söylediği her kelime arasında Riva da Arayıcı'ya, İngilizce, Almanca, İspanyolca, Japonca diyordu. Riva sadece son kelime söylendikten sonra bir müddet duraksadı ve Arayıcı'nın yüzüne baktı. "Bu dil bilinmiyor."

Yaşlı kadın, bilinmiyor lafını duyduktan sonra gülümsedi. Sonra konuşmaya başladı.

"İyi geceler, ben bu bölgenin sorumlusu Akari Haruto. Kolonimize hoşgeldiniz." dedi.









Tepkiler:

0 yorum:

Yorum Gönder