19 Nisan 2016 Salı

Arayıcı Günlükleri - 20


Dünya'da salgınların başlamasının üzerinden neredeyse bir asır geçmiş, doğa ile insan arasındaki var olma savaşının kazananı hala belli olmamıştı. İlk başlarda H1 ailesinden basit bir grip virüsü olarak insanlarda dolaşmaya başlayan hastalık yüzlerce yıl süren evrimine devam ederken ölümcül olmaya başlamıştı. Artık sadece grip değil yeni bir melez virüs türü ile de insanlar tanışmıştı. Melez tür insanlara yerleştikten sonra bir süre bekliyor ve sebebi anlaşılmayan bir şekilde aktif hale geçtikten kısa süre sonra insanları öldürüyordu. 19. yüzyılın sonlarında ortaya çıktığında 1 milyondan fazla kişiyi öldüren virüsün gelişmiş versiyonları yüzünden 21. yüzyılın sonuna gelindiğinde insan kayıpları milyarlar ile ifade ediliyordu. Büyük kayıpların verildiği bu dönemde insanlar mümkün olduğunca izole yerlere gitmeye çalışırken farkında olmadan tarihte "Büyük Kaçış" olarak anılan hareketi başlatmış oluyorlardı. Dünya üzerinde büyük topluluklar kalmıyor, herkes birbirine şüphe ile yaklaşıyordu.

Bu dönemde ölümler yavaşlamış olsa bile doğa, insanların çoğalmasına engel olacak şekilde, savaşta yeni bir cephe daha açıyordu. Başlangıçta sineklerden insanlara bulaşan, "Zika Virüsü" olarak adlandırılan başka bir virüs insandan insana bulaşmaya başlayarak sağlıklı üremeyi engelliyordu. Artık küçük gruplar halinde yaşayan insanlar çoğalma yeteneklerini de kaybetmek üzereydi. Gruplar içindeki doğumlar ya başarısız oluyor, yada hastalıklı çocuklar dünyaya geliyordu. Büyük Kaçış sonrası Ay üssündekiler bu duruma çare aramaya devam ettiler ve eski başarısız insan klonlama deneylerini yeniden başlattılar. En sağlıklı bireyden alınan örnekler ile elde edilen klonlar bile maksimum 30 yıl hayatta kalıyordu. Klonlamanın önündeki tek sorun, sadece kısa ömürlü olmaları değildi. Her bir klonda çeşitli anomaliler tespit ediliyor, herhangi bir anomalisi olmayan ve daha iyi durumda olanlarda ise böbrek, beyin ve bağışıklık sistemleri sorunları baş gösteriyordu.

Ay üssü, mümkün olan en iyi örneklerden klonlar üretmeye devam ediyordu ve bu klonların içinden seçilen en sorunsuz olanlar birer asker olarak yetiştirilmek üzere üssün özel kampına alınıyorlardı. Çocuk yaştan itibaren yetiştirilen klonlar kabiliyetlerine göre ya dünyaya gönderilip kalan küçük grupları denetliyor yada ay üssünde yaşamaya devam edip çeşitli görevlerde yer alıyorlardı. 15 yaşına giren her klon için özel bir kabul töreni düzenleniyor ve ailenin bir parçası oldukları damarlarına kadar işleniyordu.

Benjamin, siyah uçuş tulumunu üzerine geçirdikten sonra yine siyah camdan özel olarak üretilmiş uzay kaskını taktı. Törene katılan klonların "onikilerin" yüzlerini görmesine izin verilmediği için hepsi siyah uzay kasklarını giyerdi. Son olarak cübbesini üzerine geçirdi ve tören salonuna gitmek üzere çalışma odasından ayrıldı.

Tören salonu pek de mütevazı sayılmayacak şekilde düzenlenmişti. Üssün geri kalanının aksine, salon dünyadan getirilen çeşitli taşlar, eski ahşap malzemeler ve dekoratif malzemeler ile doluydu, her şey gösterişliydi. Gri metal renk bu salonda hiç yoktu. Siyah ve beyaz yer karoları, belli aralıklarla duvarların kenarında tavana kadar yükselen beyaz silindirik sütunlar, kahverengi duvarlar ve üzerinde bulunan altın varaklı çerçeveler. Salondaki her şey dünyanın yüz yıl öncesinden getirilmiş gibiydi.

Salonun kuzey duvarı, "onikilerin" töreni yönettiği yer olarak ayrılmıştı. Duvarın hemen önündeki platforma çıkmak için üç basamak ve basamakların hemen arkasında ahşap oymalı uzun bir masa. Masanın arkasında on iki birbirinin aynısı ahşap sandalye. Platformun sağ tarafında kalan bölüm tören ile kabul edilecek klonların bekleyeceği yer olarak belirlenmişti. Sadece arka arkaya yerleştirilmiş bir kaç uzun ahşap sıradan meydana geliyordu ve kalabalık bir törende elliye yakın klonun oturabileceği bir düzendeydi. Benzer şekilde platformun sol tarafında kalan bölüm de sıralardan oluşuyordu ve bu bölüm klonları 15 yıl boyunca büyüten, eğiten ve üssün bir parçası olmalarına yardımcı olan insanlar içindi.

