23 Mayıs 2016 Pazartesi

Arayıcı Günlükleri - 23


Şimdi bir sürü gereksiz diplomasi işi ile uğraşmak zorunda kalacağız diye düşündü Benjamin, elindeki raporları incelerken. Mars kolonisinde garip şeyler oluyordu, Benjamin'in bildiğinden daha garip şeyler. Önce 10 gemilik bir filo ile dünyaya gitmeye karar vermişler, ki bunların içi asker kaynıyordu. Ardından bir mars drone'u dünyada kendi sınırlarını darmadağın ederek ilerliyordu. Mars kolonisinin kendisini güvenceye alacak anlaşmaları küçük şeyler için tehlikeye atmayacağını tahmin edebiliyordu. İşin içinde büyük ve önemli bir şeyler olmalıydı.

Kendisi dışında kalan diğer liderlerin bir çoğu bütün olayların basit tesadüfler olacağını düşünebilirlerdi. Ne de olsa her şey herkesin gözü önünde olup bitiyordu. Mars kolonisi gelen gemilerini ay üssüne bildirmiş ve rotalarını kendi bölgeleri olarak işaretlemişti. Başka bir şey açıklamak zorunda değillerdi ve liderlerde sorma ihtiyacı hissetmemişti. Benjamin içerideki ajanı sayesinde, gelen gemilerin askeri bir operasyonu gizlediğini biliyordu. Ve gemiler henüz dünya'ya ulaşmadan liderlerin kontrolü altındaki bölgeden kaçan bir veya birden fazla insan mars bölgesine giriş yapmışlardı. Onlara eşlik eden, yeri geldiğinde yardım eden bir mars drone'u ile birlikte. Benjamin önceliğin sınır ihlali yapanları bulmak olduğunu düşündü. Oradan bir sonuç çıkmasa bile mars gemilerini dünya yörüngesinde durdurmak ikinci adımıydı. Liderler destek versin yada vermesin o gemiler dünya'ya iniş yapamayacaktı.

Benjamin, bu gerginliği kendi çıkarına kullanabileceğinden emindi. Mars kolonisi, ufak bir çatışma ortamı yaratarak ilk adımı atmıştı. Bu dengesizliği fırsat olarak gören Benjamin, anlaşmaları geçersiz kılabilir, en azından kendi halkını tükenmekte olan aydan kurtarabilirdi. Bunu da hala tam olarak temizlenmemiş olan ve türlü sağlık risklerini içinde barındıran dünyaya dönerek değil, marsa giderek yapacaktı. Yıllardır ay tersanelerinde bekleyen kaçış gemileri dışında, Benjamin kolonileştirme gemileri de hazırlatarak ilk adımını çoktan atmıştı. Bu gemiler sayesinde bir kaç ay içerisinde kendilerine, mars üzerinde yaşanabilir bir bölge kurabilirlerdi. Dünya içinde bulunduğu durumdan hiç kurtulamasa da, tamamen temizlense de, bundan sonraki daimi yaşam alanları mars olacaktı. Mars kolonisi de bu konuda üstüne düşeni yapmış ve marsı dünyalaştırma projelerinde ikinci aşamaya geçmişlerdi. Artık mars'ın etrafında, gezegeni daha da ısıtacak dev yörüngesel aynalar dönmeye başlamıştı. Benjamin'e göre öncelik mars olmalıydı. Samanyolunda bulunan bu ikili yönetimi ortadan kaldırmanın kendince en doğru yolu. 

Cep terminali bağlantı uyarısı yaptığında Benjamin, gerçek ahşaptan yapılma masasında yüzünde hafif bir tebessüm ile düşünüyordu. İstek Yüzbaşı Hunter'dan geliyordu.  Benjamin bağlantıyı kabul etti. 

"Efendim, AD-12 mürettebatının bir kısmını, sınırı geçenleri bulmaları için görevlendiriyorum. Ancak bunun için mars bölgesine girmek için sizden onay istiyorum."
"Onay verilmiştir, Yüzbaşı. İlk taşı onlar attı. Takip için haklı sebeplerimiz var."
"Teşekkür ederim efendim. Ekip hazır, takibi hemen başlatıyorum ve kaçakları yakalar yakalamaz size bilgi vereceğim."

