28 Mart 2016 Pazartesi

Arayıcı Günlükleri - 18


"Zamanımız daralıyor, artık bir karar vermek zorundayız ."dedi yuvarlak masa etrafında toplanan 12 liderden ayakta olanı. Masanın diğer tarafından gelen cevap ise sakindi.
"Bir yıldan biraz daha fazla idare edebiliriz. Acele karar vermememiz gerektiğini düşünüyorum. Üç önerinin üçünü de gerçekleştirebilecek kadar zamanımız var."

Siyah cübbesinin sol göğüs hizasında kırmızı bir gül işlemesi olan ve ayakta öfkesini bastırmaya çalışan lider, derin bir nefes aldı. Ellerini yuvarlak masaya koydu.
"Peki son aldığımız mesaj ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Hani şu tüm kanallardan yayın yapan ve bir şekilde dinleyen herkesin aldığı, başaramadınız diye başlayan mesaj."

Bu soruya cevap verende acele edilmemesini düşünen aynı sakin ses idi.

"Kimden ve nereden geldiği belli olmayan bir mesaj. Endişe etmeli miyiz sizce? Marslılar ile karşılıklı çıkarlarımıza dayanan bir sürü anlaşmamız var, durup dururken bunu bozacaklarını düşünmüyorum."

"Ancak bir mars maden mekiğinden geldiğini tespit ettik. Bence bu yeterli. Eğer bize ait olan bölgelere yerleşmeyi yada saldırmayı düşünüyorlarsa önceden önlem almalıyız."

"Öneriniz nedir, Benjamin?" dedi siyah cübbesinin üzerinde lacivert bir göz işlemesi olan sakin ses.

"Ben en iyi savunmanın saldırı olduğunu düşünüyorum. Onlar bize saldırmadan biz saldırmalıyız. Hem dünyada onlara ait olan bölgelere, hemde koloninin kendisine. Böylece buz stoklarımız tükenmeden marsa da yerleşmiş oluruz."

Benjamin sözünü bitirir bitirmez, yuvarlak masa etrafındaki herkes birbiri ile konuşmaya başlamış ve oda da bir uğultu yükselmişti.

Dünyada orta çağ kalelerinden kalan taşlar ile örülmüş duvarların altında kat kat döşenmiş yalıtım malzemeleri ile oda dışarıdan hiç bir sesi, hiç bir sinyali almadığı gibi içerideki seslerin dışarı çıkmasına da engel oluyordu. Birbiriyle konuşmaya başlayanların uğultusu bir kaç saniye içerisinde büyük bir gürültüye dönüşmüştü bile. Durumu fark eden bazı liderler kendi aralarında konuşmayı kesmişti. Kısa sürede diğerleri de konuşmayı bıraktı. Sessizlik tam olarak sağlandığında mavi göz armalı lider tekrar söze girdi.

"Önümüzde başka seçenekler varken insanlarımızı riske atıp bir savaşa sokmayı öneriyorsunuz kısaca."
"Evet, böylece bütün ideallerimizi, bütün amaçlarımızı tek seferde gerçekleştirme fırsatını elde etmiş oluruz. Oniki'nin etrafında toplanmış tek bir yönetim, tek yol. Atalarımızın yüzlerce yıldır yapmak istediği her şey."
"Fikirlerinizi uygulayabilmemiz için konseyimizden onay çıkması gerektiğini biliyorsunuz."
"Evet, biliyorum ve konseye bunun elimizdeki en iyi seçenek olduğunu söylüyorum."

Daha önce hiç konuşmayan yaşlı bir konsey üyesi söze girdi.

"Mezopotamya bölgesinde radyasyon seviyesi neredeyse ay ile aynı seviyeye indi. Son dönemde oraya giden birliklerimiz herhangi bir salgın hastalık ile de karşılaşmadılar. Sonuna kadar idare edip dünyaya dönebiliriz."

Benjamin sessizce yerine oturdu. Diğerlerini ikna etmek için elinden geleni yaptığını düşünüyordu.

"Diğer taraftan bilim adamlarımız burada kalıp, nakliye gemileri ile buz taşıyarak oksijen üretimini devam ettirebileceğimizi düşünüyorlar. Şimdiden stoklamaya başlarsak, burada bulunanlar tükenmeden devam etmenin bir yolunu bulmuş oluruz."

Üzerinde lacivert göz işlemesi olan konsey üyesi oturduğu yerden ayağa kalktı.

"Önümüzde oylamamız gereken üç seçenek bulunuyor. 10 dakika ara verdikten sonra oylayabiliriz veya daha sonra karar vermek üzere toplantıyı bitirebiliriz. Oylamak isteyenler?"

Yuvarlak masa etrafında eller kalkmaya başladı.

"Tamam o zaman, 10 dakika aradan sonra oylamaya geçiyoruz."

