Arayıcı Günlükleri - 2


Genç adam kapıdan çıkmadan önce durdu ve geri döndü.

“Belki sana yardımcı olabiliriz. Bu camın bir benzeri de bizde var. Kırık ama daha büyük. Hem benimle gelirsen fikrini değiştirebilirsin. Sürekli kaçmak veya bir yerlere gitmek zorunda kalmazsın. Yıllardır güven içerisinde yaşıyoruz.”

Son cümlesini söylerken biraz duraksadı. Dışarıdan gelecek tehditleri biliyordu ve şimdiye kadar birkaç saldırı denemesini püskürtmeyi başarmışlardı. Yine de çorak topraklarda başıboş gezmekten daha az tehlikeliydi.

Kızıl saçlı kadın, eşyalarını toplamaya ara verdi. Etrafına bakındı ve ardından Arayıcı’ya döndü.

“Beni nasıl buldun?”

“Şey…”

“Bilgi karşılığında bilgi,” dedi tereddüt eden adama bakarak. “Adil bir takas.”

“Bir cihazımız var. Bir çeşit cep terminali. Hayvanlardan büyük, hareket eden ısı kaynaklarını tespit edebiliyor. Gerçi şimdilerde hayvanlar da gerçekten büyük olabiliyor ama yine de işe yarıyor. Onun sayesinde seni buldum.”

“Peki ya şu büyük kırık cam?”

“Son tarih…” dedi ve durdu. “Bir soru ve bir cevap. Sıra bende. Adın ne? Senin insanların nerede? Tek başına bu kadar süre hayatta nasıl kalabildin?”

“Ben Riva.”

Bir süre sessizlik oldu.

“10 yıldır tek başınayım. Öncesini hatırlamıyorum. İnsan grupları ile birlikte olmadım hiç. Aç mısın? Yemek ister misin?”

Eşyalarının arasından çıkardığı bir şeyi fırlattı. Genç adam havada yakaladı. Çürük, kokuşmuş bir bitkiye benziyordu.

“Bu şey için teşekkür ederim sana. Yolculuğa çıkarken tedbirli oluruz. Çantamda daha güzel yiyecekler var, eğer yemek istersen…”

“Hayır, yemem.”

Arayıcı, kadının kabalığının insanlarla fazla zaman geçirmemesine bağlı olduğunu düşündü. Yılları tek başına ve hayatta kalmaya çalışarak geçirmek onu bu hale getirmiş olabilirdi. Konuşmayı unutmamış olması bile şaşırtıcıydı.

Her ikisi de odanın bir köşesinde çantalarından çıkardıkları yiyecekleri yemeye devam ettiler. Sessizliğin içinde Arayıcı karşısındaki ilginç kadını inceleme fırsatı buldu. Narin ve zarif görünümüne rağmen güçlüydü. Oturduğu yerde dimdik duruyordu. Yüzünden ve gözlerinden bir anlam çıkartamıyordu, yüzü neredeyse ifadeden yoksun gibiydi. Daha fazla dayanamadı.

“Ne yapmayı planlıyorsun Riva? Benimle gelecek misin?”

“Sizin kırık cam, aradığım şeyi bulmak için işime yarayabilir.”

“Ne arıyorsun?”

“Sus,” dedi aniden genç kadın.

“Şey sinirlenmene…”

O kadar hızlı yerinden fırladı ki, kızıl saçları havada dalgalandı. Bir an içinde adamın yanındaydı, bir an sonra ise ağzını eliyle kapatmıştı. Kulağına eğildi:

“Sizinkilere burada olduğumu ne zaman bildirdin?” diye fısıldadı.

Arayıcı sadece kafasını iki yana salladı. Konuşamıyor, neredeyse zorlukla nefes alıyordu. Suratını kapatan eli çekmeye, bir şeyler anlatmaya çalıştı ama başaramadı.

“Cep terminaline bak. Hadi çabuk ol!”

Panikle cebinden cihazı çıkardı. Eğer gördükleri onu yanıltmıyorsa bir kaç kilometre kadar ötelerinde 5 kişi daha vardı. Riva sonunda elini çektiğinde derin bir nefes aldı.

“Benimkiler olamaz. Ben hariç sadece Toplayıcılar dışarı çıkar, onların da çıkacağı noktaları ben işaretlerim ve genellikle iki kişilik gruplar halinde çıkarlar.”

“Eşyalarını topla, gidiyoruz!”

Dışarı çıkardığı birkaç parça eşyasını hızlı hareketlerle tekrar sırt çantasına koydu. Durup bekledi.
Genç kadın dizlerinin üstüne çöktü ve durdu. Hiçbir şey yapmıyordu. Gözleri kapalı bir şekilde öylece duruyordu.

“Riva, gelenler eğer düşündüklerimse acele etmeliyiz.”

Cevap gelmedi. Bir çeşit trans halinde, tepkisiz bir şekilde orada öylece duruyordu. Çantasını sırtına taktı ve genç kadının yanına gitti.Hiç bir şey duymuyordu, görmüyordu. Silahlarını alarak kaçıp gidebilir veya kızı da kurtarıp topluluğuna katmak için bir yol arayabilirdi. Ne kadar tuhaf olurlarsa olsunlar insanlara ihtiyaç vardı. Binada hayatın devam etmesi gerekiyordu. Genç ve güzel bir kadının döngüdeki yeri önemliydi. Yıllardır yeni doğan yoktu.

Düşüncelere dalmış halde orada öylece dikilirken aniden kendisini sırt üstü yatarken buldu. Riva, kendine gelmiş ve tek bir hamle ile onu yere sermişti. Şimdi de üstündeydi.

“Tek tip, siyah kıyafetler. Tüm yüzleri kapalı, silahlılar.”