Salonun güney duvarı ise giriş kapısının olduğu bölümdü. "Onikiler" hariç herkesin gireceği neredeyse tavana kadar uzanan camsız, ahşap çift kapı. Ne kadar eski dursa da bu kapıların dış tarafında kalan bölüm tamamen soğuk gri metalden bir koridora bakıyordu. Klonlar bu koridordan geçtikten sonra metal kapılar tıslayarak açılır ve ahşap çift kapı ile karşılaşırlardı. Bu kapılarda daha önce hiç görmedikleri bir manzaraya, dünyada benzerleri yüzlerce yıl önce ortadan kalkmış tören salonuna açılırdı. Salona girdiklerinde ise, salonu tam ortadan ikiye bölen büyük yarı dairesel kirişin üzerinde bulunan dev "ORDO AB CHAO DEUS MEUMQUE JUS" yazısı onları karşılardı. Hepsinin ezberlediği ve hayatlarının parçası olan latin harfleri ile yazılmış kadim bir mesaj. "Onikilerin" kutsallığına işaret eden ve "kaostan çıkan düzen, hükmetmek benim ilahi hakkımdır" anlamına gelen kelimeler. 10 gün süren aydınlanma sürecinden sonra, ki bu süreç boyunca karanlık düşünce odasında kalan klonların, artık yeni bir hayata adım attıklarını gösteren ilk karşılama.

Salona ilk olarak klonları yeni hayatlarına hazırlayanlar alındı. Daha sonra "onikiler" tek sıra halinde içeri girerek yerlerini aldılar. İşaret verildiğinde iki muhafız ahşap çift kapıyı açtılar. Gözleri bağlı olan klonlar tek sıra olmuş bir vaziyette bekliyordu. Muhafızlar ilk klonun yanına giderek göz bağını çözdüler. Ardından kollarından tutarak salonun tam ortasında, üç şamdanın arasında duran büyük bir sandığın önüne kadar götürdüler. Muhafızlardan biri "onikilerin" önüne gitti, selamını verdi ve bir kağıt aldı. Kağıdı sandığın üzerine bıraktı.

Onikilerden en yaşlı olan konuşmaya başladı.

" Şimdi yüzyıllardan beri sürüp gelen güzel ve anlamlı bir törene başlıyoruz. Belki daha önce, hakkınızda doğru olmayan bir çok şey dinlemişsinizdir. Artık bunların hiç birinin önemi kalmamıştır. Bu tören ile yeni bir yaşama doğacaksınız. Bu dünde, bugünde bizim bir geleneğimizdir. Size yardım edecek ve yol gösterecek "oniki" kişiye güvenin. Var olmanızın amacını anlayın ve şükredin."

Sözlerini bitirdikten sonra eli ile başlayabilir işareti yaptı.

Sandığın üzerinde duran bıçağı alan klon hızlı bir hareketle, hiç tereddüt etmeden sol bileğini kesti ve önünde duran küçük şişeye kanını akıtmaya başladı. Muhafız yeterli gördüğü anda bir sargı bezi uzattı. Klon bezi sol bileğine bir kaç saniye tuttu, ardından kağıdın yanında duran kalemi aldı. Kan ile dolu küçük şişeye batırdı ve önceden hazırlanmış olan vasiyetini imzaladı.

Aynı işlemler sırayla kalan 23 klon içinde uygulandı. Daha sonra her birine üzerinde "onikilerin" armaları olan üniformalar rastgele dağıtıldı. İç kıyafetlerinin üzerine üniformaları geçiren klonlar artık hazırdı. Her 9 ayda bir tekrarlanan bu ritüel sonunda da "onikilerin" her üyesi iki askeri daha ailelerine kabul etmiş oldu.

Tören bittikten sonra "onikiler" geldikleri kapıdan tekrar salonun arka tarafındaki dinlenme bölümüne geçtiler. Benjamin, uzay kaskını çıkarır çıkarmaz, hiç zaman kaybetmeden kendi düşüncelerini kabul ettirebilmek için çalışmaya başladı. Kendisi ile zıt görüşlere sahip olduğunundan emin olduğu bir kaç kişi dışında diğerlerinin yapılacaklar konusunda kararsız olduğunu düşünüyordu. Onları yanına çekebilirse eğer bir sonraki oylamadan mars'a savaş açabilecek desteği çıkartabilirdi.

Dinlenme bölümünde bulunan ve bir u şekli oluşturacak şekilde dizilmiş olan 3 koltuktan ikisine oturan liderlerin yanına gitti.

"Size katılabilir miyim?"
"Tabii buyurun." dedi içlerinden biri.