Yüzbaşının kendinden emin tavrı, Benjamin'in her zaman hoşuna gitmişti. Çoğu zaman Yüzbaşı'nın kararlarını onaylamak düşüyordu kendisine. Bu da gereksiz gördüğü ayrıntıları düşünmeden, beynini daha önemli işlere vermesini sağlıyordu. Dünya üzerindeki takip aradan çıktığına göre artık yaklaşan mars gemileri ile ne yapacağını düşünebilirdi. Eğer kendisi dışında kalan liderleri ikna edebilirse o gemilerin işini bitirip, mars ile olan bütün anlaşmaları fes edebilir, böylece marsa yerleşme planını gerçekleştirebilirdi. Mars'a yerleştikten sonra tek yapması gereken beklemek olacaktı. "Nefes Almayanlar"ın gelişini bekleyecek, onların getireceği bilgiler ile yeni dünyaların kapısını açacak, dünyanın tamamını kontrol altına alacak ve üzerinde insan yaşayan her yerin tek yöneticisi olacaktı.

Büyük Kitap'ta yazılanları hatırladı tekrardan. Neredeyse her satırını ezberlediği, bütün şifrelerini çözdüğü kitabı. Artık kağıtlara basılan kitaplara ve onların içindeki bilgilere değer verilmemesi, okunmaması kendisi dışındakilerin kaybıydı. Sanal ortamdaki bilgi çöplüğünde kaybolup gidiyordu geri kalan herkes. Eskilerin bilgileri ve kehanetleri görmezden geliniyor, birer masalmış gibi çocuklara anlatılıyordu. İnsanlığı kurtaracağını düşündüğü bilgiler bile kaybolup gitmişti.

Masasının ucunda bulunan Büyük Kitabın kapağında parmaklarını gezdirdi. Her şey oradaydı. Parmaklarının ucunda ve parmaklarının altındaki deri kapağın içinde. Kitabı kendisine doğru çekti ve sayfalarını çevirmeye başladı. Kendisini anlattığını düşündüğü dörtlüğü buldu.

"Yeri ve göğü yönetirken
Anlayamadıkları kadar genç biri
Adına dualar edilirken
İnsanoğluna getirecek zaferi"

Tekrar ve tekrar okudu. Tüm insanlık adına verdiği savaşı düşündü. Bu savaşı kazandıktan sonra başka savaşlar olmayacaktı. Herkes tek bir yönetim altında toplanmış ve dikkatlerini daha farklı şeylere yöneltmiş olacaklardı. "Nefes Almayanlar" ın yardımıyla yeni bir nesil yaratıp, samanyolunun dışına çıkılabilir, yeni bir eve yerleşebilirlerdi. Artık dünya miadını doldurmak üzereydi ve yaptığı ev sahipliği için ona ve güneşe teşekkür edip yeni evlerine gidebilirlerdi.

Benjamin terminaline gelen mesaj uyarısı ile irkildi. Düşüncelerinden sıyrılıp, yaşadığı ana geri döndü. Terminaline baktı. İşte diplomasi trafiği başlıyor diye düşündü. Liderler büyük salonda toplanacaklardı, yapılması gerekenler konuşulacak ve mars ile bir mesaj trafiği yaşanacaktı. Marsa gönderilen ilk mesajdan sonra, iletişimdeki gecikmeden kaynaklanan 20 dakikanın geçmesi beklenirken tartışılacak, ardından marsın mesajına göre tekrar bir mesaj gönderilecekti. Bu tür durumlarda mars ile sağlıklı bir iletişimi tamamlamak saatler sürüyordu ve Benjamin'e göre tam bir vakit kaybıydı.

