12 Mayıs 2016 Perşembe

Arayıcı Günlükleri - 22


Ay üssünün, dünyadaki sınırlarının en kuzeyinde bulunan kontrol noktası ile bağlantısının kesilmesinin üzerinden yarım saat geçmişti. İletişim merkezi sorumlusu, uçuş kontrol merkezindeki üstü olan Yüzbaşı Hunter'a bilgi vermenin zamanının geldiğini düşünmüş ve yüzbaşının terminaline bir mesaj göndermişti. Mesajın Yüzbaşı'ya ulaştığını görmesi ile Yüzbaşı'nın iletişim merkezine gelmesi arasında bir dakika bile geçmemişti.

"Neler oluyor, teğmen?"
"Efendim, K5 üssünden yarım saattir sinyal gelmiyor."
"Enerji kaynakları ile ilgili bir sorun olabilir mi?"
"Hayır efendim. Yedek güç kaynakları devreye girerdi. Eğer onda da sorun varsa, mobil bir iletişim çanakları mevcut."
"Orada bulunan askerlere mobil terminalleri üzerinden ulaşmayı denediniz mi?"
"Evet efendim, son 15 dakikadır onlara ulaşmak için her yolu deniyoruz."
"En yakın birliğimiz nerede, teğmen?"
"Bir günlük mesafe de efendim."
"Anlaşıldı teğmen, sen onları  K5 üssüne yönlendir hemen. Aldığın her bilgiyi benim terminalime de gönder.  Bugün ile ilgili detaylı raporları da istiyorum."
"Emredersiniz, efendim."

Yüzbaşı geldiği hızla uçuş kontrol merkezine döndü. Kulenin ortasında kalan ana terminale geçti ve dünya yörüngesindeki devriye mekiklerinin durumlarını kontrol etti. An itibariyle radarında  AD-12 etiketi ile işaretlenmiş olan devriye mekiğinin dünyaya en yakın konumda olduğu görülüyordu. Yüzbaşı kuledeki askerlerden bir tanesinin yanına gitti. 

"Asker, acil koduyla AD-12 ile iletişime geçmeni istiyorum. Bağlantıyı kurduğun zaman hemen bana aktar."

Dakikalar geçmeye devam ediyor, Yüzbaşı K5 üssünden hala haber alamıyordu. Terminalinde henüz teğmenden gelen bir bilgi de gözükmüyordu. İletişim subaylığı yaptığı dönem içerisinde ilk defa bu durumda kalan yüzbaşı korkmaya başlamış, korkusu arttıkça sinirleri de gerilmişti. Sinirden ne yapacağını bilemez bir ruh haline ulaşmadan hemen önce askerlerden biri Yüzbaşı Hunter'a seslendi.

"Efendim AD-12 ile bağlantı kurduk."
"Hemen ekranıma gönder."

Yüzbaşının ekranında dönüp duran veriler küçülerek sağ alt köşeye sıkıştı ve ekranın tamamını yuvarlak suratlı bir adam kapladı. Konuşmaya Yüzbaşı Hunter başladı.

"AD-12, lütfen şu anki görevinizi ve yakıt durumunuzu bildirir misiniz?"
"Efendim, standart devriye görevi ve neredeyse tam kapasite dolu uçuyoruz."

İşte akşamın en iyi haberi diye düşündü yüzbaşı. AD-12'yi sınır noktasına bir kaç saat içinde ulaştırabilirdi. Neler olduğunu öğrenebilmenin en hızlı yöntemi bu olacaktı.

