14 Ocak 2016 Perşembe

Arayıcı Günlükleri - 12


Luca, mesai arkadaşlarına iyi akşamlar dedikten sonra iletişim merkezinden ayrıldı. Hermus Meydanına inen asansöre bindiğinde cebinden iletişim terminalini çıkardı. Kapıları kapanır kapanmaz, asansör dünyadaki rüzgar uğultusuna benzeyen bir ses ile aşağı hareket etmeye, Luca'da bir mesaj yazmaya başladı. 

"Bu akşam benim kutuda buluşalım."

Gönder düğmesine basar basmaz, mesaj beş kişiye ulaştı. Luca iletişim terminalini cebine koydu ve kapının açılması ile birlikte hızlı adımlarla Hermus Meydanı'na açılan silindir tünele girdi, oradan da meydana. Meydanın kenarlarında uzamış olan ağaçlara baktığında, dünya'yı özlediğini hatırladı. Aldığı askeri eğitim ve bunun getirdiği disiplinle duygularını bir çok zaman açığa çıkarmıyordu. Arada bir özlem duygusu ama onu da görev bilinci sayesinde baskılıyordu. Eğitimin ona verdiği en önemli ders ise hissetmediği duyguları sanki gerçekmiş gibi yaşayıp, karşısındaki insanlara da yaşatabilmesiydi. Aslında Yelena ile başka bir yerde karşılaşmış olsalardı, onu gerçekten sevebilirdi. Zekası, çalışkanlığı, sarı uzun saçları ve düzgün fiziği ile bir çok erkeği etkileyebilecek nitelikteydi. Luca, bu güzel kadını kazanabildiği için çok şanslıydı. Hem Luca buradaki insanlara daha çabuk adapte olmuş, hem de Yelena-Daiki dostluğu sayesinde İletişim Merkezi'nde çalışma fırsatı bulabilmişti. Görevinin en önemli kısmı da bu sayede tamamlanmış oluyordu. Topladığı her bilgiyi iletebiliyordu ve bunun için her zaman fırsat bulmuştu.

Luca, batı yamacındaki yaşam kutularına geçmeden önce Yelena'ya uğrayıp bu akşam arkadaşları ile toplanacaklarını söyleyecekti. Ne zaman gün içerisinde Yelena'nn yanına uğrayıp bir istekte, bir ricada bulunsa Yelena kabul ediyordu. Bu sefer bir şey istemesine bile gerek olmadığından emindi. Sadece arkadaşlarla onların kutuda toplanacaklarını söyleyecekti. Zaten kadın da bu durumda erken dönmezdi. İyi kalpli Yelena diye düşündü Luca. Eğer yeni düzeni görecek kadar yaşarlarsa geri kalan hayatını da onunla geçirebilirdi, hem de aralarında hiç bir sır olmadan. Kadının içi dışı birdi, saklayabileceği pek bir şey olduğunu da düşünmüyordu. Dünya'da bir Arayıcı'nın gözetiminde doğmuş ve küçük yaşta koloniye gelmişti. Bütün eğitimini kolonide almış ve biyokimya alanında uzmanlaşmıştı. Büyük büyük annesi gibi hayalleri olan biriydi, o dünya'dan uzaya gitmeyi hayal ederken, küçük Yelena'nın en büyük hayali dünya'ya dönmekti. Bunu çoğu zaman dile getirmese de içtiği zaman bahsettiği yegane konuydu. Keşif duygusu damarlarından akan kan ile birleşmişti. Luca bu keşif duygusunun uzay ve dünya ile meşgul olmasından memnundu.

Biyokimya laboratuvarının bulunduğu koridora girdiğinde bir kaç tanıdık yüz ile karşılaşıp, onlara selam verdi. Bir kaç yüz metre daha yürüdükten sonra S5:3 yazan kapıdan içeri girdi. Beşinci sektörün en üst katı, cam tavan sayesinde sektörün en güzel bölümüydü. İşkolikliğinin yanında Yelena'nın buradan çıkmak istememesinin bir sebebi de buydu.

"Selam."

Bir tarafına tüpleri diğer tarafına ise küçük bitkiler dizmiş olan Yelena kafasını mikroskopundan kaldırıp arkasına döndü.

"Selam. Nasılsın?"
"İyiyim. Seni görmek istedim."

Kadının dudakları ile birlikte gözleri de gülümsedi.