“Hordauralar,” dedi Arayıcı. “Onlar tehlikelidir. Aldıkları insanlara neler yaptıklarıyla ilgili bir sürü şey anlatılır. Bırak beni, buradan çıkmamız gerek.”

Kadın, üstünden kalktı ve eşyalarını hızlıca toparladı. Bir sırt çantasını genç adama fırlattı.

“Taşımama yardım eder misin?”

Sadece olumlu anlamda kafasını salladı.

“Tamam, çatıya çıkıyoruz.”

“Saçmalama, Riva! Tek kaçış yolumuz aşağıdaki çıkış kapısı. Çatıdan bir yere kaçamayız.”

“Hayır,” diye bağırdı sinirle, “önce çatıya eşyalarımı bırakmalıyım, oradan tekrar aşağı ineceğiz zaten.”

“Ben gelmiyorum. Vakit kaybı olacak. Bizi yakalayacaklar ve sonrasında ne yapacaklarını GO bile bilemez.”

“O zaman burada bekliyorsun.”

“Ben gidiyorum.”

Genç kadın tek eliyle Arayıcı’yı duvara yapıştırdı. Halâ adamın kollarının arasında duran çantayı diğer eliyle açtı ve ipleri çıkardı. Birlikte odadan dışarı çıkıp merdivenlerin olduğu bölüme yürüdüler. Adamı yıkıntılar arasında sağlam kalan metal direklerden bir tanesine bağladı.

“Kırık camı görmek istiyorum. Bir yere ayrılma. Ben yukarı çıkıp eşyaları bırakacağım ve geri geleceğim. Sonra birlikte buradan gideceğiz.”

“Eşyalarını da al, taşıyabiliriz. Burada bırakırsan bir daha asla bulamazsın.”

“Bana güven, böylesi daha iyi. Meleğim onları bana getirecektir.”

“Buraya kadarmış,” diye düşündü, topluluğun 23. Arayıcısı. Bu dönemde insanların hem dış görünüşünün hem de aklının sağlıklı olması beklenemezdi zaten. Boş ve kirli dünya bazı şeyleri alıp götürüyordu. Yıllarca ıssız ve çorak topraklarda yalnız başına gezmenin bir sonucu olarak kızın hayali şeyler görmeye başlamış olması da normal sayılabilirdi.

Kızıl hızlı adımlarla çıktıkları odaya geri dönerek büyük bir çantayı kaptı ve yeniden çatıya giden merdivenleri tırmandı. Birkaç dakika sonra tekrar genç adamın yanındaydı.

“Hadi, gidiyoruz, ” dedi ve ipleri çözdü. “Beni yaşadığın yere götür ve makinenizi göster.”
Birlikte aşağı inmeye başladılar. Bir kat sonra Arayıcı durdu.

“Gaz maskemi takacağım. Sen de yoksa çantamda bir tanede yedek var, onu alabilirsin.”

“Gerek yok,” diye karşılık verdi Riva. Boynuna sardığı bir kumaş parçasını ağzını ve yüzünü kapatacak şekilde yukarı çekti.

Melek kelimesi şimdi biraz olsun anlam kazanmıştı. Yıllarca zehirli gazlara ve o sise bu şekilde maruz kalmak kafayı yemesine yeter de artardı bile.

Genç adam, geldiği çıkışa yöneldiği sırada kız onu omzundan tutarak durdurdu.  Riva, bir alt katı işaret ediyordu.

“Arka taraftan çıkabiliriz. Diğerleri de oradan gelecektir.”

Şimdi biraz olsun mantıklı konuşmaya başlamıştı.

“İyi fikir.”

Birlikte binadan çıkıp, sessiz ama hızlı adımlarla sislerin içine daldılar. Görüş mesafesinin azlığı kendi yollarını bulmalarını zorlaştırsa da, yakalanma ihtimallerini de o oranda azaltıyordu. Arayıcı’nın bir gözü cep terminalindeydi. Yanıp sönen kırmızı ışıklara bakılırsa Hordauralar binaya giderek yaklaşıyordu. Kızıl’ın eşyalarını bulmalarıyla birlikte etrafa dağılarak onları aramaya çıkmaları da bir olacaktı. O sürede binalar arasındaki açık alandan uzak durarak, yıkıntılar arasında ilerleyebilirlerse güvenli bir noktaya ulaşabileceklerdi.

Her şeye rağmen oradan uzaklaştıkları için memnundu. Eğer yolu doğru tahmin ediyorsa biraz dolaşıp tekrar gelirken kullandığı yola çıkabileceklerdi. Uzun bir süre hiç konuşmadan yürümeye devam ettiler.

“Şu ileride bir tepe var. Orada biraz soluklanabiliriz.”

Arayıcı’nın yüzü gaz maskesinin havasızlığından terlemişti. Nefes alıp vermek rahatsız ediyordu. Genç kadın ise hiçbir şey olmamış gibi yürümeye devam ediyordu.

Sisin zehirli olduğu yıllardır söylenirdi ama neye, nasıl zarar verdiğini bilen birine rastlamamışlardı. Belki de yavaş yavaş kafayı yedirten cinsten bir şeydi. İnsanlar melek, hayalet gibi şeyler görmeye başlıyordu herhalde.

Bir müddet tepede oturdular.

“Bizim kırık camda ne bulacaksın Riva? Ne arıyorsun?”

“Söylesem de anlamayacaksın.”

“Bir denesen.”

“10 yıl önce, benim ihtiyarın son sözleriydi. Gitmem gereken yeri söyledi. Orada beni anlayacaklarını, beni tanıyacaklarını ve bana yardım edeceklerini söyledi.”

“Neresiymiş o yer? Belki biliyorumdur.”


“Lemuria,” dedi Riva.

0 yorum:

Yorum Gönder