Benjamin, tekrar dedektif zihnine döndü. Elde ettiği bilgileri, ekmek kırıntılarını birleştirip güzel bir sunum yapmalı ve bu adamları etkilemeliydi.

"Saygıdeğer liderler." diyerek söze başladı Benjamin. "Yakın zamanda elde ettiğim istihbaratlara dayanarak mars'ın dünyada önemli bir görevi olduğunu söyleyebilirim. Bir kaç gün önce 10 mekikten oluşan askeri birlikleri dünyaya doğru yola çıktı. Eğer sınırları veya anlaşmaları ihlal edecek olurlarsa en sert şekilde karşılık vermemiz gerektiğini düşünüyorum."

"Görevin ne olduğunu biliyor musunuz Benjamin?"
"Hayır henüz bu konuda bilgim yok ancak en kısa sürede bu bilgiyi edineceğim. Bu arada boş durmamamız gerektiğini düşünüyorum."
"Her lider kendi birliklerinden bir kısmını dünya üzerindeki sınırlarımıza kaydırabilir." dedi daha önce hiç konuşmamış olan liderlerden biri.

"Dünya üzerinde onlara kalan yerlerde yaşam belirtileri çok az. Ayrıca uzun yıllardır canlı toplama görevlerine asker gönderdiklerine şahit olmadık. Sizi temin ederim ki bu işin içinde bir iş var ve bunu öğrendiğimizde çok geç olmaması için mekikleri dünya atmosferine girmeden durdurmalıyız."

"Önümüzde yaklaşık 20 gün var, Benjamin. Bu sırada bir şeyler öğrenebilirsek bizde öğrenmeye çalışalım. Gerekli olmadığı sürece en son isteyeceğimiz şey mars ile tekrar bir çatışmaya girmek olacaktır."

Benjamin tam cevap vereceği sırada, bütün ay üssünün güneş ışığına yakın aydınlatmaları karardı ve kırmızı ışıkları devreye girdi. Ay üssünün ekosisteminde bir sıkıntı olduğunu bildiren kırmızı ışıklar bir parlıyor bir sönüyordu. Yedek sistemler minimum düzeyde çalışacak şekilde devreye girmişti. Sorunun ne kadar süreceğini bilmedikleri için herkes tekrardan uzay kasklarını taktı. Herhangi bir oksijen yetmezliği durumunda üzerlerinde buluna kıyafetler onları kaçış mekiklerine gidene kadar idare edebilirdi.

Benjamin, kaskının sağ yanındaki düğmeye dokundu ve iletişim panelini açtı.

"Yaşam-Destek Birimi" diye mırıldandı kaskın içinde. Kask Benjamin'in cebindeki terminali ile iletişime geçerek terminalin "Yaşam-Destek Birimine" bağlanmasını sağladı. Bir süre sessizlik olduktan sonra karşıdan bir ses geldi.

"Efendim."
"Durum nedir? Neden yedek sistemler devrede?"
"Efendim, bildiğiniz üzere kutuptaki buz miktarı azalıyor ve her geçen gün daha derinden çıkarmak zorunda kalıyoruz. Buzun yüzeye gelmesi ve işlenmesi arasında geçen sürede böyle bir sıkıntı yaşanıyor."
"Anladım."
"Efendim."
"Evet asker."
"Eğer bundan sonra buz takviyesi yapmazsak hemen hemen her gün buna benzer bir durum ile karşılaşabiliriz."
"Teşekkür ederim." dedi Benjamin ve bağlantıyı sonlandırdı.

Bu sırada sistemler normale dönmüş, ay üssünün güneş ışığı aydınlatmaları yeniden çalışmaya başlamıştı. Benjamin ve diğerleri kasklarını çıkardı. Herkes kendi adamlarından durum ile ilgili bilgi almıştı. Kimisi durumu önemsemiyor gibi gözüküyordu, kimisinin paniği ise yüzünden okunuyordu. Benjamin bunu da bir fırsata çevirebilirdi.

"Yüksek müsaadenizle herkes buradayken bir şey söylemek istiyorum."

Herkes Benjamin'e dönmüştü.

"Sanırım yedek sistemler devreye girdiğinde bir çoğunuz yaşam-destek biriminden gerekli bilgileri almıştır. Ve artık kabul etmeliyiz ki, üssümüz kritik bir dönemece girdi. Bu dönemeci en az hasarla atlatmak istiyorsak eğer bir karar vermemizin zamanı geldi. Toplantılarda daha fazla oyalanmamamız gerektiğini düşünüyorum."

Liderlerden bazıları Benjamin'e destek verir şekilde başını salladı. Bir kısmı ise hiç tepki vermedi. Benjamin eşitliği bozma fırsatını görmüş ve bunu değerlendirmiş olabileceğini düşünüyordu.

Bir sonraki oylamada her şey belli olacak diye geçirdi içinden.














Tepkiler:

0 yorum:

Yorum Gönder