"Günün nasıldı, yakışıklı?"
"Sıradan bir gün işte. Her şey sorunsuz devam ediyor. Benim sorumlu olduğum yerlerde genelde bir hareket olmaz zaten."
"Evet biliyorum. Ama İletişim Merkezi koloninin atar damarı gibidir. Yakında daha az sıkıcı görevlerinde olacaktır."
"Zamanla öğreneceğim."
"Öğreneceğinden eminim."
"Yelena, bu akşam bizim çocuklarla toplanacağız, haberin olsun istedim."
"Güzel fikir. Erkek erkeğe mi yoksa?" derken gözlerini kısmış ve sinsi bir ifade takınmıştı.
"Aslında evet ama istersen katılabilirsin."
"Yok ben almayayım. Yapacak işlerim var zaten." Gerçekte uzun süre oyalanacak işi olmamasına rağmen kadın, Luca'yı fazla boğmak istemiyor, ona biraz alan bırakıyordu. Bu kadar çabuk uyum sağlaması bile güzeldi. Dünyada onlarca sene yaşayıp, koloniye gelenlerin uyum süreci sıkıntılı olabiliyordu bazen ama Luca en hızlı adapte olanlardan biriydi. Dünya'da neler yaşadıysa yaşamıştı, orada olanları arkasında bırakıp devam edebiliyordu. Zaten orada olanlardan da pek sık bahsetmezdi. Bir kaç ufak anı anlatır ve geçiştirirdi hep.

"Tamam, o zaman. Sana kolay gelsin."
"Sana da iyi eğlenceler."

Luca, Yelena'nın yanından çıktı, merdivenleri kullanarak ikinci kata indi ve yatay asansöre giden en yakın silindir şeklindeki koridora girdi. Asansörde hemen 28 numaraya bastığında, bir an önce kutumuz dediği yere gidip yer çekimi botlarını ayağından çıkardığını hayal ediyordu. Her ne kadar dev bir çamaşır makinesini andırsa da yaşam alanları kendisini dünyaya en yakın hissettiği yerdi. Kolonidekilerin bir kısmı, Yelena gibiler, çocukluğundan beri 0.3g de yaşadıkları için kulaklarının içinde buluna yarım daire kanalları bir şekilde adapte olmuştu ancak Luca gibi yeni gelenler için çeşitli sıkıntılara yol açıyordu. Geçen onca zamana rağmen Luca'nın otolit taşları hala 0.3g'nin hangi yönden geldiğini tam algılayamamıştı. Dev çamaşır makinesi dışında kalan sektörlerde dolaşırken zaman zaman yaşadığı baş dönmeleri Luca'yı rahatsız ediyordu. Eğer imkanı olsaydı kutusundan günlerce çıkmayabilirdi. Şimdi sadece kutusuna geri döndüğü için memnundu.

28. bölümde asansörden indi. dev çamaşır makinesine giren bağlantı köprüsüne geldiğinde yer çekimi botlarını kapattı ve tek bir sıçrama ile bütün mesafeyi tek seferde geçti. Bağlantı köprüsünün sonundaki kapının sensörüne parmağını dokundurdu ve içeri girdi. Daha fazla yer çekimi iyi gelmişti. Az önce hissettiği baş dönmesinden geriye sadece hafif bir mide bulantısı kalmıştı. Kendi kutusuna girer girmez yüzünü yıkayarak ve bir parça karbonhidrat barını mideye indirerek bulantısını bastırmaya çalıştı.

Dış cephesi aluminyum-lityum karışımından elde edilmiş bir metalden, bir iç katmanı radyasyon engelleyici bir malzemeden yapılan yaşam alanları aslında dünya'dan mars'a yük taşıyan ilk roketlerin birinci kademeleriydi. Her bir taşıyıcı 5 metre çapında, 13 metre uzunluğunda bir iç alana sahip birer mermi şeklindeydi ve ilk modeller indikten sonra yüzeyde kalmışlardı. Dev çamaşır makinesi yapıldıktan sonra kalan taşıyıcı kademeler, buranın içerisine taşınmış, yan yana üst üste konularak yaşam alanları oluşturulmuştu. Bir taşıyıcı iki yaşam alanına yetecek kadar büyük ancak dünya'daki beton evler ile kıyaslanamayacak kadar küçüktü. Standart olarak üç bölümden oluşan bir yaşam alanında kapıdan girer girmez yan duvara bakan bir u şeklinde yerleştirilmiş üç adet koltuk, koltukların baktığı duvarda büyük bir monitör, koltukların arkasında kalan kısımda mutfak bölümü vardı. Mutfağın kenarından bir arka odaya geçildiğinde geniş bir yatak ve yan duvarların içine yerleştirilmiş dolaplar, yatağın yanında da bir arka bölüme geçen kapı bulunuyordu. Son bölüm ise banyo bölümüydü. Konfordan ziyade kullanışlılık düşünülmüştü ve bu küçük bölüm için başarılı olunduğu söylenebilirdi.