"AD-12 acil olarak K5 üssüne inmenizi ve orada neler olup bittiğini öğrenmenizi istiyorum."
"Emredersiniz efendim."
"Her ihtimale hazırlıklı olun."
"Emredersiniz efendim" dedi tekrardan yuvarlak suratlı adam ve bağlantıyı kapattı. Bağlantı kapanır kapanmaz Yüzbaşı'nın ekranında standart veriler akmaya başladı. John Hunter'ın siniri bir cevap alabileceği ihtimali ile biraz bastırılmış, beyni tekrar normal akışına dönmüştü. Artık biraz daha geniş açıdan düşünebiliyordu. Son bağlantı verileri ve görüntüleri geldi ilk olarak aklına, daha sonra da lider Benjamin ve ona haber verilmesi gerekliliği.

K5 üssünden son gelen verileri alan Yüzbaşı, hemen onları bir süzgeçten geçirip, önemli noktalarını çıkarmaya başladı. İki çaylak ile birlikte devriyeye çıkacak olan sorumlu askerin, silah aldığına dair gönderdiği sinyal, onun arkasından gelen ufak çaplı bir alarm sinyali. Bu son sinyal sınıra birilerinin yaklaştığını gösteriyordu ancak sinyal hiç acil durum derecesine dönmemişti. Birileri sınıra yaklaşmış ve geri dönmüş olabilirdi. Daha kötüsü sınır birlikleri acil durum sinyaline geçemeden ortadan kaldırılmış olabilirdi. Bu ihtimali bu kadar az veri ile bildiremezdi. Bu sebeple lider Benjamin'e göndereceği rapora bu yorumu katmadı. Raporunu hazırlamaya devam ederken, iletişim merkezinden bir kaç görüntü eline ulaştı. Yüzbaşı zaman kaybetmeden görüntüleri oynattı.

Bir onbaşı ve arkasında duran iki çaylağın sığınaktan çıkarken merdivenlerde görüntüleri. Sığınağın hemen dışında durup kontrollerini yapmaları ve sığınaktan giderek uzaklaştıkları görüntüler ile ilk kayıt son buluyordu. Yüzbaşı diğer kayda geçti. Bağlantı kesilene kadar sınır bölgesinde bulunan termal kameradan gelen son görüntüler bu kaydın içinde yer alıyordu. Termal kamera ufak bir ısı kaynağı algılıyor, sonra bu ısı kaynağı ikiye bölünüyordu. Muhtemelen sınır birliğinin ciddiye bile almamış olabileceği ufak ısı kaynakları gözüküyordu. Isı kaynaklarından biri veya ikisi birlikte sınıra bir müddet yaklaşıyor ve termal kamera görüntüleri sonlanıyordu. Yüzbaşı Hunter, raporuna bu görüntüleri de ekleyip ufak çaplı bir saldırının iletişim sistemlerinin tamamını devre dışı bırakmış olabileceğini düşündü. 

Raporuna son halini verdikten sonra saatini kontrol etti. Bir saate kalmaz AD-12 olay yerine varacaktı ve son durum ile ilgili en net bilgiyi alabilecekti. Şartların yeteri kadar olgunlaştığını düşünerek lider Benjamin'e raporunu gönderdi. Ana terminalin başından kalktı ve kontrol kulesinde dünyayı görebilen pencerenin karşısında dikilmeye başladı.

Yüzbaşı Hunter pencerenin önünde durmuş, yarım bir küre gibi gözüken mavi gezegene bakıyordu. Pencereye yakın bir mesafeden bir kargo gemisi havalandı. Gemi ayın üzerinden bir toz bulutunu havaya kaldırdı ve sonra da yüzbaşının görüş mesafesinden dışarı çıktı. Yüzbaşı'nın başı sızlıyordu. Daha önce hiç karşılaşmadığı bir durum ile yüzleşiyordu ve bir sınır noktasının kaybedilmiş olabileceği gerçeği midesine büyük bir taş gibi oturuyordu.

"Yüzbaşı, AD-12 atmosfere giriyor." dedi askerlerden bir tanesi.

Yüzbaşı Hunter, askere doğru döndü. Genç asker yorgun gözüküyordu. Görev süresi bitmek üzere olan ekipte olduğundan, diğer bütün askerleri gibi yorgundu. Hunter, pencerenin önünden çekilerek tekrar terminalinin başına geçti.

