7 Nisan 2016 Perşembe

Arayıcı Günlükleri - 19


Son gelen raporlar oldukça kısaydı. Mars kolonisindeki organizasyonları küçük çaplı toplantılar düzenliyor ve ay üssündekilerin koloniye katılabilmeleri için destekçiler topluyordu. Ancak kimse ciddi bir problem yaratmamıştı, kolonidekilerin büyük çoğunluğu hayatlarından memnundu. Tamamen insancıl sebepler ile ay üssündekilerin de koloniye yerleşebilmeleri gerektiğini düşünenler çoğunluktaydı. Benjamin, kapana kısıldığını hissediyor, gün geçtikçe daha da sinirleniyordu. Hem "Onikileri" Mars'a yerleşmek konusunda ikna edememiş hem de Mars kolonisini yeterince karıştırıp duruma el koyabilecek bir noktaya getirememişti. Ne onikilerden ayrı hareket edebiliyordu, ne de onlarla birlikte. Her şey tıkanmış, kendi labirentinde çıkış yolu arıyordu.

Benjamin, ailesinin tek çocuğu ve varisiydi. Ailesi yüzlerce yıldır birliğin bir üyesi ve dünyanın yönetiminde bazen gizli, bazen açık açık söz sahibi olmuştu. Nükleer savaşlar, küresel ısınma ve salgın hastalıkların el ele vererek dünyayı neredeyse yaşanmaz hale getirdiği bir dönemde büyük babası ay üssüne gitmeleri gerektiğini söyledikten sonra da iki nesildir üssün yönetiminde söz sahibiydiler. Benjamin çocukluğunda, çevresinde bulunabilecek en iyi öğretmenlerden dersler almış, babasının sözünden asla çıkmamıştı. Zaman zaman yaşadığı baş ağrıları ve beraberinde gelen sinir krizleri ona eğitim verenleri korkutsa bile, babası onların eğitimi yarıda bırakmasını engellemiş, Benjamin'i de rahatlatmayı başarmıştı. Asla dinlenmesine izin verilmemiş. Her zaman daha fazlasını yapmaya, çalışamayacak kadar yorgun olsa dahi çalışmaya, düşünemeyecek kadar ağrılar içinde olsa bile düşünmeye zorlanmıştı. Şimdi ne kadar sıkışmış hissetse bile kendisini çalışmaktan ve düşünmekten alıkoyamıyordu. Babası, ay üssünün bir gün yetmeyeceğini, o gün gelene kadar Mars'a yerleşilmesi gerektiğine inanıyordu. O gün geldiğinde, "Nefes Almayanlar" bize dünya benzeri gezegenleri sunacaklardı. Belki bir kaç ömür yolculuk edilecek ve güneş benzeri bir yıldız etrafında dönen dünyanın kopyası bir gezegene yerleşilecekti.

Anlık düşüncelerini yakalayarak, bir dedektifin ip uçlarını birleştirmesi misali elinde olan tüm verileri birleştirmeye çalışıyordu. Nefes Almayanlar dönene kadar Mars'a yerleşilmeli, orada büyük yolculuk için hazırlık yapılmalıydı. Kuiper kuşağı hem Mars'a yakın hemde hammade açısından zengin bir yerdi. Mümkün olan en kısa sürede başka bir güneş sistemine geçecek güçte ve büyüklükte bir yıldız gemisi yapılabilirdi. Sağlıklı olan herkes, her hayvan bir nevi Nuh'un gemisi olacak bu yıldızlar arası gemi ile yeni bir dünya'ya yerleştirilir ve düzen yeniden kurulabilirdi. Bugüne kadar kimse ellerinde kesin veriler olmadan böyle bir işe girişmek istememişti ama Nefes Almayanlar geldiğinde her şey kesinleşecekti. Nokta atışı ile hangi gezegene yerleşilmesi gerektiğini öğreneceklerdi. 

Benjamin'in önündeki ilk sorun herkesi marsa yerleşmeye ikna etmekti. Ondan daha büyük olan ise artık kimse Nefes Almayanlar'a inanmıyor oluşuydu. İnanmadıkları bir şeyin bu insanlara yardım etmesi de düşünülemezdi. Benjamin çocukluğundan itibaren babasının inancına sahipti. Bir gün geri geleceklerdi ve insanlığın kurtuluşu olacaklardı. Onları geri getiren ise insanlar evrende var olduğu müddetçe hatırlanacak bir kahraman. Ve o kişi kendisi olmalıydı. Ailesi için, babası için olmalıydı. Bunun için gerekli her şeyi yapmaya başlamıştı bile. 