Mars temsilcilerinin ne söyleyeceğini az çok merak ederek büyük salona geçti. Liderlerin yarısı hazır durumda, yuvarlak masanın etrafına oturmuş bekliyorlardı. Benjamin kendi yerine oturdu. Yüzbaşı'dan gelen ve Teğmen Luca'nın istihbarat bilgilerini de içeren raporları gerçek kağıda basmış ve yanında getirmişti. Hepsini masada önüne bıraktı. Koltuğunda arkasına yaslandı. Kendini sakin hissediyordu. Ne de olsa ortalık karıştığında her şeye hazırlıklı olan kendisi olacaktı. Belki de olan bitene şaşırmayacak tek kişi.

Liderlerin tamamı yerlerine yerleşmeden hemen önce iletişim görevlilerinden bir tanesi mars kolonisinden bağlantı talebinde bulundu. Benjamin mars'ın talebe cevap vermesinin ne kadar süreceğini merak etti. Mars talebi bir kaç dakika içinde kabul etti. Benjamin beklemediği kadar hızlı gelen cevaba şaşırdı ve mars'ın mazeretlerini çok önceden hazırlamış olduğunu düşündü.

Telekonferans kamerası, en yaşlı olan lideri en iyi açıda alacak şekilde mekanik bir kol yardımıyla yerine yerleşti. Lider mars'a gönderilmek üzere ellerindeki bilgilerden oluşan bir mesaj hazırladı. Mesaj kısaca ve dostane bir şekilde, mars'tan gelen gemileri ve bir gün önce K5 sınır üssünde yaşanan olayları anlatıyor ve bunlarla ilgili daha fazla bilgiye sahip olup olmadıklarını soruyordu. Yaşlı lider Benjamin'in görüp görebileceği en kibar dili kullanmıştı ve Benjamin'e göre bu tam bir acizlik belirtisiydi. Böyle durumlarda olayları alttan alan değil, kararlılıkla üstüne giden ve baskın çıkan olmak isterdi. Ama yine de şu an için liderler konseyinin kararlarına uymak ve onlarla ortak hareket etmek zorundaydı.

Mesaj gönderildikten sonra yaşlı lider yuvarlak masadakiler odaklanarak, "Söylemek istediğiniz bir şey var mı?" diye sordu. Ufak bir sessizlikten sonra Benjamin elini kaldırdı. Yaşlı lider ona söz hakkı verdiğini belli edercesine elini uzattı. Benjamin ayağa kalkmadan önce, önünde duran raporların birer kopyasını 12 lidere dağıtması için arkasında bekleyen adamına işaret etti. Benjamin'in adamı elindekileri masanın etrafını tek tek dolaşarak her bir lidere verdi. Daha sonra yine Benjamin'in işareti ile odadan çıktı.

"Yine mi kağıtlar Benjamin, terminallerimize göndermek daha kolay olmaz mıydı?"
"Bence böyle daha dikkat çekici ve kalıcı oluyor." dedi Benjamin. Çok kısa bir duraklamadan sonra sözlerine devam etti. "Eğer yazılanları incelerseniz, içeride bir adamım olduğunu ve gelen mekiklerin askeri bir operasyon için dünya rotasında olduklarını görebilirsiniz. Ayrıca K5 üssüne yapılan saldırı da bir mars drone'unun net görüntüleri var elimizde. Bir de deneyimli askerlerimizi profesyonelce öldüren bir kadının görüntüleri. Bütün bunları birleştirerek mars'ın dünya üzerinde bir şeyler planladığını söyleyebilirim."

"Peki bu planın ne olduğu ile ilgili bir fikrin veya bilgin var mı, Benjamin" dedi yaşlı lider.
"Hayır efendim. Sadece mars'ın yapılan anlaşmaları bugüne kadar hiç riske etmediğini ve böyle işlere girişmediğini göz önünde bulundurarak ciddi bir durum olduğunu düşünüyorum."
"Sadece tahminlerin var öyleyse. Herhangi bir şey yapmadan önce mars'ın açıklamalarını dinlemek isterim."
"Dinleyelim efendim. Ancak peşlerinde oldukları şeyi biz bulmadığımız sürece onlar bize açıklamayacaklardır."
"Benjamin, ay tamamen çökmeden önce mars'a yerleşmek istediğini biliyorum. Dünya'da hala seçeneklerimiz içerisinde ve her iki gezegeni de mars ile paylaşarak kullanabiliriz. Bunun için bir savaş çıkarmaya gerek yok. Savaş olmadan da gezegenlere hükmeden biz olabiliriz." diye devam etti Benjamin'in niyetini daha odaya girer girmez farkında olan yaşlı lider. Bir kaç dakikalık bir sessizliğin ardından büyük salondaki dev iletişim ekranında gelen mesaj uyarısı belirdi. Mars bir kaç dakika içinde açıklamalarıyla ekranda olacaktı. Yaşlı lider mesajı kabul ettiğini belirtecek şekilde terminalinden bir kaç tuşa bastı.