"AD-12 ile canlı bağlantıyı etkinleştirin." diye emir verdi.
"Bağlantı için son 15 saniye." cevabı gecikmedi.

Kontrol kulesindeki yüksek sesli geri sayım tamamlandığında Hunter'ın dörde bölünmüş ekranında AD-12'nin içinde ve dışında bulunan kameralardan gelen görüntüler belirdi. Devriye mekiğinin içindeki askerler kemerlerini bağlamış standart iniş prosedürlerini uyguluyor, yerlerinden kımıldamıyorlardı. Mekiğin dışındaki görüntülerde çok geniş bir alanda dünya ve üzerindeki şekiller gözüküyordu.

Mekik sınır noktasına yaklaştıkça, mekiğe doğru yaklaşan şeylerin sadece bulutlar değil aynı zamanda sınır noktasından yükselen dumanlar olduğunu anlaması fazla zamanını almadı, Yüzbaşı Hunter'ın. Mekikten gelen görüntüler neredeyse eş zamanlıydı ancak konuşmalar bir kaç dakika gecikmeli olarak iletiliyordu. Hiç zaman kaybetmeden AD-12 mürettebatı ile iletişimde olacağı hattı açtı ve konuşmaya başladı.

"Benim gördüğümü sizde görüyorsunuz sanırım. Bir çatışmaya hazırlıklı olun."

Bir müddet sessizlikten sonra mekikten onay cevabı geldi. Ardından görüntülerde mürettebatın tamamının savaş zırhlarını aktif hale getirdiğini gördü. Ardından mekiğin kaptanının sesi kulaklarına geldi.

"İnişe 5 dakika, beyler. İticiler hazır."

Kaptan sözlerini bitirir bitirmez, Yüzbaşı'nın ekranına düşen görüntüler titremeye başladı. Dünyaya inişin en korkutucu bölümü olmasa da en mide bulandırıcı bölümüne geçmişlerdi. Mekiğin burnu dünyaya doğru iken iticilerin hareketlenmesi ile yavaşça yukarı kalkmaya başlıyor ve sonra sert bir hareketle tam gökyüzüne doğru dönüyordu. Bu sırada bir kaç saniye havada asılı kalan mekik sonrasında dik olarak yeryüzüne yaklaşmaya başlıyordu. Bu dönüş sırasında mürettebatın koltukları da yönlerini mekiğin burnundan mekiğin gövdesine doğru otomatik olarak ayarlıyordu. Bu ufak ayarlanma yeryüzüne kaçıncı inişleri olursa olsun bütün insanların midesini bulandırmaya yetiyordu.

Yüzbaşının kulaklıklarına "3 dakika" cümlesi geldiğinde, mekik neredeyse yeryüzüne dokunmak üzereydi. Mekiğin dış kameralarından biri sınırı ve sığınağı tam karşıdan görüyordu ve artık sığınağın alevler içerisinde olduğu anlaşılıyordu. Sığınağın çevresinde ve sınır üzerinde hareketli hiç bir şey seçilmiyordu. Yüzbaşı önce adamların mekikten dışarı çıktıklarını gördü, ardından kaptanın sesi tekrar kulaklarına geldi.

"Dışarı, dışarı, dışarı. Bölgeyi güvenliğe alıyoruz."

Yüzbaşı endişe içerisinde adamlarına ateş açılmasını bekledi. Ancak hiç bir şey olmadı. Adamlar önce indikleri alana güvenli bir biçimde yerleştiler. Ardından sınır hattını kontrol altına aldılar. Sığınağa ise alevler yüzünden yaklaşamıyorlardı. Kaptanın iletişim hattından, alevlerin hışırtısı ve askerlerin sağa sola koşturmalarından kaynaklanan ayak sesleri geliyordu.

