Arayıcı Günlükleri - 5


Daiki, düşünceli bir şekilde toplantı salonundan çıktı. Tekrar dünyaya dönmek, düşük bir ihtimal olsa da onu tekrar görebilecek olmak onu biraz heyecanlandırsa da içinde aslında korkuyordu. Uzun süredir böyle bir göreve gitmemişti ve elde ettiği bilgilere göre gezegende durum eskisinden daha da kötüydü.

Asansörden indikten sonra hızlıca Hermus Meydanı’nı arkasında bıraktı ve güney koridoruna geçti. Buradaki pencerelerden etrafı izlemek Daiki’ye her zaman rahatlatıcı gelmişti. Hem manzarası hem de bölümün ortasında yer alan dinlenme salonu için bir Sol’un son saatlerinde tercih edilebilecek bir yoldu.

Eski dünya barları şeklinde dekore edilmiş salon, masalarda oturan birkaç kişi dışında boş sayılırdı. Buranın eski gezegendekilerin neredeyse aynısı bir kopya olduğu söylenirdi. Görünüşü, insanları ve kokusu. Fotoğraflar ile arasındaki en belirgin fark ise çeşitli yöntemlerle tabana sabitlenmiş eşyalar ve polikarbon camlardı.

Ahşap görünümü verilmiş barın önünde durdu ve şişeleri incelemeye koyuldu.

“Rom mu Bay Haruto?” diye sordu barmen.

“Bu akşam değişik bir şeyler olsun. Viski.”

“Kim olsa sahte şeker özütünden yapılma romdan sıkılırdı zaten.”

Tezgahın altından çıkardığı pipetli bardağı yan tarafta duran bir şişenin borusuna bağlayıp doldurdu. Barda oturan adamın hemen önünde duran mıknatıslı altlık aktif hale geçti ve barmen bardağı oraya yapıştırdı.

Daiki içkisinden bir yudum aldı ve tekrar düşüncelere daldı. “Yaşıyor olabilir mi?” diye geçirdi aklından. Onu bırakmak zorunda kaldığı günü, geri geldiğinde bulamayışı aklından hiç çıkmamıştı.

“Çocuktuk. Sadece çocuk.”

“Bana mı seslendiniz Bay Haruto?”

“Yok, yok,” diyerek geçiştirdi barmeni. Bardağında kalanları hızlıca içine çekti ve boğazındaki yanmayı tüm hücrelerinde hissetti. Artık gitme vakti gelmişti.

Koridordan geçip ikinci kata çıktı ve orada bulunan dış hat yatay asansörlerden bir tanesine bindi. Koloniyi iki ağ şeklinde dolaşan tüneller içerisine yerleştirilmiş kabinler sayesinde insanlar daha hızlı bir şekilde belli noktalara ulaşabiliyordu. Eskiden olsa ev diyebilecekleri küçük kabinlerin toplandığı kırk metreye kırk metre olarak tasarlanmış büyük kutulara en yakından geçen tünel ise dış hattı.

Devasa kutunun içerisine yerleştirilmiş otuz beş metrelik silindirler hiç durmadan son sürat dönerek, santrifüj etkisi ile ekstra bir yerçekimi sağlıyordu. Mars’ın sıfır nokta üçüne karşılık fazladan bir sıfır nokta beş ile bu bölümler Dünya’nın yerçekimine en yakın olunan yerlerdi.

Günlük yaşam alanına ulaşan Daiki, yer çekimi botlarını pasif hale getirdi ve içeri girdi. Dev bir çamaşır makinesine benzeyen bölüme girdikten sonra aklında sadece botlarını çıkarmak ve biraz uzanmak vardı. Hemen bitişiğindeki küpte kalan Türk’ün kapısının önünde dikildiğini fark etmedi bile.

“Mai, Bay Haruto.”

“Sana da evlat.”

