4 Ocak 2016 Pazartesi

Arayıcı Günlükleri - 11


Yelena, üzerinde büyük harflerle S2:1 yazan kapıdan geçerek Hermus Meydanını arkasında bıraktı. Yavaş adımlarla güney koridorunda ilerlemeye başladı.Güney koridoru koloninin vadi sınırını belirlemek amacı ile yerleşimin başlamasından kısa bir süre sonra inşa edilmişti. Bu yüzden koridor ile birlikte buradaki sosyal alanlar "Sektör 2" olarak işaretlenmişti. Kapı üzerinde S2'den sonra gelen 1 ise bulunulan katı belirtiyordu. Yelena buradaki pencerelerden dışarısını seyretmeyi hep rahatlatıcı bulmuştu. Ne zaman kafasına bir şeyler takılsa ya bu koridorda yürür yada bu sektör de bulunan sosyal alanda biraz otururdu. Bugün de en azından bir kadeh içki içecek kadar zamanı vardı. Normal bir gün olsa akşamın bu saatinde S2:1 sosyal alanında yer bulamazdı ama gün içerisinde bilgi verip masa kiralayacağı günlerden biri değildi. Kutlamalar sebebiyle Hermus Meydanı dışındaki her yer neredeyse boştu ve bu boşluğunda tadını çıkartabilirdi biraz olsun.

Güney koridorunun neredeyse ortasına yakın bir yerden Yelena gördüğü ilk kapıdan içeri girdi. Eski bir dünya barı şeklinde dekore edilmiş büyük salon, masalarda oturmuş 3-4 kişi ve barmen dışında boştu. Buranın eski dünyadaki barların birebir kopyası olduğu söylenir dururdu, dünyadaki versiyonundan en belirgin farkı, her şeyin metal kancalar ile tabana, tavana ve duvarlara bağlanmış olmasıydı.

Yelena, barmenin bulunduğu ahşap görünümlü plastik bar tezgahının önüne geçti. Raflarda dizili duran onlarca farklı çeşit eski içkiye baktı. Değişik bir şey tadabilmek ne kadar güzel olurdu diye düşündü. Düşüncesi barmenin sesiyle bölündü.

"Bira mı, rom mu?"
"Bu akşam rom olsun lütfen."

Barmen elinde bulunan iki seçeneği de söylemişti. İçki hiç bir zaman koloninin bir önceliği olmamıştı. Ellerinde her zaman bulunan sadece iki çeşit vardı. Bira ve rom. Yelena'da diğer bir çok arkadaşı gibi buraya geldiğinde bira içerdi. Bu akşama özel bir değişiklik yapmak istemişti sadece.

"Nasıl olsa özel bir gün kutluyoruz, değil mi?"

Barmen bu laflar üzerine sadece tebessüm etti ve barın altından çıkardığı bir şişeden bir bardak doldurdu. Yelena'ya uzattı. O da daha fazla bir şey söylemeden içkisini alıp, pencere kenarına bir yere oturdu. Diğer masalardaki insanlar bağıra çağıra bir şeyler anlatıyor ve sonra hep beraber gülüyorlardı. Yelena bugün bile kafa dinleyemeyeceğini düşündü. Muhtemelen Hermus Meydanı'na yakın olmayan sosyal alanlarda hiç kimse yoktu, hatta barmen bile bulunmayabilirdi. İçki içmeden küçük yaşam alanına dönmemeye kararlı olan Yelena için tek şans bu salondu ve hedefine de ulaşmıştı.

Bir süre pencereden dışarı baktı. İçkisinden bir kaç yudum aldı ve tekrar dışarı baktı. Buradan başka yerleri de görebilecek miyim diye düşündü. Yine içkisinden bir kaç yudum aldı, bu sefer saatini kontrol etti. Luca dönmüş olmalıydı. İçkisini son damlasına kadar kafasına dikti ve boğazındaki yanmayı tüm hücrelerinde hissetti. Artık gitme vakti gelmişti.

Barın kapısından çıktıktan sonra biraz daha koridorda yürüdü. Son çıkış noktasından 2. kata çıktı ve orada bulunan dış hat yatay asansörlerden birine bindi. Yatay asansörler koloniyi iki ağ şeklinde dolaşıyorlardı. Birinci ağ dış hattı çevreleyen büyük bir daire oluşturuyordu, diğer ağ ise iç hattı dolaşan küçük bir daire. Dış hat günlük yaşam alanlarına yakın bir noktadan geçiyordu. Odasına gitmek için yürüyeceği mesafeyi bu hat sayesinde minimumda tutacaktı.

Yelena'dan önce dış hat asansörüne binmiş iki kişi daha vardı ve 10 ile 15 numaralı sektörlerin yeşil ışıkları yanıyordu. Yelena'da 28'e bastı. Önce 10 sonra 15 numaralı ışıklar söndü ve son olarak 28 numaralı ışık söndüğünde Yelena asansörden indi.

