1 Şubat 2016 Pazartesi

Arayıcı Günlükleri - 16


Luca, rıhtımdaki hareketliliği izleyerek yürüyordu. On mekik yan yana dizilmiş ve her iki mekikte bir araya giren metal iskelelerde teknisyenler harıl harıl çalışıyordu. Dokuz adet mekik burun kısımlarından MUİ'ye kenetlenmiş son kontrolleri yapılıyor, kargolar yükleniyordu. Kurşun şeklindeki mekiklerden en sonuncusu, burundan kenetlenmemiş, sadece sancak tarafından rıhtıma metal kelepçeler ile sabitlenmişti. Bizimkisi son sıradaki olsa gerek diye düşündü Luca. Mekiklerin önlerinden geçtikçe yüzü bir kırmızı, bir yeşil renk ile aydınlanıyordu. Dünya denizlerinde binlerce yıl uygulanan kural artık uzayın sonsuz boşluğunda da geçerliydi. Mekiklerin iskele olarak adlandırılan sol taraflarında kırmızı ışık, sancak olarak adlandırılan sağ taraflarında ise yeşil ışık yanardı. Her ne kadar gelişmiş radar ve lidar teknolojileri olsa da görsel temas sırasında yön tayin etmek için bu ışıklar hep faydalı olmuştu.

Luca'nın yüzü son kez yeşil ile aydınlandıktan sonra burundan kenetlenmemiş mekiğin önüne geldi. Mekiğin rıhtıma kelepçelendiği sancak tarafında bulunan platforma çıktı. Geminin ön görüş camının hemen altına bir etiket ile Haruto'nun ismi yapıştırılmıştı. Bu da eski bir geleneğin mekiğe uyarlanmış haliydi. Luca yolculuk yapacakları mekiğe bir süre baktı ve ana giriş kapağını açtı. Ana giriş kapağı mekiğin pilot ve yardımcı pilot koltuklarının bulunduğu bölümün hemen arkasında, diğer beş koltuğun hemen önünde bir noktaya geçişi sağlıyordu. Bir gün sonra yardımcı pilot koltuğunda olacaktı. Onun kadar deneyimli bir pilot için sıkıcı bir yolculuk anlamına geliyordu ancak bundan dert yanacak değildi. Görevi gereği ne yapması gerekiyorsa sonuna kadar yapacaktı.

Yardımcı pilot koltuğuna oturdu ve cebinden terminalini çıkardı. Yelena, dediği anda terminal yeni bir ekran açtı. Bir kaç saniye boşluktan sonra ekranda Yelena gözüktü.

"Selam. Nasılsın?"
"İyiyim Luca. Sen?"
"İyiyim. Gideceğimiz mekiğe geldim. Seninle yalnız olarak sesli ve görüntülü konuşabileceğimiz belki de son geceyi değerlendirmek istedim."
"Orası seni biraz duygusallaştırmış mı acaba?" diyerek sırıtmaya başladı Yelena. Luca'nın da yüzünde bir tebessüm belirdi.
"Olabilir. Sonuçta ne olacağını hiç birimiz bilmiyoruz."
"Görev brifingleri yapılmadı mı?"
"Yapıldı ama bizimki sadece Bay Haruto'ya söylendi. Zamanı gelince ondan öğreneceğiz artık."
"Bak bu ilginç olmuş. Neyse bir bildikleri vardır."
"Orada durumlar nasıl?" diye sordu Luca, Yelena'nın durumu ile birlikte genel olarak insanların durumunu, Elit'ler için propagandalarının işe yarayıp yaramadığını da merak ediyordu.
"Her şey aynı bende. Değişen bir şey yok."
"Genel olarak peki?"
"İnsanlar meydanlarda toplanmaya devam ediyor. Elit'ler tarafından sağlanacak yönetime sıcak bakan çok insan var. Benim o işlerde bezim yok. İşimi yapmaya ve koloniye faydalı olmaya çalışıyorum."
"Sen iyi bir insansın."

Yelena, büyük bir gülümsemeyle karşılık verdi.

"Sen de öylesin Luca. Seni seviyorum."
"Bende" dedi Luca ve artık gitmesi gerektiğini söyledi. Yelena yine anlayışla karşılayarak görüşmeyi sonlandırdı.

Luca, zaman kaybetmeden mekiğin iletişim panelini açtı. Cebinden çıkardığı başka bir terminali panele bağladı ve hızlıca bir mesaj yazdı.

"9 mekik bu gece yola çıkıyor. 10. mekik ve ben yarın gece.

İmza: Teğmen L."

*

Daiki, Jenni'nin yanından düşünceli bir şekilde ayrılmıştı. Gizemli mesaj işlerini daha da zorlaştırıyordu. Mesajı alan herkes birbirine potansiyel düşman gözüyle bakacaktı. Öyle görmemek için de bir sebep yoktu. Mesaj gerçekte ne anlama geliyordu. Kim neyi başaramamıştı? Koloni'den kimse Elit'lere bulaşmak istemezdi, her ne kadar Elit'ler yıllardır koloniye yerleşmek isteseler de şu ana kadar hiç somut adım atmamışlardı. Belki de bu mesaj onlardan geliyordu ve artık koloniye yerleşme zamanlarının geldiğini düşünüyorlardı. Bu fikir daha en başından mantıksızdı. Elit'ler kendilerinden o kadar uzaktaki bir maden mekiğinin iletişim sistemini hacklemiş olamazlardı. Çok daha yakında olmalarına rağmen koloni iletişim mühendisleri bile Oort bulutuna giren mekiklerle iletişimi kaybediyorlardı.