Ekranda, sarı saçlarının sol tarafı kısacık kesilmiş ama sağ tarafı daha uzun bırakılmış, mavi gözleri olan bir kadın belirdi. Liderler mars ile iletişime geçtikleri önceki seferlerden bir tanesinde daha bu kadınla karşılaşmışlardı. Ekrandaki kişi Mars Uzay İstasyonu sorumlusu Jenni Korhonen idi ve konuşmaya kendisini tanıtarak başlamıştı. Odadakilerin tüm dikkati kadının konuşmasındaydı.

"Mars Kolonisinin resmi temsilcisi olarak sizleri temin ederim ki, rotalarından da anlayacağınız üzere dünya'ya gönderdiğimiz mekikler kendi bölgemize iniş yapacaklar ve buradaki güvenlik ile ilgileneceklerdir. Kendi bölgemizin güvenliği için çalışmalar yapacaklar ve asla size ait olan bölgeyi tehdit edecek bir girişim içerisinde olmayacaklardır.
Bahsettiğiniz diğer konu ise sizin bölgenizden bizim bölgemize geçiş yapan bir kadın ve yanındaki bize ait olduğunu iddia ettiğiniz bir drone. Görüntülerini gönderdiğiniz kadını daha önce hiç görmemiş olmakla birlikte, drone da bizim kontrolümüz altında değildir. Hepimizin bildiği üzere droneların kontrolü dünyadaki başka gruplar tarafından ele geçirilebilir ve kendi amaçları doğrultusunda kullanılabilir. Hatta size ait olan bir drone mars'a aitmiş gibi gösterilebilir.
Bu durumda size kayıplarınız için üzgün olduğumuzu belirtir, bu sorunun burada kapanmasını temenni ederiz."

MUİ sorumlusu Jenni'nin son kelimelerinin ardından ekran tekrardan bekleme moduna döndü. Büyük salonun içerisinde fark edilmeyecek kadar kısa süren bir sessizlikten sonra herkes birbiri ile konuşmaya başladı. Liderlerden bir kısmı söylediklerinin doğru olabileceğini ve sınır bölgesindeki olayın zamanlamasının tamamen tesadüf olabileceğini söylerken, bir kısmı her şey doğru olsa bile sakladıkları bir şeyler olduğunu ima ediyordu. Benjamin etrafına bakıp, anlamsız kargaşaya son vermek istedi. Kendini biraz daha tutup, sabırlı olmak için zorladı. İçerideki ses karmaşası biraz daha arttıktan sonra duruma müdahale etme isteğini daha fazla bastıramadı.

"Hala sakladıkları bir şeyler var. Bu açıklamaya inanmıyorum." diye yüksek sesle dile getirdi. Büyük salonda tekrar bir sessizlik oldu.
"Evet, sakladıkları bir şeyler olabilir. Ancak sınırımızda yaşanan olayın onlar tarafından gerçekleştirildiğine dair kesin kanıtlarımız yok."
"Drone'un görüntüleri var." diye çıkıştı Benjamin.
"Ancak onların dediklerini de inkar edemeyiz. Drone'ları başka birileri tarafından ele geçirilmiş olabilir. Bu kesin kanıt sayılmaz. Yine de sakladıkları bir şey varsa bunu öğrenmeden mekiklerinin dünyaya girişini bir süre engelleyebiliriz."

