27 Ocak 2016 Çarşamba

Arayıcı Günlükleri - 14


Koloniden ayrılma vakti gelip çatmıştı. Son gün gelen bilgiler doğrultusunda her Arayıcı'ya eşlik etmek için ikişer kişi daha eklenmişti. Artık koloniden 10 kişi değil 30 kişi ayrılıyordu. Ekibe yeni eklenenler kolonideki güvenlik birimine dokunmadan, silah eğitimi olan kişilerden ve gönüllülük esasına göre seçilmişti. Gitmek için gönüllü olanlar içerisinden her Arayıcı kendi ekibini oluşturmuştu.

Daiki, uzun süredir Yelena ile birlikte olan ve bir süredir iletişim merkezinde çalışan Luca'yı ilk tercih olarak seçmişti. Onları ayırarak Yelena'ya kötülük yaptığını düşünse bile hiç tanımadığı birilerini seçmektense az çok bildiği birini seçmek mantıklı gelmişti. Hem Yelena her zaman Luca'dan çok iyi bahsederdi. Eğer bu askeri bir görev olmasaydı ve Daiki'nin imkanı olsaydı kesinlikle Yelena'yı da yanına almak isterdi. 

İkinci tercihini ise yan küpünde yaşayan Türk'ten yana kullanmıştı. Her türlü tamir, tadilat işlerini yapabilen yirmili yaşların başındaki genç adam, 15 yaşında Daiki'nin bir arkadaşı tarafından koloniye getirilmişti. Dünya'da onu bulduğunda vahşi bir hayvana benzediğini, her şeyi ve herkesi tehdit olarak görüp her zaman saldırıya hazır beklediğini anlatırdı. Bir şekilde Daiki'nin arkadaşı ona ulaşmayı başarmış ve koloniye dahil etmişti. Farklı bir dil konuştuğundan ve konuştuklarının içinden sadece Türk kelimesi anlaşıldığından arkadaşı ona Türk adını takmıştı. Koloni ortak dilini öğrenmesi biraz zaman almıştı ama şimdi biraz aksanlı da olsa konuşabiliyordu. Hem tamir tadilat işlerindeki yeteneği hemde geçmişindeki silah tecrübeleri ile Daiki için iyi bir seçenekti. Hem onu da az çok tanıyordu.

Koloni'nin yeni sektörler eklenerek genişlemekte olan kuzey cephesinde kalan bir meydanda bir kaç yüz kişi toplanmış ve dünya'ya gidecek olan 30 kişilik ekibi uğurlamaya gelmişti. Kuzey meydanı Hermus'un yarısı kadar bile değildi ve cam kubbesinin inşaat alanına bakan bölümü neredeyse dışarısı görünmeyecek şekilde kırmızı toprak ile kaplanmıştı. Sektör inşaatında çalışan mars yüzey kıyafetlerini giymiş işçilerin yaptığı kaynaklardan gelen ufak parlak ışıklar, zaman zaman kubbenin içine yansıyor ve sanki o anı ölümsüzleştirmek isteyen bir sürü fotoğrafçının flaşlarını andırıyordu. 

Gezgin adı verilen araçlardan ilkine ekibin eşyaları yerleştirilmişti. Diğer üç gezgin aracı ise 10'ar kişilik gruplar halinde ekibi, kolonicileri buraya taşımakta da kullanılmış, neredeyse ilk FDR (Fusion Driven Rocket) destekli mekiklerden birine taşıyacaktı. 100 kişi ve tonlarca yük taşıma kapasitesine sahip mekik, yıllarca dünyadan koloniye insan taşımıştı. Son dönemde küçük ekiplerle gidilen görevler sebebiyle çok daha küçük modelleri yapılmış ve sıklıkla kullanılmıştı. Şimdi ise son anda kalabalıklaşan ekibi taşımak için yine büyük mekik hazırlanmıştı.

Daiki, veda edeceği birileri olmadığından, cam kubbenin kuzeyinde bulunan çıkış tünelinin başında tek kelime etmeden dimdik bekliyor, etrafını izliyordu. İnsanlar birbirine sarılıyor, birbirlerine güzel dileklerde bulunup vedalaşıyordu. Vedalaşmanın son bölümlerine her zaman göz yaşları eşlik ediyordu. Yelena'da Luca'ya sarılmıştı ancak kadın diğer bir çok kişiden daha sert bir mizaca sahipti. Daiki, onun ağlayacaksa bile bunu insanlar içerisinde yapmayacağından emin gibiydi.