Benjamin, araya geçilir geçilmez hızlı adımlarla odanın kapısına yöneldi. Kapıya yaklaştığı anda kapı açıldı. Eski moda bir kapı olsaydı, odadan çıkarken kapıyı bütün gücüyle konseydekilerin suratına çarpardı. Sinirini bastıramıyordu. Metalik koridorda ilerleyerek çalışma odasına geçti. Çalışma odasının önünde bekleyen genç haberciyi görmemişti bile. Haberci uygun bir zaman olup olmadığını düşünmeden çalışma odasının kapısındaki düğmeye bastı ve kapının yanındaki ekrana kripteks mesajınız var efendim dedi. Cümlesini bitirir bitirmez kapı açıldı.

Benjamin'in sırtı kapıya dönük, elleri masasının üzerinde derin derin nefes alıyordu. Haberci içeri girdikten hemen sonra sağ elini arkaya uzattı. Haberci Benjamin'in eline kripteksi bıraktı ve hızlıca odadan çıktı. Benjamin masanın etrafında bir tur döndükten sonra masanın başındaki sandalyesine oturdu. Kripteksi elinde bir tur döndürdü. Bazı şeyler hiç değişmiyor diye düşündü. Da Vinci'nin tasarladığı kripteksin belki de minyatür bir haliydi ama dış görünüş birebir üstad Da Vinci'nin tasarladığı gibiydi. Kripteksin içi ise geçen yüz yıllar içinde oldukça değişmişti. Da Vinci papirüs üzerine yazılan gizli mesajlar bir şişe sirkeye sarılıp kripteksin içine yerleştirmeyi düşünmüş, böylece şifreyi bilmeyen kişiler kripteksi açtığında papirüsün eriyeceğini, yazıların okunmaz hale geleceğini düşünmüştü. Kripteksin etrafındaki halkalar ve sadece anahtarı bilenlerin açabileceği kutu tasarımı aynıydı ancak artık papirüs yerine dijital veri, sirke yerine de dijital veriyi kutunun içinde yakabilecek bir tetik mekanizması vardı. Benjamin kripteksin Yüzbaşı Hunter'ınki olduğunu gördü. Yüzbaşıya verdiği anahtar kelimeyi kripteksin üzerindeki halkaları çevirerek tekrar oluşturdu. Kripteks ufak bir çıt sesi ile açıldı. Dijital veriyi kendi terminaline yerleştirdi.

"Bundan sonraki sefer asker kökenliler ile yapılacak. Dünya'da önemli bir şeyler oluyor. Daha fazla bilgi edinmeye çalışacağım.


İmza: Teğmen L."


Benjamin'in beklediği fırsat bu olabilirdi. Mars kolonisindekiler askeri kökenli adamlarıyla dünyaya geliyorlardı. Gelen mesajda detaylı bir bilgi yoktu. Kaç kişilik bir ekip geliyor, nereye gidecekler, görevleri nedir? Hiç bir bilgi yoktu. Sadece sivil ekipler olmadıkları kesindi. Benjamin'in emin olduğu tek şey marslıların bir şeylerin peşinde olduğuydu.

Terminalinden kripteksin içeriğini sildi. Hızlıca kendisi bir kaç not ekledi ve kripteksi tekrar kapattı. Kripteks üzerindeki halkaları anlamsız harflere gelecek şekilde çevirdi. Ardından odadan çıktı. Kapının önünde bekleyen haberciye kripteksi üzattı.

"Yüzbaşı Hunter'a götürülecek, acil."
"Peki efendim." dedi haberci ve koşar adımlarla uzaklaştı.

Benjamin, konsey salonuna geri döndü.

"Seni bekliyorduk, Benjamin. Oylamaya geçeceğiz."
"Öncelikle bazı duyumlar aldığımı belirtmek isterim."
"Sizi dinliyoruz, Benjamin."
"Yakın zamanda mars kolonisinin dünyaya sivil olmayan bir ziyareti olacağını öğrenmiş bulunmaktayım. Askeri bir sefer olacak."
"Bu hala tek başına bir şey ifade etmiyor, Benjamin. Bize veya bizim bölgemize saldıracakları anlamına gelmez."
"Nasıl bu kadar kör olabilirsiniz. Önce başaramadınız ile başlayan kimin gönderdiği belli olmayan bir mesaj ve ardından askeri birliklerle dünya'ya düzenlenen bir sefer. Bunlar bir şeyler çeviriyorlar ve biz ne olduğunu bilmiyoruz."
"O zaman ne olduğunu öğrenene kadar düşmanca bir tavır takınmayabiliriz. Eğer söyleyecek başka bir şeyin yok ise oylamaya geçeceğiz."

Benjamin başka bir şey yok anlamında kafasını salladıktan sonra yuvarlak masa'da kendisine ayrılan yere oturdu.

"Oylama eski usül ve kapalı olacak. Terminallerinize gelen mesajda bulunan seçeneklerden birini seçmeniz yeterli."

Bir kaç dakika içinde herkes oyunu kullanmıştı. Yuvarlak masanın ortasında bir ışık yandı ve hologram bir sonuç tablosu herkesin görebileceği şekilde belirdi.

1- Ay'da kalmak - Oy Sayısı:4
2- Dünya'ya dönmek - Oy Sayısı:4
3- Mars'a yerleşmek - Oy Sayısı: 4






Tepkiler:

0 yorum:

Yorum Gönder