Derin düşüncelerindan sıyrılmaya çalışan Daiki, benimde biraz rahatlamaya ihtiyacım var diye düşündü ve Türk'ün bir şeyler içeceğim dediğini hatırladı. MUİ'de içebileceği tek mekana doğru yürümeye başladı.

Türk, derin uzaydan gelebilecek milyonlarca ufak göktaşına karşı metal bir alaşımla güçlendirilmiş, ufak ızgaralardan oluşan camın hemen kenarında bir masada oturuyordu. Camın manzarası sonsuz siyah uzay ve ateş böcekleri gibi arada sırada parlayıp sönen çalışan işçilerin kaynak makinelerinden çıkan beyaz ışıklara bakıyordu. Bu elemanlar sıkı çalışıyor diye düşündü Türk. Biz gidip gelene kadar on mekik daha bitirmiş olurlar herhalde.

Basit bir mıknatıs sistemi ile masaya sabit duran bira şişesini kaldırdı ve büyük bir yudum aldı. Sonra tekrar masaya bıraktığında mıknatıs yine devreye girerek şişeyi masada tuttu. Masa da diğer bütün eşyalar gibi yer çekimsiz istasyonda havada uçmasın diye tabana sabitlenmişti. Sabitlenmeyen şeyler bir çeşit mıknatıs yardımıyla yere tutunup sonra tekrar serbest kalabiliyordu. Tıpkı yer çekimi botlarıyla etrafta gürültülü bir şekilde dolaşan insanlar gibi diye düşündü ve kafasını kaldırdığında Daiki'yi gördü.

"Sizin geldiğinizi fark etmemiştim Bay Haruto."
"Önemli değil, bende biraz kafa dağıtmak için bir şişe ile sana eşlik edebilirim."
"Tabii, hemen size de bir tane getiriyorum." dedi Türk ve bardağını sonuna kadar bitirdi. Ardından Daiki'nin yanından kalkarak bardan iki şişe bira daha alıp geldi. Şişeyi Daiki'nin önüne koyar koymaz, kendi şişesini kaldırdı.

"Sağlığınıza Bay Haruto."

Ufak bir baş hareketi ve şişesini Türk'ün şişesine dokundurarak karşılık verdi Daiki.

"Bay Haruto, düşünüyordum da. Şu Jenni denen afet ile sıfır yer çekiminde sevişmek güzel olabilirdi."
 Daiki'nin yudumu boğazına takılmıştı.
"Ne?"
"Şu brifing veren Jenni var ya?"
"Anladım da, o senin için biraz büyük değil mi?"
"Önemli mi ki? Hem sıfır yer çekimi, hem de benden büyük biri. Çok değişik olabilirdi."
"Hiç sıfır yer çekiminde seviştin mi, benim genç dostum."
"Hayır, daha önce ne sıfır yer çekiminde, ne 0.3 yer çekiminde, ne de tam yer çekiminde seviştim. Tek tecrübem 0.8'de." dedi Türk ve gülmeye başladı.
"Haklısın her şeyin bir ilki vardır."
"Evet. Şu Jenni tam bir afet. Hele saç kesimi yok mu? Çok değişik olmuş."
"Değişik şeylere takmış durumdasın galiba. Hadi saçmalamayı kes artık ve biralarımızı içelim. Beni geldiğime pişman etme."
"Peki Bay Haruto."

Biralarını bitirir bitirmez Daiki ayağa kalktı.

"Hadi Türk. Diğerlerini uğurlama zamanı geldi. Sonra biz de gidip biraz dinleniriz. Önümüzde zorlu bir yolculuk var."
"Tamam, Bay Haruto."

İkisi birlikte oturdukları masadan kalkarak mekiklerin beklediği rıhtıma gittiler. Rıhtım sanki dünyadan yeni koloni sakinlerini getiren büyük bir transfer mekiği yanaşmış kadar kalabalıktı. Herkes bir sağa bir sola koşuşturuyordu. Daiki, kendi mekiklerinin hemen önünde duran Luca'yı fark etti. Kaskının içinden Türk'ün frekansını seçti ve konuşmaya başladı.

"Hadi gel. Luca'nın yanına geçelim ve oradan uğurlayalım gidenleri."
"Tamam."

Luca'nın yanına geçtiler ve içi birden yapılan son hazırlıkları izlediler. Her şey bittiğinde Jenni ilk mekikten başlayarak son mekiğe kadar bütün ekip üyeleri ile el sıkıştı ve bir süre önlerinde durdu. Muhtemelen kasklarının içinden uygun bir frekansta bir şeyler konuşuyorlardı. Son ekip ile de konuştuktan sonra rıhtımdaki bütün kaskların içinde bir cızırdama oldu. Arkasından Jenni'nin sesi geldi.

"Rıhtımdaki herkes güvenli bir mesafeye. Mekiklerin kalkışı için son 1 dakika."

Herkes güvenli bir noktaya çekildiğinde geri sayımda son 10 saniyeyi sayıyordu. Saniyeler bittiğinde ilk olarak  5 numaralı iskelede bulunan mekik iticilerini ateşlemeye başladı. Ardından diğerleri.

9 mekik art arda istasyondan uzaklaşırken muhteşem bir V formasyonu oluşturmuşlardı. Rıhtımdaki herkes bu güzel manzaraya bir kez daha baktı ve bu gecelik dinlenmek için istasyona girdi.








Tepkiler:

0 yorum:

Yorum Gönder