"Kendinize dikkat edin ve mutlaka geri dönün." dedi Yelena, Luca'nın boynuna sarılmış vaziyette.
"Merak etme. Geri döneceğim."

Bir müddet daha birbirlerine sarıldıktan sonra Yelena çıkış tünelinin başında etrafa bakınan Daiki'yi gördü.

"Hadi artık yola çıkma vakti geliyor." dedikten sonra Luca'yı dudaklarından öptü. Daiki'ye de veda etmek istiyordu. Daiki her zaman Yelena'ya abilik etmişti ve o da küçük kız kardeşi olarak elinden geleni yapmıştı. Şimdi küçük kardeş abisi ile de vedalaşmalıydı.

"Ben Daiki'ye de veda edeceğim" dedi Yelena. Koşarak Daiki'nin yanına gitti ve ona da sarıldı.
"Kendine iyi bak."
"Sizde bayan Serova."
"Bugün bari böyle hitap etmeseydik."
"Üzgünüm Yelena, alışkanlık."
"Kendine dikkat et Daiki ve unutma Luca sana emanet."
"Merak etme, geri döneceğiz."
"Şüphem yok." dedi Yelena ve bir kaç adım geri çekildi.

İlk on kişilik grup Gezgin araçlarına binmişti bile. Daiki, Luca ve Türk ikinci araca geçmek için çıkış tüneline girdiler. Büyük bir fıslamayla arkalarındaki kapı kapandı ve onları cam kubbeli meydandan ayırdı. Yüzey giysilerinin üzerine kasklarını geçirdiler. Üç noktadan giysiye sabitlenen kaskın emniyet tuşlarına basarak kendilerini güvenceye aldılar. Kapıyı açacak görevli, herkes 2 no'lu frekansını açık tutsun, bundan sonra oradan haberleşeceğiz diye bağırdı içeridekilere. Mekiğe gitmeye hazırlanan ekip kollarındaki dijital ekranda gerekli ayarlamaları yaptı. Bundan sonra görevlinin sesi de kaskın içinden gelecekti.

"Herkesin hazır olduğuna dair ekranımda yeşil ışıkları görüyorum." dedi görevli ve sonra duvarda bulunan büyük kırmızı bir düğmeye bastı. Bir hava akımı sesi ile birlikte önlerindeki kapı açıldı ve içerideki tüm oksijen boşaldı. Artık herkes yüzey giysilerinde bulunan yaşam destek ünitelerine bağlıydı. Gezgin ile yapılacak 15 dakikalık bir yolculuk sonrası iki büyük rokete bağlanmış mekiğe varacaklardı.

Gezgin'in şoför mahallinde bekleyen iki kişi, gezgin'in en arkasında bulunan kapakları açtı. Ekip sırayla aracın sağ ve sol tarafına beşer kişi olmak üzere, yüz yüze bakar vaziyette yerleşti. Arka kapak kapandı ve araç hareket etti. Daiki, başını hafif öne eğmiş bir vaziyetteydi, yanındaki Türk kendi dilinde dua tarzı bir şeyler mırıldanıp duruyordu ve Luca meraklı gözlerle aracı inceliyordu. İletişim kanalları açıktı ama yolculuk boyunca kimse konuşmadı.

Mekiğe yerleşmeleri de sessizlik içerisinde oldu. Onlardan önce gelen grup ön sıralara oturmuştu, onlara da orta sıralar kalmıştı. Şimdi sadece Luca değil Türk'te etrafı inceliyordu. Sessizliği Türk bozdu.

"Buna bir şey olsa tamir edebilir miyim acaba?" dedi. Daiki, şaşkın bir ifade ile baktı suratına. Luca gülümsedi.
"Senin her şeyi tamir edebileceğini duymuştum."
"Teşekkür ederim. Doğru sayılır. Sadece tamir edeceğim şey ile biraz zaman geçirmem gerekir ve tahmin edersin ki böyle bir mekikle fazla zaman geçirmedim."