"Efendim, şu ana kadar 4 kayıp tespit ettik."
"Etrafı aramaya devam kaptan, K5 noktasında 25 adamımız vardı." dedi Yüzbaşı ve bu söyledikleri kaptana henüz ulaşamadan bir ses daha geldi kulaklıklarından
"Efendim, kayıp sayısı 6."

Mekik kameralarından arama çalışmalarını izlemeye devam eden Hunter, artık orada yaşayan kimse kalmadığına emin gibiydi. Sınırı geçmek isteyen birileri olmuştu ve muhtemelen bunu bütün bir birliği yok ederek yapmışlardı. Kalabalık bir grup geçmiş olmalı diye düşündü.

"Düşmandan iz var mı kaptan?" dedikten sonra sorunun kaptana ulaşması ve kendisine cevap gelebilmesi için bir süre bekledi.
"Negatif efendim. "

Hiç kayıp vermeden sınırı geçmiş olamazlar diye düşündü Hunter. Oralarda bir yerlerde bir iz bırakmış olmalıydılar. Kaptan sanki yüzbaşının düşüncelerini okumuşçasına adamlarına etrafa göz gezdirmeleri için emir verdi. Ardından kendiside sınır hattında ilerlemeye başladı. Çok geçmeden Yüzbaşı'nın kulaklıklarına bir parazit sesi yansıdı ve ardından kaptan tekrar konuştu.

"Efendim, sınır sorumlusu Onbaşı, az önce ulaştık kendisine. Kayıplarımıza eklendi ama üzerinde geliştirilmiş bir savaş zırhı var. Omuz kamerası hala çalışıyor gözüküyor."

Geliştirilmiş zırhlar her savaş moduna geçtiklerinde, iki saatten biraz daha fazla kayıt yapabilen omuz kameraları da devreye girerdi. Yüzbaşı, bu kamera sayesinde son iki saatte neler olduğunu öğrenebilirdi.

"Kaptan, kamerayı kendi cihazına bağlayıp görüntüleri gönderebilir misin?
"Emredersiniz efendim." dedi kaptan ve çantasından bir kaç kablo çıkardı. Kabloları önce kendi terminaline sonra da onbaşının omzunda duran kameraya bağladı. Yüzbaşı görüntüleri daha net görebilmek için mekik kameralarından çıktı ve dört parçaya bölünmüş ekranını tek parçaya çevirdi. Hemen ardından onbaşının kamerasından iletilen görüntüler sondan başa doğru ekrana gelmeye başladı.

Önce kaptanın yüzü gözüktü, ardından kaptanın yüzü giderek kameradan uzaklaştı. Ardından kameranın görüş açısının dışından geri geri gelen askerler geçti. Bir süre dumanlı gök yüzü görüntüsü. Onbaşının düşüşü sırasında karışan görüntüler. Son olarak onbaşının suratına doğrultulmuş bir silah ve o silahı tutan yüzü bandana ile kapatılmış bir kadın. Kadının silahı ateşlemesi ve silahın ucundaki büyük alevin küçülerek silahın içine girmesi. Yüzbaşı görüntüyü silahın ateşlenmesinden hemen önce durdu ve ekrandaki kadının bir görüntüsünü terminaline kaydetti.

Yüzbaşı görüntüleri terse oynatmaya devam etti. Onbaşının tüm hızıyla kendisini vuran kadından uzaklaşması. Bir müddet sallanan görüntüler ve termal kamera önünde tekrar sabitlenen parazitsiz görüntüler. Onbaşının mars topraklarına bakışı ve sınıra doğru uçarak yaklaşan bir drone. Drone'un bir kavis yaparak sınır bölgesine yaklaşmasının ardından Yüzbaşı görüntüleri yine dondurdu. Drone'un bir kaç görüntüsünü terminaline aktardıktan sonra kayıtları oynatmaya adım adım devam etti. Drone'un daha net bir görüntüsünü yakaladı ve yine kaydetti. Görüntülerin sonrası standart bir sınır devriyesine benziyordu.