Henüz yirmili yaşlarının başındaki genç adam yaklaşık beş sene önce Daiki’yi tanıyan bir Arayıcı tarafından koloniye getirilmiş ve gözlem için yan küpe yerleştirilmişti. O gün bugündür de orada yaşamaya devam ediyordu.

Gencin heyecanlı bakışları yorgun adamın gözünden kaçmamıştı.

“Bir şey mi istiyordun Türk?”

“Tamir edilecekler var diyordunuz,” dedi ortak dilde. Aksanı hala bozuktu.

“Ben onu sana söyleyeli bir hafta oldu. Gecenin bu vaktinde mi yapacaksın?”

“Koloni için yapmam gereken o kadar çok iş var ki…”

“Anlıyorum.”

Genç adamın, her şeyi ve herkesi bir tehdit olarak gördüğü, vahşi bir hayvana benzediği zamanlar dün gibi aklındaydı Daiki’nin. Şimdi ise yaşadığı yeri sahiplenmiş, faydalı olmaya çalışıyordu.

“Bugün çok yorgunum. Başka  zaman gel.”

“Ke sela, ben sizinle biraz da sohbet edebiliriz diye düşünmüştüm.”

“ Ne hakkında?”

“Şey, evime yapılacak olan yeni göreve kimleri seçeceğiniz..” Genç duraksadı.

“Haberlerin çabuk yayıldığını biliyordum da bu biraz fazla hızlı olmuş. Henüz görevle ilgili bir şey düşünmedim Türk.”

“Siz ne zaman isterseniz ben hazırım Bay Haruto. Sizin için her şeyi yaparım.”

“Teşekkürler evlat. Git dinlen biraz. İyi geceler!”

“Size de efendim.”

Dış cephesi alüminyum-lityum karışımından elde edilmiş bir metalden, iç katmanı radyasyon engelleyici bir malzemeden inşa edilmiş yaşam alanları aslında Dünya’dan Mars’a yük taşıyan ilk roketlerin birinci kademeleriydi. Her bir bölüm dört metre çapında ve beş metre uzunluğunda bir iç alana sahip birer mermi şeklindeydi. Görevlerini tamamlayan taşıyıcı kademeler dev bir çamaşır makinesine benzeyen bu yapının içine yerleştirilmiş, yan yana ve üst üste konularak kişisel yaşam alanları oluşturulmuştu.

Daiki, kendi alanına girer girmez botlarını çıkardı. Hemen girişte yer alan koltuğa uzandı ve duvara gömülü duran açılabilir bölümden bir kumaş parçası çıkardı. Elinde kalan ona ait son şeydi bu. Birlikte yaşadıkları maceraları, atlattıkları tehlikeleri ve onun o tatlı yüzünü hatırlatan bir yadigar.
Yanıp sönen kırmızı ışık ve alarm sesiyle yerinden sıçradı. Ana kumanda merkezinden acil koduyla bir çağrı gelmişti. Hologram görüntü çok kısaydı.

“Bay Haruto, buraya gelseniz iyi olacak.”

Tüm o mesafeyi gitmek Daiki’nin gözünde büyüse de hiç vakit kaybetmeden silindirinden çıktı ve ilk gelen asansöre atlayarak yola koyuldu. Merkezin kapısının önünde Teğmen Luka ile karşılaştı.

“Acil durumun ne olduğu hakkında bir fikriniz var mı, Teğmen?”

“Hayır efendim. Buraya gelmem gerektiği söylendi.”

“Bakalım sorun neymiş.”

Birlikte içeri girdiler. Sorumlu subay onları karşıladı.

“Bay Haruto, Teğmen. Size hızlıca durumu anlatmama izin verin lütfen.”

Her iki adam da tamam anlamında başlarını salladı.

“İnsansız maden mekiklerimizden bir tanesinde sorun yaşıyoruz. Kuşak içinde daha önceden tespit ettiğimiz bir asteroide gitmesi için programlanmıştı ancak gezegen etrafında sapan fırlatışı yapacağı sırada kontrolden çıktı ve tamamen farklı bir rotada ilerliyor. İşin kötü tarafı bilgisayarlara ve uçuş kumandasına erişim sağlayamıyoruz.”