Luca ile birlikte Daiki'de gülümsedi. Son ekipte yerini aldıktan sonra on dakika sürecek geri sayım başlamıştı. Beş dakika sonra mekik sert bir şekilde sarsıldı ve ilk test ateşlemesini yaptı. Arkasından ikinci test ateşlemesi geldi. Herkesin kasklarının içinden bir cızırtı oluştu ve sonra bir kadın konuşmaya başladı.

"Herkese iyi yolculuklar. Kalkış için son 30 saniye. Kemerlerinizi bağladığınızdan emin olun."

Sadece Daiki tekrar bir kontrol etti. Türk ve Luca dimdik ve kaskatı bir şekilde koltuklarına yapışmışlardı. Kadının sesi kulaklarına geri geldi.

5,4,3,2,1,0...

Roketler sarsılarak mekiği yukarı taşımaya başladı. Mekikte bulunan herkes o anda 3g lik bir kuvvete maruz kaldı. Bir çoğunun uzun süredir maruz kaldığı çekim kuvvetinin neredeyse 10 katıydı ve bir müddet daha dayanmaları gerekecekti. Her ne kadar kıyafetleri maruz kalınan yüksek g kuvvetine karşı vücutlarını rahatlatıcı etkiye sahip olsa da, bir çoğu için sarsıcı bir deneyimdi. Her kalkıştan sonra yolcuların yaklaşık yüzde onunda baş dönmesi ve mide bulantısı görülürdü. Daiki ve Luca kendilerini iyi hissediyordu ancak Türk için aynı durum geçerli değil gibiydi. Suratı bembeyaz olmuştu.

Daiki, cam kenarında oturmayı tercih etmişti. Bu sayede roketlerin mekiği Mars'ın çekim kuvvetinden çıkarıp uzaya bıraktığı anı görebilmişti. Roketler artık kalktıkları noktaya dönüş rotasındaydı. Mekik ise iticilerini belli aralıklarla çalıştırıp kendi rotasında ilerlemeye çalışıyordu. Önce yörüngede sabitlendi. Bir müddet burada durduktan sonra uygun zamanı bekleyip Mars Uzay İstasyonu ile kenetlenebilmesi için gerekli gücü iticilerine verecekti.

İlk itici hareketinden sonra Daiki, kendi oturduğu taraftaki pencerede, insan yapımı o muhteşem devasa yapıyı gördü. Gözüne çocukluğunda gördüğünden daha küçük gözükmesine rağmen hala dev gibiydi. Biraz daha yaklaştıklarında hiç unutmadığı yazıyı da görebileceğini umut etti.

Bir kaç itici hareketinden sonra mekik MUİ'ye (Mars Uzay İstasyonu) yaklaşmaya başladı. MUİ, büyüdükçe büyüyordu. Mekik, kendisi gibi büyükler için tasarlanmış olan rıhtıma yaklaşmak için bir kaç itici hareketi daha yaptı ve biraz sallandı. Camdan bakan Daiki, artık yıldızları ve sonsuz karanlığı değil, MUİ'nin metal-porselen alaşımından oluşan devasa duvarlarını görebiliyordu. Yaklaştıkça hareket algısı da bozulmaya başladı. Sanki mekik sabit duruyor da dev istasyon onlara doğru geliyormuş gibi bir hisse kapıldı, Daiki. Bir müddet sonra her ikisi de duruyormuş gibi gelmeye başlamıştı ki, büyük bir sarsıntı ile mekik MUİ'ye kenetlendi.

Kaskların içindeki cızırtının ardından kadın tekrar konuştu.

"Mars Uzay İstasyonu'na hoşgeldiniz."

Herkes sırasıyla mekikten inmeye başladı. Rıhtımdan MUİ'nin içine geçecekleri yer için ekipteki herkes birbirine bağlanmıştı. Mekik ile rıhtım arasındaki köprüden geçerken Daiki yukarı baktı ve çocukluğunda hayran olduğu, beyaz duvarlar üzerine siyah boya ile yazılmış, her harfi iki insan boyundaki yazıyı gördü.

"YENİ LEMURİA"
















Tepkiler:

0 yorum:

Yorum Gönder