Hayatının en zor dönemini babası öldükten sonra yaşamıştı. Kendisini kütüphaneye kilitleyip günlerce tek bir kitabı incelemişti. Yanına aldığı soylent şişeleri ona bir hafta, o bir hafta da kitabı çözdüğüne ve Nefes Almayanlar'ı geri çağıracak yolu bulduğuna inanmasına yetmişti. O gün, o kütüphaneden dışarı çıktığı gün ilk yaptığı şey, bir mekiğe atlayıp eski Uluslararası Uzay İstasyonu'na gitmek olmuştu. Onlarca yıl önce görev süresi dolmuş ve terk edilmiş vaziyette dünya yörüngesinde dönen eski istasyon. Büyük kitaba göre her şeyin anahtarı oradaydı. Eğer doğru ayarları yapıp, sinyali göndermeyi başarırsa döneceklerini biliyordu, isminden emin olduğu kadar emindi bundan.

O gün, tek başına yaptığı uzay yürüyüşü, haberleşme antenlerini manuel ayarlaması ve geri dönün mesajını içeren çağrı düğmesine basması dün gibi aklındaydı. O gün kahraman olacağını biliyordu artık.

Benjamin, hatıralarından sıyrılmayı başardı. Gözlerini kapatıp, kaşlarını çattı. Öncelik Nefes Almayanlar'ın dönüşü olmamalıydı. Öncelik büyük bir gemi yada gemiler yapabilecekleri marsa yerleşmek olmalıydı. Bunun için ya marsın onayı gerekiyordu, ki bir çoğu bunu istemediklerini açık olarak belirtmişlerdi, yada mars ile aralarındaki tüm anlaşmaları hiçe sayarak ve bir savaşı göze alarak marsa yerleşmek gerekiyordu. Aklına Yüzbaşı Hunter'ın son gönderdiği mesaj geldi. Cep terminalini masanın üstüne koydu.

"Yüzbaşı Hunter."

Benjamin sözünü bitirir bitirmez terminalin ekranında Yüzbaşı Hunter'ın temsili bir resmi ile kendi resmi arasında bir yeşil ışık ortaya çıktı.

"Efendim, Yüzbaşı Hunter emirlerinizi bekliyor." dedi yüzbaşı, tereddütsüz ve sert bir şekilde.
"Yüzbaşı, Teğmen Luca'dan yeni bir haber var mı?"
"Az önce geldi efendim, kriptekse yerleştirip size göndermeye hazırlanıyordum."
"Buradan iletebilirsin Yüzbaşı, kriptekse gerek yok."
"Terminalinize gönderiyorum efendim. Başka bir emriniz?"
"Başka bir şey yok Yüzbaşı. İyi nöbetler."
"Sağol."

Benjamin'in terminaline mesaj anında iletildi.

"9 mekik bu gece yola çıkıyor. 10. mekik ve ben yarın gece.

İmza: Teğmen L."

10 mekikten oluşan askeri bir mars filosu. Bunu bir fırsata çevirebiliriz diye düşündü. Eğer diğerlerini marsın kendi bölgelerine saldıracağına ikna edebilirse eğer istediğini alabilirdi. Mars ile aralarında olan anlaşmalar iptal edilir ve gerekirse bir savaşa girilebilirdi. Bu durumda mars'ı yeneceklerinden ve oraya yerleşebileceklerinden emindi.

Tekrar düşüncelerini birleştirmeye odaklandı. Yıllar sonra neden mars ortada bir sebep yokken askeri bir filo ile dünya'ya geliyordu. Bu bir keşif görevi miydi yoksa dünya'da kendi bölgelerinin dışına mı çıkmak istiyorlardı artık? Daha detaylı bilgiye ihtiyacı vardı ve mars filosunun dünya'ya gelmesi 20 gün sürecekti. Bu süre içerisinde bir taraftan mars'ın sebeplerini bulmaya çalışıp, diğer taraftan onikileri en iyi savunmanın saldırı olacağına ikna etmeliydi.

Benjamin, oturduğu koltuktan kalktı ve odasının içerisinde bir ileri bir geri yürümeye başladı. Bütün her şeyin sonunda kahraman o olacaktı. Buna emindi. Kahraman olma düşüncesi onun yaşama sebebiydi ve bunu sağlayacak şey Büyük Kitaptı. Büyük Kitabı sandalyesinin arkasındaki raftan aldı. Masanın üzerine kitabın arkası üste gelecek şekilde koydu ve son sayfayı açtı. Son yazılan bölüm. Tam 150 yıl önce yazılmış olan  bir dörtlük.

Altıncı ayın altıncı gününde
Nefes Almayanlar geri gelecek
Işıklar gökyüzünde belirdiğinde
Yeni bir nesil yükselecek

















Tepkiler:

0 yorum:

Yorum Gönder