Günlük yaşam alanları, yani eskilerin deyimiyle evleri vadi yamacına yaslanmış 40 metreye 40 metre bir küp şeklinde inşa edilmiş, dışarıdan bakıldığında devasa bir kutuya benzer yerlerin içindeydi. Bu kutunun içerisinde 35 metre çapında bir silindir bulunur ve bu silindir hiç durmaksızın son sürat dönerdi. Böylece santrifüj esasına dayalı 0.5 g'lik ekstra yer çekimi elde edilirdi, buna Mars'ta bulunan 0.3g de eklendiğinde 0.8g'lik yerçekim ile Dünya'nın 1g sine mümkün olduğunca yaklaşılmış oluyordu.  

Yaşam alanlarına bağlanan koridoru geçtikten sonra herkesin ilk işi yapay yer çekimi botlarını pasif hale getirmekti. Dev bir çamaşır makinesine benzeyen yaşam alanına giren Yelena'nın da ilk işi bu oldu. Kendi ufak yaşam bölmesine gidip ayağındaki botları çıkarmak için sabırsızlandı. 

Parmak izini kapının yanına okuttu ve içeri girdi. Luca'nın uyumuş olma ihtimaline karşı, ışıkları açmadı. Mümkün olduğunca sessiz davranmaya çalışıyordu. Botlarını ve üzerindeki kıyafetleri çıkardı. Oflayarak yatağın kenarına oturduğu sırada yatağın diğer tarafında bir hareketlenme oldu.

"Yelena"
"Evet ben geldim."
"Nasılsın?"
"İdare eder."

Yelena, Luca'nın yanına uzandı. Luca koloniye son gelen grup içerisindeydi ve onlara katılalı 5 yıl olmuştu. Bu süre zarfında zorunlu eğitimlerinin hepsinden başarıyla geçmiş hatta bu eğitimlerin bir tanesinde öğretmenine aşık olmuştu. Öğretmeni de ona karşılık verince dünyadan henüz 3 yıl önce gelmiş Luca Marino kendisini Yelena'nın yaşam alanında buluvermişti.

"Ne oldu?"
"Yolda amirin ile karşılaştım."
"Daiki ile mi?"
"Evet."
"Seni üzecek bir şey yapmaz o."
"Aslında o değil, onunla konuştuktan sonra kafam bozuldu. Bu dönem gideceklerin içerisinde yokum. İlginç bir liste var, adayların neredeyse tamamı askeri eğitim almış kişiler."
"Evet öyle bir söylenti dolaşıyordu ama bildiğin gibi ben henüz stajer gibiyim ve genelde her şeyden en son haberim oluyor, hatta bazen haberim bile olmuyor."

Ufak bir sessizlik oldu ardından Luca'nın derin nefes alışverişi duyuldu.

"Luca, biliyor musun, bana büyük büyük annemin ismini vermişler."
"Aaa, evet, daha önce bir kere rom içtiğinde bahsetmiştin."

Yelena yüzünün kızardığını hissedebiliyordu. Tipik bir sarhoş gibi tekrar tekrar aynı şeyi anlatacaktı az kalsın.

"İşte ben onun doğu büyüdüğü gezegene gitmek istiyorum, tekrardan."

Yelena'da dünyada doğmuştu ancak küçük yaşta annesi ile bulunup, diğer 95 kişi ile birlikte , bir Arayıcı tarafından koloniye getirilmişti. Dünya'yı hayal meyal hatırlıyordu ve orayı tekrar görmek en büyük arzusuydu.

"Bir gün göreceğine eminim."

Luca cümlesini bitirdiğinde Yelena uyumuştu bile. Luca'da kendi kolundaki titreşimli alarmını sabahın erken saatlerine kurdu. Herkesten önce Daiki'nin yanına gidebilir ve belki biraz olsun iletişim merkezinde yalnız kalabilirdi.

Daiki lacivert gökyüzüne baktı, az sonra ortalık tekrar kızıla bulanacaktı. Daiki bu kızıl manzarayı özleyeceğini düşündü. O sırada içeri Luca girdi.

"Günaydın Bay Haruto."
"Günaydın Bay Marino. Erken geldiniz bugün."
"Evet. Uyku tutmadı."
"Peki o zaman, diğerlerinin gelmesine 10 dakika var. Buralar sana emanet."

Luca yeni olduğu için bir çok şeye yetkisi yoktu. Sadece radar gözlemleri, güneş paneli tarlalarından gelebilecek hata mesajları ve bunun gibi bir kaç ıvır zıvır işlem daha.

"Emanet edilecek fazla bir şey yapmıyorum ama neyse."
"Yaptığınız hiç bir işi hafife almayın Bay Marino."
"Peki efendim"
"Sana iyi çalışmalar."
"Size de iyi günler Bay Haruto."

Daiki Haruto odadan çıkar çıkmaz. Luca cebinden dünyadan getirdiği eski bir elektronik cihaz çıkardı. İletişim merkezindeki büyük kontrol panellerinden birinin altında buluna kapağı açtı ve cihazını bir kaç kablo yardımıyla bağladı. Ardından parmakları şimşek gibi hareket etmeye başladı.

"Bundan sonraki sefer asker kökenliler ile yapılacak. Dünya'da önemli bir şeyler oluyor. Daha fazla bilgi edinmeye çalışacağım.

İmza: Teğmen L."












Tepkiler:

0 yorum:

Yorum Gönder