M1 sınıfı eski maden mekikleri yıllardır kuşaktan metal topluyorlardı ve bugüne kadar neredeyse hiç kontrolden çıkmamışlardı. İniş sırasında yaşanan sorunlar dışında en ufak bir arıza rapor edilmemişti. Koloninin elinde olanlar dışında yenilerini yapmaya hiç ihtiyacı olmamıştı ve eldekilerden birini kaybetmek zincirleme bir lojistik sorununa dönüşebilirdi.

“Teğmen, en iyi pilotlarımızdan birisiniz, belki erişim için bir yol bulabilirsiniz. Belki de bir şekilde mekiği kontrol etmeyi başarırsak uçuş kontrollerini siz devralırsınız.”

“Hemen işe koyuluyorum,” dedi Luka ve kontrol panellerinden bir tanesini başına geçti. Daiki, neden çağrıldığını sorgularcasına bakıyordu. Subay yaklaştı ve “Bir sabotaj olabilir mi Bay Haruto?”

“Bir maden mekiğini kontrolden çıkarmanın Elitlerin işine yarayacağını düşünmüyorum.”

“Belki de sadece yapabileceklerini göstermek istediler. Bugün bir tane, yarın hepsi. Eski anlaşmaları değiştirme isteklerini saklamadıkları bir gerçek.”

“O konuda haklısınız. Ben bağlantılarımdan bilgi almaya çalışacağım. Bu arada elinizde mekiğin son kod dosyası var mı?”

“Tabii. Her zaman yedekleriz.”

“Ben de onu inceleyerek işe başlayabilirim.”

Birlikte bir makinenin başına geçtiler. Sorumlu subay şifrelerini girdikten sonra bilgisayarın başından kalktı ve kontrolü Daiki’ye bıraktı. İlk bakışta hiçbir tuhaflık yoktu. Detaylı inceleme biraz zaman alacaktı. O sırada Luka Marino’nun sesi duyuldu.

“Mekiğe ulaşmayı başardım. Bir süre ben kontrol edebilirim diye düşünüyorum.”

“Şu anki tahmini rotasını ekranlara verin,” diye bağırdı sorumlu Subay.

Etrafta koşturanların gürültüsü arasında yeni rota yavaş yavaş belirdi.

“İşte bu ilginç,” dedi Daiki Haruto.

Yeni rotasına göre mekik Kuiper Kuşağına doğru ilerleyerek ardından Oort bulutunun içine girecekti. Sonrasında da zaten kontrol edilemez bir noktaya ulaşmış olacaktı.

“Eğer bir program güncellemesi atabilirsek buluta çok kısa bir süreliğine girip, ardından geri 
dönebilir,” dedi Luka.

“Hemen güncelleme paketini hazırlayın,” diye bağırdı Subay.

Oda, “Emredersiniz,” sesleri ile yankılandı.

“Mekikten kaynağı belirsiz bir sinyal alıyoruz,” dedi görevlilerden bir tanesi.

“İçeriği nedir?”

“Aktarımın tamamlanmasına 30 saniye,” yazısı ekranlarda belirdi.

“Bu bir ses dosyası.” Luka elleri ile bir taraftan mekiği kontrol etmeye çalışırken diğer taraftan da dosyayı çözmeye çalışıyordu. Daiki, bir kez daha genç pilota saygı duydu.

Aktarım tamamlandığında odaya bir sessizlik hakim oldu. Herkes merakla dosyanın içeriğini bekliyordu.

Önce odaya şiddetli bir parazit yayıldı, ardından da kulakları sağır eden bir çınlama duyuldu. Son olarak dijital ses konuştu:


“Başaramadınız.”










0 yorum:

Yorum Gönder