Büyük salonda yapılan yeni bir oylama sonucunda, mars'ı uyaran bir mesaj iletilmesi, her şeyin açık ve net belirtilmemesi durumunda mekiklerinin dünya yörüngesinde bekletileceği bilgisinin verilmesi kararlaştırıldı. Mekanik kol kamera açısını tekrar yaşlı lideri çekecek şekilde ayarladı. Yaşlı lider kararlaştırılanları yüksek sesle okuyarak mesajını tamamladı ve MUİ'ye gönderdi. Mesajın MUİ'ye ulaşması yirmi dakika ve geri bir mesaj gelmesi de aynı miktarda sürecekti. Bu da yaklaşık bir saatlik bir bekleme süresi anlamına geliyordu. Liderler ortak karar ile oturuma ara verdiler. Benjamin çalışma ofisine geçti.

Cep terminalinden Yüzbaşı Hunter'a bir bağlantı talebi gönderdi. Talep gönderilir gönderilmez kabul edildi.

"Bir gelişme var mı Yüzbaşı?" diye sordu.
"Önemli bir gelişme yok efendim. Sınırı geçen kaçakların peşindeyiz. Kuzeye doğru gittiklerini tespit ettik. Bir kaç güne yakalayabiliriz."
"Mars mekikleri ne durumda?"
"Onlarda bir kaç gün içerisinde füze menzilimize girecekler. Eğer durdurmazsak 3 gün sonra dünya'ya inmiş olurlar."
"Tamam, yüzbaşı beni gelişmelerden haberdar edersin."
"Emredersiniz efendim." dedi Yüzbaşı ve bağlantı sonlandı.

Benjamin geri kalan zamanını elindeki raporları okuyarak ve elde ettiği bilgileri değerlendirerek geçirdi. Son dönemde liderlerin ne kadar pasif davrandığını düşündü. Halbuki ataları dünya yönetimini ellerinde tutmak için ne gerekiyorsa yapmışlardı. Buna savaş çıkarmak, hastalık geliştirmek gibi binlerce hatta milyonlarca insanın hayatını kaybetmesini göze almakta dahil. Belki şu anda atalarının zamanındaki dünya ve düzen yoktu ancak yeni düzende dahi tam söz sahibi değillerdi. Mars bir nevi bağımsız takılıyor, dünya topraklarını mars yönetimi ile paylaşıyorlardı. Bir de bunlara başı boş ve hiç bir şeyden habersiz dünya insanları ekleniyordu. Atalarının katlanmak zorunda kaldıkları şeylerden sonra bu çok başlılık fazlasıyla can sıkıcıydı. Liderlerin hepsinin hatırlaması gerekenler, kabul töreninin yapıldığı salona büyük harfler ile kazınmıştı. "DEUS MEUMQUE JUS". Artık konuşulmayan ve yazılmayan dilde "Hükmetmek benim ilahi hakkımdır" anlamına geliyordu ve üzerinde yaşam olan her yerin yönetimi ellerinde olmadan unutulmaması gereken de buydu.

Cep terminali mars'tan gönderilen mesajın ulaştığını bildiren uyarıyı verdikten sonra Benjamin tekrardan büyük salona geçti. Herkes hazır olduğunda büyük ekranda mesaj gösterilmeye başladı.