Luca, mutfak bölümünden çıkıp arka tarafa geçeceği sırada kapının üzerine monte edilmiş orta boy bir ekranın ışıkları yanmaya başladı. Işıklardan sonra kapıda bekleyen iki adamın yüzü ekranda belirdi. Gelmeye başladılar bile, ne kadar erken o kadar iyi diye düşündü. Kapıyı açtı.

"Hoş geldiniz beyler."

İlk adam "Teğmen" dedi ve başını saygıyla hafifçe salladı. Diğer adam bir şey söylemeden sadece selam verdi.

"Rahatınıza bakın beyler diğerleri de birazdan gelirler."

Luca, arka tarafa geçerken diğerleri de koltuklara kuruldu. Kendi aralarında bir şeyler konuşuyorlardı. Banyo bölümünün ışıkları bir kaç kez renk değiştirip durdu. Diğerleri de geldi diye düşündü Luca. Kapının açılış kapanış tıslamasını duydu. Tekrar içeri girdiğinde misafirleri dört kişi olmuştu.

"Kim eksik beyler?" diye sordu.
Girişte teğmen diyerek selam veren adam Luca'nın odadakilere dikkatlice bakmasına izin vermeden cevap verdi.
"Omar."
"Neden gelmediğini bilen var mı peki?"
"Maden mekiklerinden birisi gezegen etrafında sapan fırlatışı yapacağı sırada kontrolden çıkmış."
"Yeni bir kuyruklu yıldız var galiba"
"Evet, ölçümlere göre iyi miktarda metal toplanabilir."
"Tabii eğer mekiğin bilgisayarlarını düzeltebilirlerse"

Dünya'dan getirilemeyecek kadar fazla metali, maden mekikleri asteroit kuşağından ve metal içerdiği tespit edilen kuyruklu yıldızlardan toplayabiliyorlardı. İnsansız olan ve tamamen otomatik olarak çalışan mekikler koloninin büyüyebilmesi için önemliydiler ve onlardan birini kaybetmemek için koloni elinden geleni yapacaktı.

"O zaman Omar'ı beklemeden başlayalım."
"Bilgiler sende Luca."
"Dünya'da beklenmeyen bir hareketlilik var. Bir sonraki Arayıcı ekibi asker kökenli kolonicilerden oluşuyor."
"Elit'lerden bir haber var mı, Luca?" diye lafını böldü son gelen adamlardan bir tanesi.
"Evet düzenli olarak haberleşiyorum. Artık buraya gelmenin ve kalıcı olarak yerleşmenin zamanının geldiğini düşünüyorlar. Eğer buradaki işler yüz yıldan fazla süredir kimsenin görmediği ikisine kalacak olursa daha çok uzun bir süre burası yaşanabilecek bir yer olmayacaktır. Şu haliyle buranın büyük bir hapishaneden farkı yok. Koloniyi genişletmek dışında bir çabalarını göremiyorum. Ama Elit'lerin elinde bulunan imkanlar sayesinde gezegen yaşanabilir bir hale gelebilir."
"Elitler ile hayalet ikili arasındaki sorunlar çözüldü mü?"
"Hayır. Onlar Elit'lerin buraya gelmesine hala karşı."
"Peki nasıl gelecekler?"
"Eğer ikna olmazlarsa gerekirse zorla. Bir savaşı göze almış durumdalar, çünkü burası artık insanlığın geleceği. Herkese yetecek kadar da yer var. Ayrıca bu ütopik komün için en iyisini istiyorlar. Adı demokrasi olan yeni bir düzen ile beraber herkes her istediğini yapabilecek. Hiç görmediğimiz iki kişinin kararları değil, çoğunluğun kararları geçerli olacak."




















Tepkiler:

0 yorum:

Yorum Gönder