Aldığı verileri daha yakından inceleyebilmek için onbaşının omuz kamerasındaki kayıtları durdurdu ve mekik kaptanına kamera bağlantılarını sökebileceğine dair bilgi verdi. Yüzbaşı önce aldığı görüntülerden sınır devriyesindeki Onbaşı'yı vuran kadına baktı. Üzerinde mars kolonisine ait olabilecek türden bir kıyafet yoktu. Sıradan bir görünümü vardı ama buna rağmen zavallı Onbaşı'yı öldürebilecek kadar başarılı bir askerdi. Ardından kaydettiği diğer görüntülere geçti. Önce drone'un uzak mesafeden çekilmiş hissi veren bir görüntüsü geldi. Ardından daha yakından bir görüntü. Bu son gelen görüntü ile Yüzbaşı aradığını bulmuştu. Drone'un önü olarak söyleyebileceği bir noktada bir renk değişimi. Tespit ettiği noktayı inceleyebilmek için görüntüye biraz da dijital zoom yaptı. Görüntü bulanıklaşmasına rağmen Yüzbaşı Hunter orada olmasını beklemediği bir şekil ile karşılaştı. Üzerindeki şaşkınlığı atması bir kaç dakika aldı. Drone'un üzerindeki renk değişikliği bir logoydu ve bu logo Mars Kolonisi'ne aitti.

Yüzbaşı Hunter, daha önceden hazırladığı bilgilere son gördüklerini de ekledi. Önemli olacağını düşündüğü Mars Kolonisi keşfini raporda daha önlere taşıdı. Hiç vakit kaybetmeden Lider Benjamin'e mesajını iletti ve cevap için fazla beklemesine gerek kalmadan Lider Benjamin'den bir mesaj geldi.

"Sınırımıza saldıranları istiyorum, Yüzbaşı. Ölü yada diri fark etmez."

John Hunter, kendisine verilen görevleri en iyi şekilde yerine getirdiğine inanıyordu. Son bir yönlendirme daha yapacak ve bu dosyayı kapatmanın haklı gururunu yaşayacaktı. Vakit kaybetmeden terminalinden Kaptan ile bağlantı istedi. Terminalinin ekranında bir kaç kırmızı ok yanıp söndü. Ardından Kaptan ile eşleştiği an ışıklar yeşile döndü.

"Emredin, komutanım." dedi, henüz dünya'ya ayak basalı bir kaç saat olmuş kaptan.

"Yanına dört kişi daha alıp saldırıyı yapanların izini bulmaya çalış, gerekirse peşlerinden git. Sınır için de takviye birlik yolda."
"Emredersiniz komutanım." dedikten sonra Kaptan hiç vakit kaybetmeden yanına 4 adamını çağırdı. Onlara bir şeyler anlattıktan sonra hazırlanmaya başladılar. İçlerinden iki tanesi, mekiğin hemen arkasında  her zaman bulunan, kullanan kişilere kas takviyesi yapan özel savaş zırhlarını giydiler. Araştırma ekibinin yanında artık, normal bir insanın kaldıramayacağı yükleri kaldırabilen, ağır silahlar taşıyabilen ve gerektiğinde hızlı hareket edebilecek iki adamları vardı.

"Beyler ve bayanlar sınırı bu hale getiren kişi yada kişileri, ölü yada diri istiyoruz. Buranın intikamı alınmalı." dedi Kaptan adamlarına. "Harekete geçiyoruz. Hazır mıyız?"

"Hazırız." cevabı hep bir ağızdan, aynı anda çıktı. Sıranın önüne iz sürücü asker ve sonuna Kaptan geçtikten sonra yola koyuldular.












Tepkiler:

0 yorum:

Yorum Gönder