"Sizinle açık konuşacağız. Bundan bir süre önce kimliği belirsiz bir yerden yapılan ve bize ait bir maden mekiğinden geliyor gibi gösterilen mesajı hepiniz almışsınızdır. Başaramadınız şeklinde başlayan mesaj. Bu mesajdan sonra teleskoplarımızı Oort bulutunun ilerisine odakladık. Aldığımız görüntüleri sizlere de gönderiyoruz." dedikten sonra Jenni'nin görüntüsü yerini siyah bir uzay boşluğuna bıraktı. Jenni görüntünün üstüne konuşmaya devam ediyordu. "Bu gördüğünüz altı cisim hiç bir insanın dayanamayacağı kadar g kuvvetindeki inanılmaz bir süratle sınırlarımıza yaklaşıyor ve rotaları tam olarak dünya. Elimizdeki en net görüntüleri şu an görmekte olduğunuz. Tespitlerimize göre bir büyük ve beş küçük cisim. Meteor yada başka bir gök cismi olamayacak kadar düzgün şekilliler ve hiç bir insanı barındıramayacak kadar hızlılar." Jenni konuştukça siyah uzay boşluğu görüntüsü altı cisme yaklaştı ve metalik gri renklerin bulanık karmaşasında yaklaşmayı durdurdu. Ardından görüntüde tekrar Jenni belirdi.
"Bildiğiniz üzere marsı dünyalaştırma planlarımızda ikinci aşamaya geçmiş bulunmaktayız. Ve eğer bu aşamada da başarılı olursak artık, herkes için yeni bir dünyamız daha olacak. Ancak bu aşamalar için gerekli olan kaynağımız hala dünyada ve elimizden geldiğince onları korumak zorundayız. Buna çalışmalarımızı dünyadan uzaklaştırmakta dahil. Ve eğer gelen cisimler dünyaya çarpacak olursa büyük bir yıkımla karşı karşıya kalacağız. Yakın zamanda cisimler sizin teleskoplarınızında tespit edeceği noktaya gelecekler. Bu aşamadan sonra birlikte hareket edebilir ve insanlarımızı, dünya üzerindeki çalışmalarımızı koruyabiliriz. Şu an için tek düşüncemiz, dünyada bulunan ve ikinci aşama için gerekli olan her şeyi güvenli bir yere çıkarmaktır."

"Dünya'ya çarpmayacaklar, dünya'ya inecekler" diye mırıldandı Benjamin.
"Bir şey mi dediniz Benjamin?" diye sordu yaşlı lider.
"Hayır, efendim."

"Sizden ricamız mekiklerimizin dünyaya inişine izin vermenizdir." diyerek mesajını tamamladı Jenni. Büyük salon her zamankinden daha fazla uğultu ile inlemeye başladı. Herkes birbiri ile konuşmaya başlamıştı. Çoğu liderde panik havası hakimdi. Zaten tükenmekte olan ay için çözüm ararken bir de dünyaya çarpma olasılığı yüzde yüz olan altı tane meteor benzeri cisimden bahsediliyordu.

"Dünya olmazsa ay üssü tek başına hayatta kalamaz." diye bağırdı liderlerden bir tanesi.
"Savaş gemilerimiz ve füzelerimiz var. Onlarla durdurmayı deneyebiliriz." dedi başka biri.

Büyük salonda tam bir fikir kaosu yaşanıyor, her kafadan bir ses çıkıyordu. Sadece Benjamin arkasına yaslanmış bütün tartışmayı kendinden emin ve rahat bir halde izliyordu.

"Dünya'yı tahliye işlemlerini başlatmalıyız." dedi yaşlı lider. "Bir hesaplama yapan oldu mu?"
"Evet, tespit edilen hız ile bir kaç aya kalmaz cisimler dünya'ya çarpmış olurlar."
"Bence cisimleri durdurmak üzerine yoğunlaşmalıyız."
"Ama durduramama ihtimalimiz de var. Dünyadakileri riske atamayız. Tahliye işlemleri başlamalı bir taraftan."
"Bütün bunların yanında mars'a ay üssünü ve dünya'dan tahliye edilenleri yerleştrimek için mars'tan talepte bulunmalıyız. İsteseler de istemeseler de oraya yerleşmek zorunda kalabiliriz." dedi yaşlı lider.

Tekrardan ortak bir metin üzerinde anlaşma sağlandı ve MUİ'ye gönderildi. Mars'tan gelecek cevap beklenmeden toplantı sonlandırıldı ve liderler sorunu daha iyi analiz edebilmek için çalışma ofislerine geçtiler. Büyük salondan en son çıkan Benjamin oldu. Diğerlerine göre çok daha yavaş adımlarla ofisine geçti. Büyük bir rahatlıkla koltuğuna oturup, arkasına yaslandı.

"Sonunda" dedi kendi kendine.
"Sonunda "Nefes Almayanlar" dönüyor."
"Magellan dönüyor."

















Tepkiler:

0 yorum:

Yorum Gönder